USA SABAH 17 Kasım 2018 Cumartesi
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 11 Eylül 2018 Salı 16:25
  • Güncelleme saati: 16:25

İdlib’de ne olacak?

Cuma günü Tahran'da çok önemli bir zirve yapıldı. Türkiye, Rusya ve İran Cumhurbaşkanları üçlü zirvede bir araya gelerek Suriye'nin geleceğini konuştu. Ancak asıl merak edilen İdlib'le ilgili çıkacak sonuçlardı. İdlib'de yaşayan 4 milyon sivilin gözü kulağı bu zirveden çıkacak sonuçlardaydı. Aslında tüm dünya bu zirveyi merakla izledi desek yanılmış olmayız.

İran'ın Rus ve Türk yetkililere bilgi vermeden müzakereleri canlı yayınlamasıyla tarihte bir ilki yaşadık. Üç ülkenin çok kritik bir konuda yaptığı görüşmelerin tamamını izleme şansı bulduk. Yapılan görüşmelerde üç ülkenin İdlib konusunda ayrıştığı görülüyordu. Rus lider Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani verdikleri mesajlarda İdlib'le ilgili iştahlarını açık bir şekilde ortaya koydu. İki lider eli kanlı Esad rejiminin ülkede muhaliflerin elindeki bölgelerin önemli bir kısmını kontrol altına almasının verdiği güvenle konuşuyordu. Onlara göre ülkenin çoğunluğu "teröristlerden" temizlenmişti. Şimdi sıra İdlib'deydi.

Müzakerelerdeki havayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın verdiği mesajlar dağıttı. Erdoğan İdlib'le ilgili mesajlarında genel çerçeveyi şu üç vurguyla çizdi: 1. İdlib'in mevcut statükosu korunmalı. 2. Terörle mücadele kisvesi altında İdlib'de bir oldu bittiye izin verilmemeli. 3. İdlib terörden arındırılmalı ancak sivil halk ve terör grupları birbirinden ayrılmalı. Erdoğan bu net çerçevenin ardından önemli bir çağrı yaptı. İdlib'de bir ateşkes ilan edilmesini istedi. Bu çağrının İran'ın haber vermeden canlı yayınladığı müzakerelerde açık bir şekilde dile getirilmesi önemliydi. Nitekim Rus ve İran tarafı buna karşı çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun üzerine tarafların silah bırakması gerektiğini vurguladı. Müzakerelerin ardından yapılan üçlü görüşmede konu yeniden gündeme geldi. Daha sonra yapılan basın toplantısında hem Putin hem Ruhani tarafların silah bırakması gerektiğini söyleyerek Erdoğan'ın önerisini kabul ettiklerini açıkladı.

Bu tarihi zirvenin ardından İdlib'de ne olacağı merakla bekleniyor. Zirvenin ardından yayınlanan 12 maddelik bildiride konuyla ilgili bazı ipuçları yer alıyor. Bu ipuçları 2, 3 ve 4. Maddelere serpiştirilmiş. İkinci maddede yer alan "Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişim reddedilmiş" vurgusu Tahran ve Şam rejiminin İdlib'deki faaliyetleriyle ilgili. Üçüncü maddedeki "İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki durumu Astana formatını tanımlayan işbirliği ruhuna uygun olarak ele almayı kararlaştırmışlardır" ifadesi önemli. Çünkü Astana formatı 3 ülkeden birinin mutabık kalmadığı bir adımın Suriye'de atılmamasını öngörüyor. 4. Madde ise terörle mücadelede ateşkese katılan gruplar ve sivil halk konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bu vurguların hepsi Ankara'nın talebiyle metne yerleştirilmiş diplomatik ifadeler. Yani metne bakıldığında İdlib'le ilgili önümüzde pozitif bir sürecin başlayacağına ilişkin beklentiye girilebilir. Gruplara yapılan silah bırakma çağrısı rejim ve destekçilerinin İdlib'e saldırılarına bir süre ara vereceği, bölgedeki teröristlere yönelik koordineli bir mücadele yapılacağı anlamı taşıyabilir. Peki, bu gerçekleşecek mi? Kimi zaman kağıt üzerinde yazanlarla sahadaki gerçekler örtüşmeyebiliyor. Suriye iç savaşı verilen sözlerin tutulmadığı örneklerle dolu. Bu yüzden rejim ve destekçilerinin bundan sonra atacakları adımları yakından izlemek gerekiyor. Peki, rejim ve destekçileri Tahran bildirisindeki kriterlere uymazsa ne olacak? Bunun cevabını da Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi. Erdoğan "Rejimin çıkarları uğruna on binlerce masum insanın öldürülmesine göz yumulması durumunda, biz böyle bir oyunun ortağı da seyircisi de olamayız" dedi. Umarım Türkiye'nin çabaları karşılığını bulur. İdlib'de yaşayan 4 milyon insan büyük bir ateşin içine itilmez.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları