USA SABAH 20 Ağustos 2018 Pazartesi
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 06 Ağustos 2018 Pazartesi 13:25
  • Güncelleme saati: 13:32

Türkiye-ABD krizinin çözümü için yol haritası

Türkiye 1940'larda ekonomisi zayıf, sanayisi, teknolojisi olmayan bir ülkeydi. Nüfusu kalabalık değildi. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ortada büyük bir enkaz kalmıştı ve genç Cumhuriyet bu enkazın üzerine yeni bir devlet ve toplum inşa etmek için çabalıyordu. İkinci dünya savaşı bu inşa çabasına balta vurmuş, ülke savaşa girmese bile bunun ekonomik etkilerinin altında adeta ezilmişti.

Üstelik kuzey komşusu Sovyetler 1940'ların sonunda Ankara'dan toprak istemişti. Türkiye Sovyetlere direnecek kadar güçlü değildi. Bu yüzden yeni ittifaklara, Sovyetleri dizginleyecek dostlara ihtiyacı vardı. Bu kapsamda ABD, NATO yani batı ittifakı Türkiye için en iyi seçenekti. ABD'nin de Türkiye'ye ihtiyacı vardı. Türkiye Sovyetlerin güneye inmesini engelleyecek, Moskova'yı çevreleyecek, bu yüzden ABD'ye yakın olması gereken önemli bir aktördü. Bu ilişki karşılıklı faydaya dayanıyordu. Türkiye o dönemin zayıf aktörü olarak ABD ve NATO'ya bağımlıydı.

Bu bağımlılık gerçeğine rağmen Soğuk Savaş'ın en netameli dönemlerinde bile Ankara ABD ile çıkar çatışması yaşadığında çıkarlarından vazgeçmedi. Örnekleri var. 1974'te yapılan Kıbrıs Barış harekatı ABD'nin karşı çıkmasına rağmen gerçekleştirilmişti. Aynı dönemde iki ülke arasında yaşanan haşhaş krizi de devam ediyordu. Bu iki gelişme nedeniyle ABD Türkiye'ye yaptırım uygulama kararı aldı.

Özetlemem gerekirse Türkiye en zayıf olduğu ve ABD'ye en çok ihtiyaç duyduğu Soğuk Savaş döneminde bile hayati çıkarlarını gözardı etmedi ve ABD'ye rağmen davranarak yaptırımlara rağmen çıkarlarının peşinde koştu.

Şuanda durum nasıl? Soğuk Savaş bitti. Köprünün altından çok sular aktı. Türkiye ekonomisini, ihracatını, teknolojisini, sanayisini geliştirdi. Ankara artık SİHA yapan birkaç ülkeden biri haline geldi. Nükleer santrallerin inşaatına başladı. Türkiye'nin insan kaynağı büyüdü, nüfusu arttı. Ordusu dünyanın sayılı ordularından biri haline geldi. Soğuk Savaş'ın deli gömleğinden kurtulan Ankara Rusya, Çin gibi ülkelerle de diplomatik ilişkilerini geliştirdi. Ortadoğu ve Balkanlarda toplumlar üzerindeki yumuşak gücünü belli bir noktaya getirdi.

Dünyada Soğuk Savaş'ın izleri kalmamışken, dünya bu kadar değişmişken, Ankara bu kadar serpilmişken ABD hala Türkiye'den 1960'ların dünyasına göre davranmasını bekliyor. Ankara ile eşit ilişki kurmaktan kaçınıyor. Ankara'nın çıkarlarını görmezden gelmesini, Türkiye'nin tek taraflı bir politikayla ABD'nin çıkarlarını gözetmesini istiyor. Bu olacak şey değil.

ABD 15 Temmuz'da Türkiye'de kanlı bir darbe girişimi gerçekleştiren Fetullah Gülen'i korumaya devam ediyor. Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü PKK ile işbirliğini sürdürmeye devam ediyor. Türkiye'nin hava savunma sistemini güçlendirecek hamlelere destek olmuyor, aksine Rusya ile yürütülen S400 görüşmelerine karşı çıkıyor. Türkiye'ye verdiği sözleri tutmuyor. Daha önce kendisinin İran'a uyguladığı ambargoyu deldi diye uluslararası hukuka aykırı olarak suçsuz bir Türk vatandaşını, Hakan Atilla'yı hapiste tutuyor. Daha sonra Obama döneminde İran'la anlaşarak ambargoyu kaldırıyor. Sonra Trump yönetiminde yeniden ambargo uygulayarak Türkiye'ye "İran'dan doğalgaz alma" diyor. Peki, Türk vatandaşları doğalgaz olmadan nasıl ısınacak? Tüm bunların yanısıra, Türkiye Suriye'de yaşamsal çıkarlarını savunduğu için Ankara'ya örtülü silah ve ekonomik ambargo uygulamaya çalışıyor.

Ortada zaten 2010'dan bu yana dalgalı bir şekilde devam eden krizler zinciri var. Pastor Brunson'un Türkiye'de tutuklanması bunların hepsinin üstüne geldi. Brunson tutuklanmasaydı da Türkiye-ABD ilişkileri krizin derinleşmesi için bir gerekçe bekliyor olacaktı. Çünkü bu krizin sebebi Türkiye'nin attığı adımlar değil, ABD'nin Soğuk Savaş'ın bittiğini, daha sonra da çevresindeki tek kutuplu dünyanın yıkıldığını anlayamamasıdır. ABD bu gerçeğin farkına varmadığı müddetçe ikili ilişkilerde düzelme yaşanmayacak, dalgalı, inişli çıkışlı kriz zinciri sürmeye devam edecektir. Birileri Beyaz Saray'da Trump'a bu gerçeği anlatmalıdır. Dünya değişti. Bunu kabullenmemek ABD'ye kaybettirecektir.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları