USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Nagehan Alçı
  • Haber giriş tarihi: 27 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Güncelleme saati: 17:05

Avrupa siyasetinin tıkandığı nokta

Almanya'da aylardır konuşulan ve merkezine sıklıkla son derece olumsuz bir şekilde Türkiye'nin oturtulduğu seçimler yapıldı ve anketlerin gösterdiği sonuçlara benzer bir tablo ortaya çıktı. Angela Merkel 4. Kez galibiyetini ilan etti, Hıristiyan Demokratlar oylarının dörtte birini kaybetmiş olsalar da Merkel son yılların en başarılı Avrupalı siyasetçisi olarak ismini tarihe yazdırdı.

Avrupa'da son yıllarda güçlü lider çıkamıyor. Koalisyonlar ve zayıf parti genel başkanları ile istikrardan uzak yönetimler hüküm sürüyor. Bunun istisnası Merkel. Bu seçimlere giderken genel havadan etkilenip sık sık son derece yanlış ve Türkiye aleyhtarı açıklamalar yapmış olsa da sandıktan Merkel'in çıkmış olması bizim açınızdan SPD lideri Schulz'un çıkmasından çok daha iyidir. Göreceksiniz, seçimin ateşi düşer düşmez Merkel yeniden sorumlu ve Türkiye'nin önemini fark eden tutumuna geri dönecek çünkü geleceği gören, güçlü bir Almanya'nın iyi yönetilen ve Türkiye'yi kapsayan bir Avrupa'dan geçtiğini gören bir lider.

CDU'nun galibiyeti olumlu olsa da Almanya'daki sandıktan çıkan son derece olumsuz ve korkutucu bir sonuç daha var. Korkutucu ama maalesef sürpriz olmayan bir sonuç… Aşırı sağ ilk kez Bundestag'da sandalye kazandı ve böylece Nazi döneminden beri ilk kez bu çizgideki bir parti meclise girmiş oldu. Yüzde 13,5 oy alan AfD açıkça İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı yapıyor. Irkçı bir partinin Almanya'da güçlenmesi 2. Dünya savaşı travması nedeniyle en az dış dünya kadar Almanları korkutan bir gelişme…

AfD seçime birbirinden ayrımcı sloganlarla gitmişti. 'Burka değil bikiniden hoşlanıyoruz' 'Yeni Almanya'yı biz kendi kendimize yaparız' (hamile bir sarışın kadın fotoğrafı) vs gibi ırkçı ayrımcı sloganlarla girdikleri seçimden kurulduktan 4,5 yıl sonra yüzde 13,5 alarak çıktılar.

Maalesef Suriyeli göçmenler üzerinden tetiklenen ve her ülkede kendi dinamikleri üzerinden beslenen bir aşırı sağ damar Avrupa'da sinsi bir hastalık gibi ilerliyor. Benzer bir gelişme Hollanda'da da, Fransa'da da yaşandı. Bence buradaki temel hata bu damarla mücadele etmek için onun panzehri siyaset üretmek yerine diğer liderlerin de bu aşırı sağ söylemin peşine takılması. Zannediyorum Almanya'daki seçimleri her gün Türkiye'ye karşı tavır almak dışında neredeyse söylem üretmeyen bir propaganda sürecine iten de Hollanda'daki seçimlerde benzer bir tablonun ortaya çıkmasına neden olan da bu dürtüydü. Yani aşırı sağa oy kaptırmamak için söylemi sağcılaştırmak dürtüsü… Halbuki bu yol istenilen sonucu getirmiyor. Bakın Merkel galip geldi ama önceki sonuçlarla kıyaslandığında oy kaybetti. SPD lideri Martin Schulz'a bakın… Bir sosyal demokrat değil sağcı bir politikacı gibi davranarak oy kaybetti. Hollanda'da Başbakan Rutte'nin de başına aynı şey gelmişti.

Avrupalı siyasetçilerin bir şeyi görmeleri gerekiyor: Bu ırkçı dalgaya karşı savaşmak ona benzeyerek değil ona cesurca meydan okuyup, çoğulcu ve liberal değerleri hatırlayarak olur. Avrupa'nın yeniden farklılıklarla kucaklaşması gerek. Ve emin olun bunun karşılığını verecek milyonlarca sağduyulu Avrupalı seçmen var.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları