USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Meryem İlayda Atlas
  • Haber giriş tarihi: 27 Mart 2014 Perşembe 20:19
  • Güncelleme saati: 20:19

‘The Cemaatin’ Kadınları: Akıl ve irade nakli

Düne kadar naif, hizmet ehli, melek gibi gördüğümüz kadınlar… Büyük bir hiyerarşi zincirinin en az sesleri duyulan fakat temelde en çok hizmeti edenleri… 'The Cemaat'in ne aktörleri ne politika yapıcıları… Nerede görürüz bu kadınları? Cemaat okulları için kermes düzenlerken. Bir aileyi iki, beş veya sekiz yaşlarındaki çocukları için kurban kesmeye ikna ederken, okul kantinlerinde Zaman Gazetesi'ne abone yapmaya çalışırken, evinde haftada iki gün sohbet yapabilmek için işini bırakırken, cemaatin faydasına olacaksa diyerek maaşının yarısını bağışlarken, cemaatin öğrenci evlerinde kalan çocuklara maklube yaparken…

Cemaatin bugün geldiği yerde 'bu görünmez kadınların' çok büyük bir emeği ve fedakârlığı vardır. Pek çoğunu kişisel olarak tanırım. Samimi, inançlı insanlar. Bugünlerde ise bir şeye çok şaşırıyorum. Düne kadar hiç ehl-i dünya olmayan, kendisini hizmete, ulvi hedeflere adamış cemaatten kadın arkadaşlarımı sosyal medyada Ak Parti'ye ve özellikle başbakana söverken görüyorum. Aslında sövmek kelimesi bile hafif kalıyor, öyle diyeyim. Yine şahsen tanıdığım ve hayatımda gördüğüm en naif insanlardan birisi olarak değerlendirebileceğim bir arkadaşımı Facebook'ta 'Ak Partili şerefsizler' ve daha buraya yazamayacağım pek çok kötü sıfatlarla küfür ederken görüyorum. Bu kişinin sayfasında bir ay bile geriye gitseniz, bir satır politik bir şey bulamazsınız.

Cemaatin kadınlarının da eklenmesi ile sosyal medya saldırı halkası tamamlanmış oldu. Eh, normali ne de olsa kadınlar her ortamın sonunda gelenidir. Cemaatte ise biraz daha sonda gelirler. Bu son dakika katılımı ile yukarıdan, abilerin bir sonraki emrine kadar cemaatin kadınlarının da sosyal medyayı aktif kullanıp saldırması yönündeki talimatı ile gerçekleşmiş. Cemaatin kadınlarının zaten varoluşsal olarak çok alışık oldukları bir durum bu. Hiyerarşik yapı 28 Şubat sürecinde 'başınızı açın' emri verdi, cemaatin kadınları çalıştıkları işlerde başlarını açtılar.

Çok küçük yaşta cemaate dâhil olan bu kadınların hangi üniversiteye gideceği, ne okuyacağı dershane yıllarından abiler/ablalar tarafından belli olur. Mesela fen bilimlerinde öğretmen eksiği çoksa mimar olmak isteyen bir öğrenci kimya öğretmenliğine yönlendirilebilir. Ablalar yönlendiriyor dediğime bakmayın. Bu halis niyetle hizmet eden ablalar son tahlilde kendilerine gelen bilgiler doğrultusunda hareket ederler, karar verici değillerdir. Genellikle kadınlar öğretmenliklere, memuriyetlere yönlendirilir.

Zira hem cemaatin hem de ailenin yükünü çekeceklerdir. Aslında belli bir yaşa gelene kadar cemaatte kadın olsun, erkek olsun bütün bireyler benzer şeyleri yaşarlar. Zira Cemaat fedakarlık, özveri ve konsantrasyon ister, buna bir diyeceğim yok. Bir anda kendilerini uzak Asya bozkırında buluverirler. Lakin şöyle bir fark var: kadınlar zaten en baştan yükselebilecekleri konumlara sevk edilmezler. Muhakkak yüksek tahsil görürler, hatta master, doktora yaparlar, bu yine de cemaatin içinde üst kademelere ulaşacakları anlamına gelmez.

Erkeklerin içinden ise zeki ve yetenekli olanlar için bu yol açıktır. Böylelikle kadınlar hayır-hasenat, para toplama, öğrenci okutma işleri ile uğraşırlar. Örtünüp örtünmeyeceklerini, kiminle evleneceklerini, ne zaman sosyal medyaya gireceklerini hep cemaate sorarlar. Cemaat evlerinde kumbarada biriken paraların yarışması bile yapılır, kim daha çok para biriktirdi, diye... Tabii elbette kadınların emeği ile kurulup devamlılığı sağlanan bu sistemde toplanan paraları erkekler yönetir. Kadınlar hiçbir networkte, karar alma mekanizmasında, iş ilişkisinde yer almaz. Yine de vitrinde dursun diye belli proje insanları vardır. Kimisine sen Twitter'dan bu kadar tweet atacaksın denir, kimisine şu davayı takip edeceksin. İşte bu yüzden bir anda vaktiyle beraber oturup kalktığımız, hayatımız boyunca Allah düşmanlarına bile iyi niyetle, hüsnü zanla yaklaştığına şahit olduğumuz arkadaşlarımızın bugün sosyal medyada bu küfür söylemlerinin arkasında da kendi iradeleri değil, hiyerarşik yapı var.

İki sene evvel 12 Eylül 2010'da yapılan referanduma cemaatin çoluk çocuk akın akın dünyanın her yerinden kalkıp gelmesini çok şaşırtıcı bulmuştum. Bugün, referandumdaki bazı maddelerin cemaatin yargıdaki yapılanması için hayati önem taşıdığı anlaşılıyor. Dün Amerika'dan kalkıp referandumda oy kullanmaya gelen cemaat mensupları bugün de kalkıp CHP için oy kullanmaya geliyorlar. Biz siyasete uzak dururuz diyen cemaatin ev ablaları kapı kapı dolaşıp cemaati CHP'ye oy vermeye ikna ediyor. Yahut ikna edemediklerini hiç olmazsa seçim sandığına gitmemeye ikna etmeye çalışıyor. Gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim, cemaatin kadınları için bir akıl ve irade nakli söz konusu. Onlar yine hayır hasenat işi yapar gibi bu işin içindeler. Zira tabanda işin asıl yükünü çekmelerine rağmen bu emekleri hiçbir zaman karar alma mekanizmalarına sirayet edemediğinden yahut cemaatin kadınlarından bir noktaya gelince artık durmaları beklendiğinden üst kademelerde dönen işlerden, bağlantılardan da çoğunlukla haberleri olmuyor.

Cemaate bağlılık, kadınlar için her tür aidiyetin önünde geçmiş ve önemli bir benlik unsuru haline gelmiştir. Bu bağlılık, kendi varoluşları ile çok ters işleri radikal bir şekilde yapmalarına da sebep olmaktadır ki, rasyonel karar verme süreçleri aidiyet benliğini koruma refleksi ile birlikte hareket etmektedir. Cemaate özgü benlik algısı ile eleştiriye daha kapalı ve kendilerini diğer İslami grupların ötesinde ve üstünde görmektedirler. Dışarıdan kimseden akıl almaya da, kararları sorgulamaya da ihtiyaç yoktur. 28 Şubat'ta başörtüsü yasağına gösterilen uyumu da bu çerçevede okumak gerekir. Hiçbir direnç göstermeden, tepeden alınarak aşağıda toplu olarak uygulanan; kadınların çalıştıkları işlerde başörtüsünü çıkarma kararı da kadınlar için rasyonel ve konjonktürel bir karar değildi, adeta hikmetinden sual sorulamaz bir işti.

Zira teslim oldukları bu üstün akıl, kendilerine göremeyecekleri bir 'güzel zaman' vaat etmiştir. Kurulan aidiyet, bu üstün aklın vaat edilen güzel zamanına erişmek için hizmet etmeyi, arada ters düştükleri işleri yapmayı da gerektirse, dün aynı sofrada oturduklarına bugün dil uzatmayı, sövmeyi de gerektirse, yine de hizmet etmeyi icap etmektedir. Bir şey sormak isterim, yapılanlara dönüp bir bakarsak, acaba yıllardır teslim oldukları bu üstün akıl bugün tam da o vaat edilen zamana ihanet ediyor olabilir mi?

meryem.atlas@sabah.com.tr

@miailayda


Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları