USA SABAH 19 Haziran 2018 Salı
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 08 Haziran 2018 Cuma 16:12
  • Güncelleme saati: 16:12

ABD’nin müttefiklerle savaşı ve Türkiye

ABD'nin ithal ettiği çelik ve alüminyuma ek gümrük vergisi uygulama kararı alması Atlantik'in iki yakasını karşı karşıya getirdi. ABD'nin ek gümrük kararı doğrudan AB'yi ilgilendiriyor. Üstelik bu karardan Meksika, Kanada ve Japonya gibi ülkeler de nasibini aldı. Aslında New York Times'ın kullanmayı tercih ettiği başlık gelişmeleri net bir şekilde özetliyor. Ek Gümrük kararına karşı çıkan gazete gelişmeyi okurlarına "ABD'nin dostlarına savaş ilanı" (America declares war on its friends) başlığıyla duyurdu.
AB'nin, Washington'un bu kararına tepkisi sert oldu. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ABD'nin AB'ye başka bir seçenek bırakmadığını vurgulayarak, uyuşmazlığın çözümü için Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) başvurulacağını ve ABD'den ithal edilen ürünlere ek gümrük vergisi uygulanacağını belirtti. Juncker, "Onlar ne yapıyorsa, biz de yapabiliriz" dedi.

Trump'ın bu kararı küresel bir ticaret savaşını tetiklemişe benziyor. ABD'nin dünyanın genel ekonomik gidişatının kendisini olumsuz etkilememesi için korumacı bir çizgiye kayıyor. Ancak bu sadece Trump'la başlayan bir eksen kayması da değil. SETA'nın bu gelişmeleri anlamlandırmak için kaleme aldığı harika bir raporu var. Rapor "Yeni Korumacılık ve Ticaret Savaşları" başlığını taşıyor. Raporda "ABD ve İngiltere gibi gelişmiş̧ ülkeler 1929 krizinden sonra 'Komşunu fakirleştir, kendini zengin et' dürtüsü ile hareket ederek küresel krizin etkilerinden kurtulmak için korumacı önlemlere başvurmuşlardır' denildikten sonra aslında Obama yönetiminin bu çizgiye kaydığını gösteren veriler sunuyor. ABD'nin ticaret savaşını tetikleyen adımının 2009'da yürürlüğe koyduğu 'Recovery and Reinvestment Act of 2009' olduğu belirtiliyor.

Ancak asıl vurgulamak istediğim bu değil. Geçtiğimiz hafta bu köşede Türkiye'deki 24 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye-AB ilişkilerinde yeni filizlenmelerin olacağını söylemiştim. Bunu ABD ile AB'nin ayrışan politikalarına ve bu konjonktürde Brüksel ile Ankara'nın birbirine duyduğu gereksinime bağlamıştım. Washington ile Brüksel'in birbirine karşı başlattığı ticaret savaşı bu gereksinimi bir kez daha kanıtladı.

Peki Brüksel ve Ankara'nın politika yapıcıları bu gereksinimin farkında mı? Geçtiğimiz hafta iki başkentin bu konudaki farkındalığını ortaya koyan önemli bir gelişme daha oldu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Almanya'ya gitti ve bir anma programı kapsamında Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya geldi. Görüşme sonrasında Çavuşoğlu Merkel'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı 24 Haziran seçimleri sonrası Almanya'ya davet ettiğini söyledi. Bu iki ülke arasında ilişkilerin canlandırılması için atılan iyi niyetli bir adımdı. Peki gerisi gelecek mi?

Diplomasi kulislerine göre, evet, gerisi gelecek. Almanya ile Türkiye arasında, yani Brüksel ile Ankara arasında yaşanan sorunların başında Almanya'nın Türkiye'den kaçan, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin mimarı FETÖ'cülerin iadesi konusu yer alıyor. Diplomasi kulislerinde Almanya'nın 24 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye'nin dikkatle takip ettiği bu konuda önemli bir adım atacağı konuşuluyor. Almanya Ankara'nın kendisinden istediği bazı isimleri Türkiye'ye iade ederse ilişkiler şüphesiz hiç olmadığı kadar hızla düzelecektir.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları