USA SABAH 19 Ekim 2017 Perşembe
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 07 Ağustos 2017 Pazartesi 12:57
  • Güncelleme saati: 12:57

S-400'lerin Türk-Amerikan ilişkilerine etkisi

Ankara'da muhabirlik yaptığım yıllarda yakından takip ettiğim konulardan biriydi. Türkiye bölgesel gelişmeleri ve stratejik tehditleri gözönüne alarak hava savunma sistemini geliştirme kararı almıştı. Uzun menzilli hava savunma füzesi üretimine geçilecekti. Bu konuda Türkiye'nin yakın müttefik olarak gördüğü NATO üyesi ülkelerden de destek alınacaktı. Ankara'nın temel hedefi uzun menzilli hava savunma füzesini NATO üyesi bir ülkeyle ortak üretmekti. Yani teknoloji transferi en az ucuz fiyat kadar temel şartlardan biriydi. Ankara savunma alanında dışa bağımlı bir yapıyı artık taşımak istemiyordu.

Bunun için 2010 yılında Türk Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi ihalesine çıkıldı. İhaleye ABD, Rusya, Çin ve İtalya-Fransa ortaklığıyla dört firma girdi. Çinli CPMIEC dışındaki firmalar teknoloji transferi ve ortak üretime sıcak bakmıyordu. Aynı zamanda fiyat teklifleri de bir hayli yüksekti. Bu yüzden CPMIEC ile masaya oturma kararı alındı.

Bu karar alınınca Türkiye'nin savunma sisteminin NATO'ya entegrasyonu meselesi gündeme getirildi. Ancak Ankara Çinli firma ile görüşmelerini sürdürdü. Görüşmeler 2015 yılı sonuna kadar devam etti. Ancak Çinli firma da teknoloji transferi konusunda Ankara'nın taleplerini tam olarak karşılamadı. Bu yüzden süreç iptal edildi. Sürecin iptal edilmesinde şüphesiz başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerinin rahatsızlıklarının da etkili olduğunu düşünüyorum. Diğer bir deyişle Ankara uzun menzilli füze savunma sistemi konusunda ABD'ye bir şans daha verdi.

Ancak ABD, savunma alanındaki çok stratejik bu konuda Türkiye'nin kendisine bağımlı olmasını istiyor. Bu yüzden teknoloji transferine sıcak bakmıyor. Oysa Ankara'nın savunma alanında kaybedecek vakti yok. Başta Suriye olmak üzere bölgenin durumu ortada. Türk milletinin hayati çıkarları basit denklemlere feda edilemez diye düşünüldü. Hava savunma sisteminde bu kez Rusya ile masaya oturuldu ve S-400 hava savunma sisteminin Türkiye'ye konuşlanması ve teknoloji transferi için görüşmelere başlandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamaya bakılırsa S-400 görüşmelerinde sona gelindi. Erdoğan 25 Temmuz'daki açıklamasında 'Rusya Federasyonu ile bu konuda gerekli adımları attık, imzalar atıldı ve inşallah S-400'leri ülkemizde göreceğiz. Bunların ortak üretimiyle de süreci işleteceğiz' dedi.

Ankara'daki kaynaklarım henüz son imzanın atılmadığını söylese de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerinden S-400 görüşmelerinin neredeyse nihayete erdiği anlaşılıyor. ABD bu durumu yine benzer bir tepkiyle karşıladı. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford, Türkiye'nin Rusya'da S-400 hava savunma sistemlerini satın alması durumunda, bunun ABD için 'endişe' yaratacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD'den yükselen bu tepkilere 'Biz yıllardır ABD ile bu tür şeylerde istediğimizi yapamıyorsak, alamıyorsak arayış içerisinde olmak durumundayız ve bunlar bu arayışın bir ürünüdür' sözleriyle yanıt verdi. S-400'lerin NATO sistemleri ile uyumsuz olduğu eleştirilerini de 'Yıllardır bir NATO ülkesi olan Yunanistan S-300'leri kullanıyor. Niye sesleri çıkmadı? Türkiye olunca niye rahatsız oluyorlar?' Sorusuyla karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan haksız sayılmaz. Nitekim ABD de bu çifte standardı görüp bir açıklamayla ön almaya çalıştı. Daily Sabah yazarı Ragıp Soylu'ya konuşan Pentagon kaynakları Yunanistan'ın sahip olduğu S-300'lerden de kaygı duyduklarını vurguladı.

Elbette bu açıklamaların hepsi meselenin diplomasi ayağını oluşturuyor. Bu diplomatik çıkışların ardında yatan çok basit bir fotoğraf var. ABD Türkiye'nin savunma konusunda kendisine bağımlı olarak kalmasını istiyor. Türkiye'nin Rusya ya da Çin ile savunma işbirliğine girmesine karşı çıkıyor. Ankara ise hava savunma alanındaki güvenlik açığını kapatacak bir sistemi yıllardır arıyor. Bunu dışarıya bağımlı olmamak için teknoloji transferiyle gerçekleştirmek istiyor. Önceliği başta ABD ve NATO ülkelerine verse de oradan taleplerini karşılayacak adımlar gelmeyince önce Çin şimdi de Rusya ile sorununu çözme arayışına girdi. Yapılan açıklamalara göre bunda da başarı kazanmışa benziyor.

Önümüzdeki dönemde Türkiye'de konuşlanacak S-400'lerin ABD ile kırılgan ilişkileri negatif etkileyeceğine yönelik değerlendirmeler yapılıyor. Oysa tam aksi bir tablo ile karşılaşacağız. Bu füzelerin hedefi Türkiye'nin güvenliğini sağlamak olacak. S-400'ler şüphesiz ABD uçaklarını ya da diğer müttefikleri hedef almayacak. Bilakis hem Türkiye'nin hem de bölgenin güvenliğine hizmet edecek. Ancak bu konjonktürde hava savunma açığını kapatan Türkiye'nin eli güçlenecek, bu yüzden Ankara'nın değeri müttefiklerinin gözünde artacak. Savunmada bağımsızlığı artan Türkiye için müttefikleriyle daha eşit bir ilişki kurma imkanı doğacak. Bunun özellikle ABD ile ilişkilere pozitif yansıyacağını düşünüyorum. ABD'nin hava savunma açığını da kapatmış bir Türkiye'yi örneğin PKK konusunda daha fazla rahatsız edecek adımlardan kaçınacağına inanıyorum.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları