USA SABAH 24 Kasım 2017 Cuma
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 12 Haziran 2017 Pazartesi 12:09
  • Güncelleme saati: 12:09

Katar krizi kirli senaryonun ilk perdesi

ABD Başkan'ı Donald Trump'ın 20 Mayıs'ta Riyad'a yaptığı ziyaretin ardından bölgede doğrudan İran'a odaklanan gelişmeler bekleniyordu. Ancak farklı bir konu gündeme geldi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin başını çektiği Körfez ülkeleri Katar'a diplomatik, siyasi, ekonomik ve insani ambargo başlattı.

İnsani ambargoyu özellikle vurguluyorum. Çünkü Körfez ülkelerinde yaşayan Katarlılar bu ambargodan doğrudan etkilenmeye ve sınırdışı edilmeye başlandı. Aile dramlarına yol açan bu aşırı uygulamaların vahhabi geleneğin bir yansıması olduğuna şüphe yok. Öte yandan dört ülkenin Riyad ve Emirliklerin politikalarını eleştiren isimleri terörist ilan etmesi aşırı uygulamaları farklı bir boyuta taşıdı.

Körfez krizi ortaya çıktığında herkes yükselen tansiyonun gerekçesini sorgulamaya başladı. Burada iki ihtimal önplana çıkıyor. Gelişmeleri sadece Katar ile diğer Arap ülkelerinin ilişkilerine indirgersek mikro bir bakış açısıyla şunu söyleyebiliriz: Trump'la bir araya gelen Körfez ülkeleri ABD Başkan'ı ile güçlü bir diyalog kurduklarını düşündüler. ABD ile yaptıkları milyarlarca dolarlık silah anlaşması onları cesaretlendirdi. Arap Baharı'nın başladığı günlerden bu yana yaşanan Fikir ayrılıklarının hesabını Katar'dan sormak için harekete geçtiler. Amaçları Katar'ı dizginlemek ve kontrol altına almak. Kriz, Katar kontrol altına alındıktan sonra son bulacak.

Bu senaryoya göre kriz Katar'ın dışpolitika tercihlerinden kaynaklanıyor. Suudi Arabistan ve BAE'nin liderliğini yaptığı ülkelere göre Katar İran'ı destekliyor. Medya gücüyle komşu ülkelerin içişlerine karışıyor. Terör örgütlerine finansman sağlıyor. Burada DEAŞ vurgusu yapsalar da asıl kastettikleri Katar'ın Müslüman Kardeşler ve Hamas'la ilişkileri elbette. Suudi Arabistan, Katar'la ilişkilerin normale dönmesi için Hamas ve Müslüman Kardeşler'e verilen desteğin kesilmesini, El Cezire'nin yayın politikasının değişmesini, Katar'ın Körfez İşbirliği Teşkilatı'nın anlaşmalarına uymasını, yani başına buyruk dış politika geliştirmemesini şart koşuyor.

Ambargocu ülkeler istediğini başarırsa ne elde edecek? Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Katar'ı kontrol altına almış olacak. El Cezire'nin kendilerini rahatsız eden yayınlarından kurtulmuş olacaklar. Mısır, Müslüman Kardeşler'in önemli bir destekçisini Pasifik'e etmiş olacak. İsrail de Hamas'ı destekleyen en önemli güçten kurtulacak.

Bunların hepsi geçerli sebepler. Ancak bu krizi sadece Katar ve komşuları arasındaki diplomatik sorunlara indirgersek yanlış olur diye düşünüyorum. Katar'la ipleri atmayı göze alan ülkelerin ya da bu ülkeleri destekleyen aktörlerin Katar krizini senaryonun ilk aşaması olarak planladıklarını, ikinci ve üçüncü aşama hamlelerin masada olduğunu düşünüyorum.

Buna göre Katar krizi planladıkları gibi çözülürse, yani Katar dışpolitika tercihlerini tamamıyla 'Körfez İşbirliği Teşkilatı'na' göre şekillendirirse, ya da ülkede bir yönetim değişikliği gerçekleşirse bölgede atılacak ikinci adımın hazırlıklarına başlanacak. Bu hazırlığın bölgede İran'ı önleme ambalajı giydirilmiş bir mezhep gerilimi olduğunu öngörüyorum.

Bunu neye dayandırıyorum? Körfez'deki gerilim çıktıktan bir gün sonra İran'da gerçekleştirilen terör saldırısı bize bölgesel planlamalarla ilgili önemli işaretler sunuyor. Birileri Körfez ülkelerini daha sert politikalar konusunda teşvik ederken aynı günlerde İran'da saldırı oluyor. Olası bir mezhep gerilimine teşne olan İran yönetimi de saldırıyla ilgili Suudi Arabistan'ı suçluyor. Yani İran da bölge için oluşturulan mezhep gerilimi senaryosunda kendisine düşen rolü başarılı bir şekilde oynuyor.

Fotoğraf böylesine açıkken Türkiye ne yapmalı? Ankara bölgedeki tansiyonun özelliğine göre iki aşamalı bir projeksiyon geliştirmeli. Birinci aşaması Körfez kriziyle ilgili. Bu aşamada amaç Körfez ülkeleri arasındaki gerilimi sona erdirmek olmalı. Ankara bugüne kadar tam olarak bunu yaptı. Katar'a sahip çıksa da tek bir tarafa angaje olmadı. Diğer ülkelerle de diyalog kurarak onları çözüme teşvik eden bir profil ortaya koydu.

Ankara bu pozisyonunu kriz sona erene kadar korumalı ve daha sonra enerjisini ikinci aşama için harcamalı. Ankara'nın bölgede istikrar isteyen bir aktör olarak hem Körfez ülkelerini hem de İran'ı daha fazla gerilim yaşanmaması için uyarması gerekiyor. Hem İran hem de Körfez ülkeleri agresif politikalarından vazgeçmeli. Bölgede çıkacak bir sıcak çatışma bölgedeki tüm ülkelere kaybettirir. Kazanan bu ülkeleri gerilime teşvik eden aktörler olur.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları