USA SABAH 22 Ağustos 2014 Cuma
Taha Kılınç
  • Haber giriş tarihi: 17 Kasım 2011 Perşembe 12:05
  • Güncelleme saati: 12:05

Katar’a dikkat ediyor musunuz?

Katar'ın başkenti Doha, birkaç gün önce Birinci Doğalgaz Üreticisi Ülkeler Forumu'na ev sahipliği yaptı. Normal şartlarda sıradan bir ekonomi haberi değeri taşıyan bu ayrıntı, Katar'ın oynamaya çalıştığı 'boyundan büyük' bölgesel rolle birlikte düşünüldüğünde hiç de anlamsız ve sıradan bir gelişme değil. Rusya, Mısır, Cezayir, Libya, Umman gibi Arap olan ve olmayan birçok doğalgaz zengini ülkenin üst düzey yetkilisi, Katar Emiri Şeyh Hamad'ın dizinin dibinde sıralandılar.

Katar'ın bölgede 'boyundan büyük' işlere kalkıştığı iddiasını ise geçtiğimiz günlerde Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski üyesi Mahmud Cibril dile getirdi. Katar Emiresi Şeyha Moza binti Misned'le yakın ticari ilişkileri bulunduğu ithamlarına sıklıkla muhatap olan Cibril'in ağzından böylesi bir açıklamayı işitmek beklenmedik bir gelişme idi.

Mahmud Cibril, Suudi el Arabiya televizyonuna verdiği geniş mülakatta -özetle- şunları söyledi: "Ülkemizin Kaddafi'den kurtulmasında NATO'nun desteğinin yanı sıra Katar da muazzam bir rol oynadı. Libya Devrimi'ne Katar'ın yaptığı katkıları unutmamız mümkün değildir."

Ancak Cibril, konuşmasının devamında, Katar'a ciddi bir eleştiri de yöneltti, ki asıl beklenmedik kısım da burasıydı: "Katar para ve medya gücünü kullanarak bölgede bir tür yumuşak güç peşinde. Ama bir ülke kendisini kapasitesinden fazla zorlarsa, ortasından kırılma riski de var."

Kaddafi'nin eski dışişleri bakanı ve Libya'nın BM Büyükelçisi Abdurrahman Şalgam da Cibril'le aynı gün Katar'a şu uyarıda bulunuyordu: "Kaddafi'nin düşüşünden sonra Katar Libya üzerinde kontrol kurmak istiyor. Ancak Katarlı dostlarımız, Libyalıların böylesi bir kontrolü içlerine sindiremeyeceklerini anlamak zorunda."

Mahmud Cibril'in de ifade ettiği gibi, Katar şu anda coğrafyanın her yerinde boy gösteriyor. Libya'ya NATO'dan da önce ABD ve Fransa tarafından düzenlenen ani hava saldırısında karşımıza çıkıyor. Ardından Kaddafi'ye karşı verilen mücadelede muhaliflere aylar boyunca (Fransa ile ortaklaşa) silah yardımı yaptığı duyuluyor. Kaddafi sonrası Libya'nın şekillendirilmesinde başrolde bir Katar görüyoruz. Hatta İslâmcı siyasetçi Ali Sallabi, 'AK Parti ve Nahda karışımı' yeni partisini kurduğunu Doha'dan ilan ediyor. Katar, Suriye konusunda da büyük bir diplomatik faaliyet içerisinde. Arap Birliği, tümüyle Katar'ın yönlendirmesi ve zorlamasıyla Şam'a karşı harekete geçiyor. Öte yandan Katar Tunus'ta da 'icraat' peşinde: Hatta Tunus'taki siyasi partiler bile, ülkelerinin geleceğini tartışmak üzere Doha'ya davet ediliyor.

Katar'a bütün bu hareketliliği sağlayan tek şey, hiç şüphesiz elinde tuttuğu maddi zenginlik. El Cezire televizyonunun bile doğalgazın keşfinden sonra atağa geçtiğini hatırlarsak, Katar yönetiminin parayı siyasetin emrine nasıl başarıyla verdiğini de görebiliriz.

Yaptığı bütün bu ataklarla Katar, bölgenin bir diğer zengin ve Sünni ülkesi Suudi Arabistan'dan daha cevval ve akıllı bir dış politika esnekliğine sahip olduğunu ispatlıyor. Suudi Arabistan'da Katar'da bulunan 'yönetimsel potansiyel' mevcut olsaydı, herhalde bugün bambaşka bir Ortadoğu'da yaşıyor olurduk. Katar, bu zengin ve büyük komşusunun eksiklerini telafi edebilmek için var gücüyle çalışıyor. Onu hiçbir şekilde kırmadan hem de.

Hal-i hazırdaki en büyük soru şu: Katar'ın bölgedeki etkinliği daha ne kadar sürebilir? Nüfusu bir buçuk milyonu civarında olan 'derleme' bir çöl ülkesi, bu diplomatik hareketliliği sürükleyebilecek kadrolara sahip mi, yoksa faaliyetlerini 'ithal' araçlarla mı sürdürüyor?

El Cezire televizyonunu el Cezire yapanın Katarlılar değil de, hep dışarıdan gelmiş (Arap olan ve olmayan) 'ithal' insan malzemesi olduğunu düşünürsek, bu sorunun cevabını bulmaya da yaklaşabiliriz. Katar şu anda, 'para ile satın aldığı' bir politik zemin üzerinde at koşturuyor. Katarlı yöneticiler de zamana karşı yarışarak, maddi üstünlük hazır ellerindeyken en akıllı hamleleri yapma peşindeler. Şeyh Hamad'ın yönetimindeki Katar, birer serap görünümündeki komşuları Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden de tamamen farklı olarak, ürettiği somut politikalarla bölgeye ciddi anlamda katkı sağlıyor.

Hiçbir ülkenin bir diğeri yerine ikâme edilemeyeceği bir coğrafyada yaşadığımız doğru. Ancak şu önerme de tümüyle yanlış olmasa gerektir:

Türkiye, Arap dünyasına ulaşmakta ve Araplar arasındaki sorunlara müdâhil olmakta giderek Katar'a daha çok bağımlı hale geliyor. El Cezire televizyonunun Türkiye'ye geliyor (gelecek) olmasından tutun da, Katar ile geliştirilen yakın ticari ilişkilere kadar her şeyi bu bağlamda değerlendirmek mümkün.

Şu anda işbirliğine açık bir görüntü veren Katarlı yetkililerin, ellerindeki potansiyeli 'tek başlarına' ve 'kendi ajandaları doğrultusunda' kullanmayı tercih edip etmeyeceklerini ise zaman gösterecek.

taha.kilinc@usasabah.com

@ntahakilinc

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları