USA SABAH 20 Kasım 2017 Pazartesi
Melih Altınok
  • Haber giriş tarihi: 22 Eylül 2017 Cuma 14:58
  • Güncelleme saati: 14:58

Türkiye tek başına BM’den çok iş yapıyor ama…

Asya ve Afrika'nın çeşitli bölgelerinde yaşanan, iç savaşlar ve çatışmalar kitlesel nüfus hareketlerine neden oluyor.

Kuşkusuz bu göçlerin en büyüğü 2011 yılından beri devam eden Suriye iç savaşında yaşanıyor.

20 milyonluk ülke nüfusunun nerdeyse yarısı Suriye dışında göçmen konumunda. Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri de durumun ciddiyetini "Yaklaşık 20 yıl önceki Ruanda Soykırımından bu yana bu kadar korkutucu seviyede artan bir mülteci akımıyla karşılaşmadık'' sözleriyle ifade ediyorlar.

Suriye'ye 1000 km'ye yakın uzun bir kara sınırı olan Türkiye, mülteci yükünün en büyük kısmını omuzlayan ülke.

Geçtiğimiz günlerdeki BM Genel Kurulu'nda konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı veriler çarpıcı:

"Türkiye 3 milyonun üzerinde Suriyeli ile 200 binin üzerinde Iraklı sığınmacıya ev sahipliği yapıyor… Türkiye'deki kamplarda ve şehirlerde yaşayan sığınmacıların ihtiyaçlarını karşılamak için kamunun, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın yaptığı harcamaların tutarının 30 milyar doları buldu. Buna karşılık, Avrupa Birliği söz verdiği 3 milyar avro artı 3 milyar avro yardımın sadece 820 milyon avrosunu göndermiştir. Uluslararası toplumdan Birleşmiş Milletler aracılığıyla gelen yardımların tutarı da 520 milyon dolar civarındadır."

Evet, rakamlar düşündürücü. Zira Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi olsa da BM'nin ve diğer küresel kuruluşların yönetiminde söz sahibi olan ülkelerin gelişmiş ekonomileri düşünülünce adaletsizlik daha iyi anlaşılıyor.

Üstelik Türkiye yalnızca sınır komşuların yükünü dünya adına yüklenmekle kalmıyor...

Bugün etnik bir temizliğin yaşandığı Myanmar'dan tutun da, Afrika ülkesi Somali'ye kadar milyarlarca dolar insani kalkınma yardımı yapıyor.

OECD verilerine göre Türkiye sadece geçtiğimiz yıl yaptığı 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımlarıyla dünyada birinci sırada. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler hedeflerini tutturabilen 6 ülkeden biri.

Ne var ki 193 ülkenin üye olduğu BM'nin yükünü çok büyük oranda omuzlayan Türkiye örgütün karar mekanizmalarında etkin bir üye değil.

BM'nin 5 süper gücün yer aldığı Güvenlik Konseyi gibi karar alma mekanizmalarında değil.

Bu yapı acilen değiştirilmeli. Örneğin ilk adım olarak Türkiye'nin son genel Kurul'da teklif ettiği gibi 20 ülkeden oluşan bir Güvenlik Konseyi yapısı oluşturulmalı.

BM'de yapısal değişimler teklif eden ve birliğin "sürdürülebilir bir dünya hedefi için" en aktif şekilde çalışan üyesi Türkiye de mutlaka bu yirmi ülkesi içinde yer almalı.

Çünkü kalkınma yardımı perspektifini yalnızca ekonomik olarak değil sahadaki pratiğiyle de destekleyen Türkiye'nin yaratacağı sinerji BM'nin geleceği için hayati.

Türkiye'nin yönetimdeki etkinliğinin artması, işlevselliği son yıllarda ciddi şekilde sorgulanan BM'nin, dönüşümüne olumlu katkı yapacaktır. Örneğin örgüt için "barışı koruma" perspektifinden "barışı tahsis etme" misyonuna geçiş, Türkiye gibi deneyimli bir ortakla daha rahat başarılabilir.

Ama tabii önce, 5 ülkenin dünyadan büyük olduğunu bugüne kadar filen kabul eden 188 ülkenin, Türkiye'nin kendileri ve tüm dünya adına BM'ye yaptığı itirazlara kulak vermesi gerekiyor.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları