USA SABAH 18 Kasım 2017 Cumartesi
Yahya Bostan
  • Haber giriş tarihi: 22 Mayıs 2017 Pazartesi 15:19
  • Güncelleme saati: 15:19

Yeniden reform: AK Parti'nin 3'üncü dönemi başladı

Üniversite son sınıftaydım. Türkiye büyük bir sıkışmışlık içindeydi. İktidardaki partiler derin ekonomik krize çare bulamıyor, enerjilerini kabine içi tartışmalarla harcıyordu. Türkiye'nin sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan toparlanmak için yeni bir hikayeye ihtiyacı vardı. Üniversiteyi bitirdiğim ve akademik çalışmalarıma devam ettiğim yıllarda toplumsal çevreyi temsil eden AK Parti'nin kuruluşunu, müesses nizama rağmen tek başına iktidara gelişini, daha sonra iktidarda kalabilmek için askeri vesayetle verdiği çetin mücadeleyi yakından izleme fırsatı bulmuştum.

O yıllarda AK Parti yönetici elitleri iktidarda kalabilmenin yegane yolunun seçilmişleri zayıflatan mevcut, köhne sistemi dönüştürmek olduğunu kavramıştı. İktidardaki ilk yıllarında AB müzakerelerine yaslanan AK Parti Türkiye'de görülmedik reformlara imza attı. Toplumu, siyaseti ve ekonomiyi rahatlatan bu reformlar Türkiye'nin dokusunu pozitif yönde dönüştürürken ülke demokrasisini de geliştirdi. AK Parti bu süreçte darbe tehlikesi atlattı, 27 Nisan askeri muhtırasına muhatap oldu. Ancak iktidarını siyaset dışı aktörlerle, vesayet odaklarıyla paylaşmama konusunda dirayetliydi. Hangi sorunla karşılaşırsa karşılaşsın geri adım atmadı, kendisini yeni konjonktüre adapte etmeyi bildi ve sistemi dönüştürmekten de kaçınmadı.

16 Nisan referandumuyla Türkiye'nin tercih ettiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi işte askeri vesayetle girişilen bu kavganın ürünüdür. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin temelleri 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TBMM'de muhalefetin, dışarıda ise ordunun çıkardığı tantana nedeniyle atılmıştı. AK Parti, TSK'nın 'Sözde değil özde laik bir Cumhurbaşkanı isteriz' tutumuna Cumhurbaşkanı seçim sistemini değiştirerek yanıt vermişti. 2007'de yapılan referandumla Cumhurbaşkanını Türkiye'de TBMM değil halk seçmeye başladı. Bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine giden yolda atılan ilk adımdı. Bundan tam 10 yıl sonra, 16 Nisan 2017'de yapılan referandumla ise Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modeline geçti.

AK Parti'nin askeri vesayeti görece dize getirdiği, asker-sivil ilişkilerinin demokratik standartlara oturduğu dönem 2011'de başladı. Ancak aynı tarihte askeri vesayet odaklarının yerini daha tehlikeli, daha sinsi bir yapı doldurmaya cüret etti. Bu yapı Fetullahçı Terör Örgütü'dür. FETÖ, sahip olduğu gizli ve derin yapılanmayla, askeri vesayete rahmet okutacak bir boyuttadır. Çünkü askeri vesayetin sınırları, kabiliyeti, Türk demokrasisine vereceği zarar kestirilebilir ve belli noktada kontrol edilebilir. Ancak FETÖ etkisinin derinliği, devlete ne kadar sızdığı tahmin edilemez ve öngörülemez. Kendisini Mehdi olarak gören, din adamı kisvesindeki bir sapığın kaçkın fedailerinin kim oldukları, ne zaman, hangi konjonktürde nasıl davranacakları kestirilemez. 15 Temmuz kanlı darbe girişimi FETÖ'nün kendisini gizlemeyi iyi beceren bu şeytani özelliği nedeniyle öngörülememiş ve hayata geçmiştir.

Bu anlamda AK Parti'nin Türkiye'yi yönetme hikayesini üç döneme ayırabiliriz. Birinci dönem askeri vesayet ve müesses nizamla mücadele edildiği, Türkiye'nin olabildiğine demokratikleştiği birinci dönem. Bu dönem 2011 yılına kadar sürer. İkinci dönem daha sinsi bir vesayet odağıyla mücadele içinde geçmiştir. Bilinenin aksine FETÖ ile mücadele 17 Aralık 2013'te değil, Fetullahçıların muhalif gazetecilere dönük gerçekleştirdikleri ODA TV davasını, kumpasla bir cinayete bağlama teşebbüsüyle başlamıştır. 7 Şubat 2012'de Fetullahçıların MİT'e operasyon yapma çabasıyla alevlenmiş, 17 Aralık süreciyle FETÖ'yle mücadele geniş kapsamlı olarak yürütülmeye başlanmıştır. 2011'den 15 Temmuz 2016'ya kadar olan süreç sinsi vesayet odağı FETÖ ile mücadele ile geçmiştir. Bu dönemde AK Parti demokrasi dışı darbe girişimleriyle karşılaşmış, korumacı politikalara yönelmeye ve reformlarını ertelemeye zorlanmıştır. AK Parti'nin bu tuzağa düştüğü, reformcu kimliğinden ödün verdiği söylenebilir.

AK Parti'nin Türkiye'yi yönetme hikayesi 15 Temmuz kanlı darbe girişimiyle üçüncü safhasına girer. Hem AK Parti hem de Türkiye, Fetullah Gülen'in TSK'ya sızan eli kanlı militanlarının gerçekleştirdiği darbe girişimini Türk milletinin sokaklara inmesi ve darbecileri sivil bir direnişle def etmesiyle yenebilmiştir. AK Parti'nin bu darbe girişiminin ardından MHP ile birlikte ortaya koyduğu vizyonu doğru okumak gerekir. Kanlı bir darbe girişimine, 249 şehide, terör örgütlerinin saldırılarına rağmen ikinci dönemde yapılan hataya düşülmemiş, darbeye içe kapanarak yanıt vermektense köklü bir reformla sistem değişikliğine gidilmiştir. 16 Nisan'da yapılan referandumla Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modelini benimsemesi bu açıdan önemlidir.

Tüm bunları neden anlattım? Dün AK Parti'de olağanüstü genel kurul yapıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Nisan referandumunda kabul edilen anayasa değişikliğinin kendisine verdiği bir hakkı kullanarak yeniden AK Parti Genel Başkanı oldu. Şimdi siyasi analistlerin en çok sorduğu soru şu: Erdoğan'ın AK Parti'nin başına geçmesinin ardından nasıl bir Türkiye, nasıl bir Türk siyaseti olacak?
Ben bu soruya yukarıdaki analizle yanıt veriyorum. AK Parti'nin 2011'den sonra itildiği kısır döngüden çıkmaya çabaladığını, içe kapanmacı bir duruştan tekrar reformist bir vizyona geçtiğini düşünüyorum. AK Parti'nin 15 Temmuz'la başlayan, dün yapılan olağanüstü genel kurul ile de kurumsallaşan üçüncü döneminde -Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin de verdiği güçle- siyasetin artık kurumsallaşacağını, AK Parti'nin ilk dönemindeki gibi reformist bir hikaye yakalayacağını öngörüyorum.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları