USA SABAH 24 Eylül 2017 Pazar
Melih Altınok
  • Haber giriş tarihi: 08 Eylül 2017 Cuma 16:33
  • Güncelleme saati: 16:33

Yarın yüzümüze nasıl bakacaksınız?

Almanya'da seçimlere 15 gün kaldı. Başbakanlık için yarışan partilerin ve liderlerin gündemi ise Almanya'dan daha çok Türkiye.

Liderler adeta ırkçılıkta yarışıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında karşı karşıya gelen Başbakan Angela Merkel ile Sosyal Demokratların adayı Martin Schulz'un düellosu bu takıntının bir resmiydi adeta.

"Türkiye'ye karşı daha sert bir politika yürütülmeli" diyen Schulz, ağzını açtıkça dozu yükseltti. "Başbakan olursam Türkiye ile AB üyelik müzakerelerini sona erdiririm" dedi.

Schulz'un, üç milyona yakın Türkün (yarısı Alman pasaportlu) yaşadığı bir ülkede sosyal demokrat bir siyasetçiye yakışmayacak tahrikleri, ne yazık rakibinden de karşılık buldu.

Merkel de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sona erdirilmesini Avrupa Birliği'nin gündemine getirmek istediğini söyledi.

Bakalım yükselen ırkçılığın ve popülizmin Papa'yı bile açıklama yapmak zorunda bıraktığı böylesine bir süreçte hangi Alman siyasi gerginlikten daha fazla oy devşirecek?

Bereket, Avrupa Birliği'nin (AB), Almanya'nın kendilerini ikili ilişkilerinde bir silah olarak kullandığını fark eden sağduyulu siyasileri de var.

Her ne kadar birliğin "Kayzeri" gibi davranan Merkel ve Almanya'ya karşı politik ve daha çok ekonomik gerekçelerle seslerini yükseltemeseler de önemli uyarılar yapıyorlar.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, İtalyan merkez solunun en önemli isimlerinden Federica Mogherini onlardan biri.

Alman siyasilerin, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sonlandırılmasına ilişkin talepleri hakkında konuşan Mogherini'nin şu sözleri herkese ders olmalı. En çok, son dönemlerde popülizme meyil eden Avrupalı sol siyasilere…

"Üyelik müzakerelerinin ötesinde, AB ve Türkiye ortaktır, bazen iki taraf da zorlu ortak olabiliyor. Ancak birçok farklı dosyada birlikte çalışıyoruz. Komşularınızla çalışmak bir zorunluluk. Coğrafyayı seçemezsiniz, tarihi değiştirmezsiniz. Fakat birbirinizi daha iyi anlama yöntemlerini bulabilirsiniz. Her iki taraf için de stratejik açıdan önemli olan konularda işbirliği içinde, yapıcı ve her iki tarafın da çıkarına çalışabilirsiniz. Üyelik müzakerelerinin kendi kriterleri var. Farklı tarafların ifadeleri bu konudaki ruh halini etkilemekte. Ancak önemli olan sonuç ve atılabilecek adımlardır. Zorlu birkaç yıl yaşadık. Gelecekte, Türkiye ve AB'deki seçim kampanyalarında söylenenlerin ötesine bakmamızı öneririm. Oturup ilişkilerimizin geleceğini tartışacağımız anı sabırsızlıkla bekliyorum."

Evet, Almanya'da seçimleri öncesi yarışa giren siyasiler, ülkeleriyle köklü sosyal ve kültürel bağları olan Türklere ve onların seçilmiş Cumhurbaşkanına saygısızlık yapmayı bugün için konforlu bulabilirler.

Ancak bugün için içinde barındırdığı tehlike anlaşılamasa da, Avrupa'nın gelecek nesilleri bu çıkışları ileride ibretle hatırlayacak.

Tıpkı Hitlerin 1941 yaparken alkışlanan, ancak bugün acı acı gülünen Churchill'e yönelik şu sözlerinin akıbeti gibi:

"Beş yıldan uzun bir süredir bu adam yakalayabileceği bir şey arayarak çılgınlar gibi Avrupa'da koşturmaktadır. Ne yazık ki, her seferinde ülkelerinin kapılarını bu uluslararası kundakçıya açan kiralık adamlar bulunmuştur."

Ağır mı oldu? Hiç sanmıyorum.

Öyle ya, eğer bu sözlerin kime ait olduğunu başında söylemeseydim, kaçınız Hitlerin kaçınız da Churchill'in ağzından çıktığını düşünürdü?
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları