USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 29 Haziran 2017 Perşembe 13:53
  • Güncelleme saati: 13:53

Türkiye'nin Suriye'deki yeni hedefi

Suriye'de tuhaf gelişmeler oluyor. ABD geçtiğimiz günlerde Rakka'ın doğusundaki Tabka bölgesinde Suriye rejimine ait bir savaş uçağını düşürdü. ABD'nin gerekçesi Suriye uçağının müttefiki SDG adı altındaki terör örgütü YPG güçlerini tehdit ettiği yönündeydi. Ruysa bir günlük sessizliğin ardından bu operasyona sert tepki gösterdi. Rusya'nın açıklamasına göre sorun SDG/YPG'nin Rakka'nın dışındaki alanlara yayılma çabasından kaynaklanıyordu. Üstellik ABD, jeti düşürmeden önce Rusya ile kurulan iletişim hattını kullanmamış, yani Rusya'yı bilgilendirmemişti.

Rusya bunun üzerine ABD ile sahada kaza yaşanmaması için kurduğu iletişim hattını kapattı. Fırat nehrinin batısında uçacak koalisyon uçaklarının da bir tehdit olarak izleneceği mesajını verdi. ABD ise buna yanıt olarak Suriye'de terör örgütleri dışındaki taraflarla çatışma niyetinin olmadığını ancak müttefiklerini de koruyacağını belirtti.

Rusya ile ABD arasındaki hat Cuma günü yeniden açılsa da bu Suriye için yeni bir durum. ABD YPG'nin yayılmacı agresif politikalarının bedelini Rusya ile köprüleri atarak yaşıyor. Ancak SDG/YPG'nin ABD'ye maliyeti bununla sınırlı kalmayacak. Washington'un terör örgütüne verdiği desteğin yarattığı diğer tansiyon alanı Türkiye ile ilgili.

Bilindiği gibi Türkiye SDG'nin önemli bir kısmını oluşturan YPG'yi terör örgütü PKK'nın bir uzantısı olarak görüyor. Bu yüzden Rakka operasyonu öncesinde ABD'nin YPG'ye verdiği destek sık sık gündeme geldi. ABD YPG'yi silahlandırdığını kabul ederken Türkiye'nin kaygılarını azaltmak için bazı adımlar atacağı yönünde taahhütlerde bulundu. Bu taahhütler arasında YPG'ye verilen silahların Rakka operasyonu tammalandıktan sonra geri alınması, verilen silahların seri numarasının Türkiye ile paylaşılması, Rakka'ya SDG'nin Arap unsurlarının girmesi gibi maddeler var. Türkiye'yi teskin etmeye yönelik bu hamlenin ne kadar başarılı olacağı ise soru işareti. Çünkü ABD bu güne kadar SDG/YPG ile ilgili Ankara'ya pek çok güvence verdi ancak bunların hiçbirini yerine getirmedi.

Üstelik Suriye'de Astana süreciyle başlatılan barış görüşmelerinde belli bir sonuca ulaşıldı. Rusya'nın 'Suriye'de iç savaş bitti' açıklamasını hatırlatmak lazım. Bu ülkede tarafların belli bir dengeye ulaşıldığı anlamına geliyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın çatışmasızlık bölgeleriyle ilgili açıklamasını da bu perspektifte not etmek gerekiyor. Kalın çatımasızlık bölgeleri kapsamında Türkiye, Rusya ve İran arasında bir mekanizma kurulduğunu, rejim güçleri ile muhalif güçlerin arasında konuşlandırılacak güçlerin kimlerden oluşacağı, sayısının ve mekanizmaların ne olacağı konusunda heyetlerin çalıştığını açıkladı. Kalın 'Muhtemelen İdlib bölgesinde ağırlıklı olarak Türkiye ve Ruslar, Şam etrafında ağırlıklı olarak Rusya-İran, güneyde Deraa bölgesinde Ürdün'ün ve Amerikalıların içinde yer alacağı bir mekanizma üzerinde çalışılıyor' dedi.

Suriye'de tablo netleşirken SDG/YPG daha fazla alan kazanmak, Suriye'de yeni dönemde masaya güçlü oturmak için Rakka operasyonu kapsamı dışında adım atmaya çalışıyor. ABD'nin Suriye jetini düşürmesiyle sonuçlanan gelişme bu girişimlerin sonucuydu. Üstelik SDG/YPG sadece bununla kalmıyor. Özgür Suriye Ordusu'nun kontrolündeki Azez-Mare bölgesine saldırı girişimlerinde bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde ilçe merkezine yapılan topçu atışında aralarında çocukların da bulunduğu siviller hayatını kaybetti.

Peki bu nereye varacak? Türkiye bir süredir Kilis sınırına askeri yığınak yapıyor. Kilis Azez-Mare bölgesinin tam kuzeyinde bulunuyor. Azez-Mare bölgesi SDG/YPG'nin elindeki Afrin'in hemen doğusunda. Türkiye ile Rusya'nın çatışmasızlığı sağlamayı planladığı İdlib ise Afrin'in tam güneyinde yer alıyor. Yani İdlib'in güvenliğini sağlamak isteyen Türkiye'nin Azez-Mare'yi YPG saldırılarından koruması, Türk askerinin geri güvenliğini garanti altına almak için de Afrin'deki YPG unsurlarını pasifize etmesi gerekiyor. Kilis'teki askeri yığınağın sadece İdlib'le ilgili mi olduğunu yoksa bütüncül bir yaklaşımla Afrin'i de kapsayıp kapsamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları