USA SABAH 20 Eylül 2014 Cumartesi
Nur Özkan Erbay
  • Haber giriş tarihi: 28 Nisan 2012 Cumartesi 14:19
  • Güncelleme saati: 14:19

Washington’un misafirleri, gündemin getirdikleri…


ABD Başkanlık seçimlerine aylar kala Washington'ın gündemi her geçen gün daha fazla iç politika odaklı hale geliyor. Obama'nın rakibi de belli oldu sayılır. Zira, Cumhuriyetçilerin Başkan adayı olmak için yarışan isimlerden Gingrich'in yarıştan çekilip Romney'e destek vereceğini açıklaması ile şimdi daha yoğun bir seçim atmosferine girilecek.

Washington'un seçim havasına girmesi aslında kaydedeğer bir dönemdir, yönetimin dış politikada vitesi geriye alma, durumu idare etme stratejisini beraberinde getirmişti. Bunun belirgin yansımaları halen ABD'nin Suriye konusunda aceleci davranmayan tutumundan okunabiliyor, yönetim adeta 'savaşı cepheden değil, saraydan izleyen kral' izlenimini veriyor.

Lakin, ABD yönetimi bir taraftan da dış politika ajandasına home-office "evden" çalışmaya, misafirlerini "Saray"'da ağırlamaya devam ediyor.

Geçtiğimiz haftalarda, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Lideri Barzani'nin Washington'u ziyareti, Başkan Obama ve Yardımcısı Biden ile temasları zamanlaması ve içeriği itibariye hayli kritikti. Irak Başbakanı Maliki ile tatlı-sert ve mesafeli bir ilişki içerisinde olan Washington, Barzani'nin nabzını yokladı. Diğer yandan, Barzani de Bağdat yönetiminin mecut duruşunu değiştirmemesi halinde Kürt bölgesinin bağımsızlığını ilan etme düşüncesini ABD'de en üst düzeyde paylaşmış ve bu düşüncenin muhatapları tarafından ne ölçüde kabul görebileceğini test etmiş oldu.

Öte yandan, daha dün Maliki'nin Yardımcısı Shahristani Beyaz Saray'da ABD Başkan Yardımcısı Biden tarafından kabul edildi. Shahristani ABD yönetimine, Başbakan Maliki'nin "Kürtlerle aramızdaki sorun iç işlerimizdir" mesajını iletti.

Şimdilerde, gemisini diplomasinin sakin sularında yüzdüren ABD'nin bölgenin içinde bulunduğu bugünkü koşullarda, özellikle Irak konusunda şu an için tarafgir görünmesini beklemek çok da akılcı olmayacaktır. Bu nedenle ABD yönetimi ne Barzani'yi kızdıracak kadar pasif kalacak ne de Maliki'yi kızdıracak kadar müdahaleci bir tavır içine girecektir.

BDP öyle dese de…

BDP'nin geçtiğimiz hafta Washington'u da kapsyan ABD ziyaretinin zamanlaması da bir o kadar dikkat çekici oldu. Her ne kadar BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Bu ziyareti 4 aydır planlıyorduk, denk geldi" demiş olsa da bu ziyareti bir "görüş-alışverişi"nden ibaret saymak eksik bir okuma olur. Zira BDP heyetinin Washington temaslarının, Barzani'nin Ankara ve Washington'u ziyaretlerinden hemen sonrasına denk gelmesi hayli dikkat çekici. Demirtaş'ın "Maliki yönetimindeki Irak'ta Barzani'nin kendi bağımsızlığını ilan edip etmeyeceği" yolundaki soru üzerine biz basın mensuplarına verdiği cevap da bir o kadar çarpıcı.

Demirtaş'ın, "Barzani Irak içinde bir çözüm arıyor. Suriye ve Irak'taki gelişmelere birbiri ile bağlantılı olarak bakıldığında Irak'ta daha kanlı bir süreç riski vardır. Bugün Irak'ın üçe bölünmesi tehlikeli bir durumdur.

Halklar barış içinde de ayrılabiliyorlar ama şu an için bu mümkün görünmüyor" olarak özetlenebilecek cevabı da BDP'nin Barzani'nin bağımsızlık talebine bakışı açısından önemli ipuçları içerdi.

Heyetin Türkiye'de yakından tanınan bir isim olan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Phil Gordon ile görüşmesine ilişkin ise Demirtaş,"BDP olarak Türkiye'de çözüme dair ne söylüyorsak aynı şeyleri söyledik. PKK konusu görüşülmedi" demekle yetindi.

Her ne kadar keskin bir olumsuz görüş bildirmemiş olsa da BDP'nin, ne Barzani'nin Ankara ve PKK arasındaki arabuluculuğuna ne de Irak'ta ilan edeceği bir bağımsızlığa yüzde yüz destek verdiğini söylemek mümkün görünmüyor.

ABD-Azerbaycan-İsrail denklemi

Geçtiğimiz hafta Washington bir başka önemli buluşmaya daha sahne oldu. ABD-Azerbaycan ilişkilerinin 20.yıldönümü, ABD'deki Türk kuruluşlarından Amerika-Avrasya Turkuaz Konseyi (TCAE) ile ABD-Azeri Network'ünün ortaklaşa düzenledikleri kongre ile kutlandı.

Azerbaycan Maliye Bakanı Samir Sharifov, Dışişleri Bakan Yardımcısı Hafız Paşayev ve Azeri milletvekillerinin katıldığı toplantılara, ABD Kongresi'nden hayli yüksek bir katılımın gerçekleşmesi dikkat çekiciydi.

Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi Başkanı Ileana Ros-Lehtinen'in yanı sıra aralarında Steve Cohen ve Sheila Jackson Lee'nin de bulunduğu Temsiciler Meclisi ve Senato'dan birçok isim kongrede konuşmacıydı.

Panellerde ayrıca, Heritage Vakfı uzmanlarından Ariel Cohen, İsrail Hayfa Üniversitesi'nden Kafkaslar ve Hazar Enerjileri Uzmanı Dr. Brenda Shaffer, Türkiye'nin de yakından tanıdığı bir isim olan German Marshall Fon'undan Dr. Joshua Walker, ABD'nin Türkiye Eski Büyükelçisi Atlantic Konseyi uzmanlarından Ross Wilson, Jamestown Fonu'nda Avrasya kıdemli uzmanı olan Vladimir Scor gibi isimler de yer aldı.
Öğle yemeğinde heyecanlı konuşma yapan Lehtinen, ABD ile Azerbaycan arasında 20 yıl önce başlayan ilişkilerin zaman içinde hızla geliştiğine dikkat çekerken iki ülkenin gerek bölgesel gerekse uluslarası alanda birçok konuda ortak çalıştığını, bundan sonraki dönemde de enerji ve Afganistan başta olmak üzere işbirliğinin tüm hızıyla sürdürüleceğini söyledi.

Toplantılarda da konuşmacıların birçoğu, Azerbaycan'ın sadece enerji alanında değil, Rusya ve İran bağlamlarında da ABD için önemli bir stratetejik ortak olduğu mesajını verdi.

Burada diğer önemli bir noktaya dikkat çekmekte fayda var. Azerbaycan bugün sadece ABD için değil İsrail için de stratejik önemi artan bir ülke.

30 Mart tarihinde, ABD'nin saygın dış politika dergilerinden Foreign Policy'de yayınlanan ve adı açıklanmayan ABD'li bir üst düzey diplomat-istihbarat yetkilisine dayandırılan haberde, Azerbaycan'ın İran sınırına yakın olan Sitelçay hava üssünü İsrail Hava Kuvvetlerinin erişimine açacağı iddia edilmişti. İddia, Azeri hükümeti tarafından reddedildi ancak İsrail tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı.

Geçtiğimiz Şubat ayında ise İsrail ile Azerbaycan arasında 1,6 milyar dolarlık silah anlaşması imzalandı. Bu anlamda Tahran'ın, yakınlaşan Azeri-İsrail ile ilişkilerinden fazlaca rahatsızlık duyduğunu da buradan belirtmekte fayda var.

Sonuç olarak, tüm bu gelişmeler ışığında önümüzdeki dönemde Washington dış politikasını daha çok "evden" çalışarak yürüteceğini söylemek mümkün. Ne İran'la kendisini büyük bir çatışmanın içine sokacak, ne Irak'taki gerginlikte fazlasıyla müdahaleci olacaktır. Bu bağlamda, Suriye'de de uluslararası baskının artırılması ve diplomatik yolların dışındaki bir seçeneğe kolay kolay başvurmayacak, bir başka müttefik ülkenin insiyatifi alması durumunda onu desteklemekle yetinecektir.

Washington en azından bir müddet için, seçimler bitinceye kadar vaziyeti "saray'dan izlemeye" devam edecektir.

nuroerbay@gmail.com

@nurozkanerbay

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları
EN ÇOK OKUNAN HABERLER