USA SABAH 22 Şubat 2018 Perşembe
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 13 Şubat 2018 Salı 17:28
  • Güncelleme saati: 17:28

Düşük yoğunluklu dünya savaşı

Bölgede vesayet savaşları yerini gerçek aktörlerin burun buruna geldiği bir sürece bırakıyor. Artık sadece irili ufaklı grupların, terör örgütlerinin kullanıldığı bir gerilimden bahsetmiyoruz. Ülkeler gelişmelere doğrudan müdahale ediyor. Suriye, Irak, Lübnan, Kudüs ve Yemen hattındaki tansiyon, sürece müdahil olan ülke sayısı göz önüne alındığında 'düşük yoğunluklu 3. Dünya savaşı' olarak nitelenebilir. Bu savaşın gelecekteki yoğunluğu ve çapını aktörlerin bundan sonra atacağı adımlar belirleyecek.

En önemli mücadelenin Suriye üzerinde yaşandığı söylenebilir. Suriye'de anahatlarıyla dört aktör sahada yer alıyor. ABD, Rusya, Türkiye ve İran. Bu dört ülkeden üçünün Suriye ile sınır komşusu olmadığını, ABD, Rusya ve İran'ın güç mücadelesi ve alan kazanma bağlamında Suriye'de faaliyet yürüttüğünü belirtelim. Bu dört ülkeden sadece Türkiye sınırlarının ve vatandaşlarının güvenliği ve daha fazla mültecinin önüne geçmek için, yani meşru müdafaa kapsamında Suriye'de operasyon yürütüyor. Türkiye Fırat Kalkanı ile terör örgütü DEAŞ'a karşı başlattığı operasyonlarını bu kez terör örgütü PKK'ya karşı Zeytin dalı operasyonu ile sürdürüyor. ABD ise Suriye sahasında terör örgütü PKK/YPG ile ortaklık kuruyor. Rusya'nın birlikte hareket ettiği aktörler Şam rejimi ile İran yanlısı milisler.

Son dönemde Suriye sahası aktörlerin parçalı koalisyon kurduğu bir hüviyete büründü. Çatışmasızlık Bölgesi'nin kurulduğu İdlib'de Rusya ve Türkiye eşgüdüm içerisinde hareket ediyor. İran ve Şam rejimi ise Rusya ve Türkiye'nin İdlib'e istikrar kazandırma arayışından rahatsız. Bu yüzden iki aktör İdlib'de Türk askerini hedef almaya çalışıyor. İdlib'deki çalışmalardan ABD'nin de rahatsız olduğu, bu kapsamda ABD yanlısı gurupların Rus uçağını düşürdüğü vurgulanmalı.

Şam rejimi ve İran'ın Ankara'nın zeytin dalı operasyonundan da rahatsız olduğu bu yüzden terör örgütü PKK'ya destek sağladığı da söylenebilir. Aynı aktörler Suriye'nin diğer tarafında ise terör örgütü PKK'nın kontrolündeki noktaları hedef aldı. ABD terör örgütünün yardımına koşarak rejim ve İran yanlısı milisleri bombaladı.

Suriye'deki bu karmaşık tabloya geçtiğimiz hafta İsrail de dahil oldu. Cumartesi günü yaşanan gelişmeleri sıralayalım: İsrail İran'a ait olduğu belirtilen bir İHA'yı düşürdü. Daha sonra Şam çevresindeki rejim noktalarını havadan vurdu. Bu sırada Rejim İsrail'e ait bir F-16'yı düşürdü. Bunun üzerine İsrail Rejime ait noktalara yeni hava saldırıları düzenledi.

İsrail bir yandan da Lübnan'ı tehdit ediyor. Lübnan düşük yoğunluklu üçüncü dünya savaşında Suriye'den sonra ikinci potansiyel sahayı oluşturuyor. Lübnan'ın geçtiğimiz hafta İsrail saldırılarına karşılık vereceğini açıkladığını hatırlatalım. Lübnan'ın yine yakın dönemde Başbakan Hariri'nin Suudi Arabistan'da alıkonulduğu haberleriyle gündeme geldiğini anımsayalım. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri yakın zamana kadar Lübnan konusunda İsrail yanlısı aktif rol oynuyordu. Ancak iki ülke istenilen başarıyı yakalayamamış olmalı ki İsrail sürece doğrudan müdahil olma kararı aldı. İsrail bu fotoğrafta toprak genişletmeye çalışan bir aktör olarak öne çıkıyor. Trump'ın Kudüs kararı bu kötü niyetli girişimlerin bir parçası.

Bu fotoğrafın eksik parçası ise Yemen. Yemen'de Suudi Arabistan ile İran vekaletler savaşı yürütüyor. Orada yaşananlar büyük resmin gölgesinde kalsa da Suriye'de ve Lübnan'da yaşanacaklara bağlı olarak yeniden alevlenebilir.

Özetlemek gerekirse bölge sancılı ve sürprizlere açık bir süreçten geçiyor. Türkiye bu kaotik ortamda sınırlarını korumak ve terör örgütlerini etkisiz kılmak için elini çabuk tutmalı.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları