USA SABAH 31 Ekim 2014 Cuma
Taha Kılınç
  • Haber giriş tarihi: 19 Nisan 2012 Perşembe 14:30
  • Güncelleme saati: 14:30

Sudan yeni bir savaşın eşiğinde

Toplamda 30 yıldan fazla süren kanlı bir iç savaştan çıkmış olmanın yorgunluğuyla kısa süreli rahatlama yaşayan Sudan'da yine savaş çanları çalıyor. 9 Temmuz 2011'de Güney Sudan'ın resmen bağımsız olarak kuzeyden ayrılmasıyla sanki yan yana iki 'dost' ülkenin var olabileceğini düşünenlerin fena halde yanıldıkları bir süreç bu. Sudan Parlamentosu'nun geçtiğimiz hafta Güney Sudan'ı 'düşman devlet' ilân etmesinin ardından, Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, çıtayı biraz daha yükseltti: "Güneydeki haşereleri ezmeye hazırız!"

Sudan'da bugün yaşanan sorunların temeli en az 100 yıl öncesine dayanıyor.

1800'lerin sonunda Mehdi hareketinin muhalefetiyle karşılaşan İngiltere, çareyi Sudan'ı Mısır'a bağlayıp, bölgeyi perde arkasından yönetmekte bulmuştu. 1956'da Sudan'ın bağımsızlığını kazanmasına kadar, İngiltere ülkeyi Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu Kuzey Sudan ve Hıristiyanların çoğunluğu oluşturduğu Güney Sudan şeklinde iki ayrı bölge şeklinde yönetti.

Mısır'da 1952'de Kral Faruk'u devirerek işbaşına gelen Hür Subaylar kadrosu, Sudan'ın Mısır'a getirdiği yükten artık kurtulmak gerektiğini kavrayarak, Sudan'ın bağımsızlığının önünü açtılar. Tarihler 1 Ocak 1956'yı gösterdiğinde, Mısır'ın güneyinde artık yeni, bağımsız ve tek bir devlet vardı: Sudan.

Mısır, Sudan'dan kurtulmakla ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğunu kısa sürede anladı. 1955 sonlarında patlak veren ilk iç savaş 1972'ye kadar sürdü. Savaşın tarafları kuzeydeki Araplar ve Müslümanlarla, güneydeki Arap olmayan unsurlar ve Hıristiyanlardı. On yıllık gergin bir ateşkesin ardından başlayan ikinci iç savaş ise 1983-1994 yılları arasında devam etti; ancak 2004 yılına kadar kısa süreli ve bölgesel çatışmalar önlenemedi. Böylece bağımsızlık sonrasını tümüyle iç savaşla geçiren Sudan'da tüm bu kaos ortamı 2,5 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.

2005'te Kenya'nın başkenti Nairobi'de masaya oturan taraflar, Güney Sudan'a 6 yıllık bir otonomluk süresi tanındıktan sonra bağımsızlık için referandum düzenlenmesi, referandum sonucunda bağımsızlık kabul edilirse, Güney Sudan'ın 2011'de resmen Sudan'dan ayrılması üzerinde anlaşmaya vardı.

Her şey planlandığı gibi gitti. 7 Şubat 2011'de düzenlenen referandumda Güney Sudan halkının yüzde 98'inden fazlası bağımsızlık yönünde oy kullanınca, Güney Sudan, 9 Temmuz 2011'de "dünyanın en yeni devleti" olarak haritadaki yerini aldı. Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, referandum sürecinde oldukça olgun bir tavır sergiledi. Hatta oylama öncesinde Güney Sudan'ı ziyaret ederek, halkın tercihlerine saygı duyacaklarını bir kez daha vurguladı.

Ancak bölünmenin kesinleşmesinin ardından Sudan'ın tavrı da sertleşmeye başladı. Çünkü yeni durumda Güney Sudan, ülke petrollerinin yüzde 75'inden daha fazlasına sahip olmuştu. Buna bir de paylaşım sırasında -Abyei gibi- bazı ihtilaflı bölgelerin kime ait olacağının sonraya bırakılması eklenince, gerginlik kaçınılmaz oldu.

Şimdi Sudan ve Güney Sudan'ı muhtemelen ilk iki iç savaştan çok daha kanlı bir savaş bekliyor. Savaşın ayak sesleri o kadar yakından duyuluyor ki, ABD ve Avrupa ülkeleri tarafları yeni bir çatışma konusunda uyarma ihtiyacı duyuyor. Fakat sınır boyunca silahlı çatışmaların şimdiden başladığı bildiriliyor.

Sudan'a sorarsanız, çatışmayı isteyen taraf kesinlikle kendisi değil. Hartum yönetiminin bakış açısına göre, Güney Sudan Devlet Başkanı Silva Kiir'i İsrail (ve ABDs) destekliyor. Güney Sudan'ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birinin İsrail olduğunu, dahası Kiir'in ilk yurtdışı ziyaretini 20 Aralık 2011'de İsrail'e gerçekleştirdiğini düşündüğümüzde, böyle bir ihtimal hepten yabana atılmamalı. Ayrıca, İslâm dünyasındaki çeşitli iç savaşlarda tarafların el altından desteklenmesi, alışkın olduğumuz bir durum.

Bazıları için Sudan'da çıkabilecek bir çatışma, çok yakın bir mesele olarak görülmeyebilir. "Afrika'nın bir yerlerindeki savaştan bize ne?" diye düşünenler olabilir. Ancak hiç de öyle değildir. Belki Suriye kadar bizi ilgilendirmeyecektir bu, ama Sudan'da yaşanacak çatışmaların Kuzey Afrika ve Mısır üzerinden bütün Ortadoğu'da hissedileceği bir gerçektir.

Sudan'daki çatışmalar uzun sürebilme potansiyeli bir yana, Afrika'da yeni bir din savaşları dalgasını doğurabilecek özelliktedir. Sudan ve Güney Sudan savaşı, hızlı bir şekilde Hıristiyan-Müslüman çatışmalarını ateşleyebilir.

Dahası, Nil nehrinin statüsü konusundaki sıcak tartışmalar nedeniyle Mısır'ın başına büyük belalar açılabilir. Mısır, İngilizlerin himayesinde 1929 yılında imzalanan bir anlaşmaya binaen, Nil'in sularından neredeyse yüzde 80 oranında istifade ediyor. Hartum yönetimi, hazır bölge ısınmışken bu denklemi silah zoruyla değiştirmeye kalkışırsa, zaten siyasi çalkantıların kıyısında bulunan Mısır'ın elinden bir şeyin gelmesi zor.

Kaddafi sonrası kabile savaşlarına ev sahipliği yapmaya teşne konumuyla Libya da, kısa bir sınır hattını paylaştığı Sudan'daki bir kaostan direkt şekilde etkilenecektir.

Kısacası Sudan sorunu, Atlas Okyanusu'ndan Hint Okyanusu'na kadar bütün Orta Afrika'yı içine alacak kıta çapında bir gerginliğin işaret fişeği olarak, Arap dünyasını içine sürüklendiği 'devrim çılgınlığı'ndan uyandıracak gibi görünüyor.

taha.kilinc@usasabah.com

@ntahakilinc

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları