USA SABAH 21 Kasım 2017 Salı
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 30 Haziran 2017 Cuma 15:22
  • Güncelleme saati: 15:22

FETÖ zihniyetinin karanlık yüzü

15 Temmuz 2016'da teşebbüs edilen ve 249 kişinin hunharca katledildiği darbe girişiminin ardında ABD'de yaşayan Fetullah Gülen'in yönettiği FETÖ'nün olduğu bir sır değil. Ancak buna rağmen ABD ve Avrupa'daki bazı kesimler FETÖ'nün böyle kanlı bir darbe girişimine kalkışamayacağı tezini işliyor. Onlara göre FETÖ bir terör örgütü değil, gönüllülerden oluşan bir iyilik ve eğitim teşkilatı. Geçtiğimiz günlerde batı basınında FETÖ'den 'Türkiye'nin en eğitimli kesimi' olarak bahseden bir yazı görmüştüm. Bunları yazıp çizenler FETÖ'ye inandıkları için bu tezleri ileri sürmüyorlar. FETÖ'yü Türkiye'ye karşı kullanışlı bir aparat olarak gördüklerinden bu örgüte şimdilik sahip çıkıyorlar. Yani dertleri FETÖ'yü aklamak değil Türkiye ile hesaplaşmak.

Bu yazının muhatabı FETÖ'nün çirkin yüzünü bildiği halde onu savunanlar değil. Bu yazılardan etkilenerek FETÖ'nün gerçek yüzünü fark edemeyen okurlar için yazıyorum. Aşağıda yazacaklarım 'Türkiye'nin en eğitimli kesimi' denen FETÖ örgütünün zihin yapısı ve örgüt tabanının inanç biçimiyle ilgili önemli veriler sunacak.

Geçtiğimiz günlerde Bursa'da FETÖ'ye ilişkin bir davada karar duruşması yapıldı. Mahkemeye gelen sanık yakınlarının çantalarında yapılan aramalarda birçok kilit bulundu. Bu görüntüye şaşıran polis memurları sanık yakınlarına bu kilitleri neden taşıdıklarını sordu. Verdikleri yanıt ilginçti: Bu kilitlere okuyup üflüyoruz, tam karar sırasında kilitleri açacağız böylece yakınlarımız serbest kalacak.

Yanlarında taşıdıkları kilitlerle hakim kararını etkileyebileceklerine inanan bir insan kitlesiyle karşı karşıyayız. Bu rasyonel bir zihne sahip insanların anlayabileceği türden bir düşünce ve inanç dünyası değil. Hurafelerle, körü körüne inançla bezenmiş, varlığını kötücül bir topluluğa adamış bir tasavvurdan bahsediyoruz.

Benzer absürtlüklere Bylock'la ilgili yaptığım araştırmalarda da rastlamıştım. Bilmeyenler için Bylock'un FETÖ'nün gizli iletişim için kullandığı bir uygulama olduğunu söyleyeyim. Bylock'un sunucusu MİT tarafından hacklendi ve içerisindeki 18 milyon yazışma deşifre edildi. Bu yazışmalarda FETÖ mensuplarının zihin dünyasının nasıl hurafe ve batıl inançlara boğulduğu açıkça ortaya çıkıyor.
Türkiye'de hakimlik sorularını çalarak örgüt tarafından hakim yapılan ve aldığı kararlarla örgütün çıkarlarına hizmet eden birinin yazışmasını aktarmak istiyorum. 2015 yılında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan hakim Bylock'taki diğer örgüt mensuplarına şöyle yazmış: 'Kardeşlerim. Ben gözaltındayken eşim evde uyuyormuş. Sonra kapının açıldığını duymuş. Başını kaldırıp sesin geldiği yere gitmiş. Sonra Hocaefendimizi (Fetullah Gülen) evin içinde görmüş. Yani hocamız ben gözaltındayken evimizi denetime gelmiş. Hocamız bizden razıymış ki evimize gelmiş. Allah bizimle beraber.'

Görevi hakimlik olan bir kişinin tuhaf inanç dünyasından bahsediyoruz. Hakim olacak kadar hukuk eğitimi almış ancak bu ABD'deki Fetullah Gülen'in bir gece İstanbul'a, kendi evine gelebileceğini düşünecek ve buna inanacak kadar gerçeklikten kopmasını engellememiş. Bu mesajı paylaştığı diğer örgüt mensuplarının da bu halüsinasyona körü körüne iman ettiğine şüphe yok.

Sosyal medyada FETÖ mensubu olduğunu bildiğimiz yüzlerce hesap paylaşılan bu tür zırvalarla dolu. Kimi FETÖ mensupları halen Gülen'in gidişatı değiştireceğine, Türkiye'de ikinci bir darbe olacağına, Türkiye'nin Gülenistlerin eline geçeceğine inanıyor. Birçoğuna göre Mehdi (kutsal kurtarıcı) ortaya çıkacak ve önce Türkiye'yi sonra dünyayı ele geçirmeleri için onlara yardımcı olacak.

Bu akıl bulanıklığı FETÖ mensuplarını Türkiye'deki her kesimin telin ettiği günahlara itti. Gülen'in radikal taraftarları ilahi bir güç tarafından korundukları ve izledikleri yolun hak yol olduğu düşüncesine inandıkları için Türkiye'deki bütün suçları gönül rahatlığıyla işlediler. Kamuya girmek için soru çalarken de haksız yere insanları cezaevlerine atarken de 15 Temmuz'da masum insanları öldürürken de tek bir şeye inanıyorlardı: Bu fiilleri suç olsa da, hem İslam hem de evrensel hukuk kuralları tarafından yasaklansa da amaçları masumdu ve hepsi Fetullah Gülen'in şefaatine nail olarak, günahları affedilecek ve cennete gideceklerdi. 15 Temmuz'da Çengelköy'de sivilleri katleden bir komutanın ses kaydı bunu kanıtlayan en güzel örneklerden biridir. Komutan emrindeki askere sivilleri öldürmesi talimatı verirken 'Onlar da cennete gidecek' diyordu.

Peki bu inanç dünyasının DEAŞ'tan farkı var mı? Bir DEAŞ'lı terörist masum sivilleri öldürürken iki şeye inanır: Öldürdüğü insanların din dışı olduğuna, bu yüzden öldürülmeyi hak ettiklerine. Ya da öldürdüğü insanlar Müslümansa, kutsal bir amaç uğruna öleceklerine, bu yüzden cennete gideceklerine.

Karşı karşıya olduğumuz büyük problemin farkında mısınız? Karşımızda ne kadar sekürler eğitim alırsa alsın, akademik titri, görevi ne olursa olsun beyni hurafelerle ve batıl inançlarla yıkanmış devasa bir kitle var. Türkiye şu an bu kitlenin enterne edilmesi ve rehabilitasyonu ile uğraşıyor. ABD ve Avrupa'daki bazı ülkelerin benzer sorunlarla karşılaşmaması için şimdiden tedbir alması şart.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları