USA SABAH 20 Kasım 2017 Pazartesi
Melih Altınok
  • Haber giriş tarihi: 22 Haziran 2017 Perşembe 14:39
  • Güncelleme saati: 14:39

Avrupa’da yargı kararları sokakta mı veriliyor?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başkent Ankara'dan İstanbul'a kadar bir yürüyüş başlattı.

CHP lideri yaklaşık 450 kilometrelik yolu, geçtiğimiz günlerde tutuklanarak cezaevine konulan milletvekili Enis Berberoğlu'nun serbest bırakılması için kat edecek.

Berberoğlu'nun tutuklanmasına neden olan suçlama "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak." Bu suçun Türk Ceza Kanun'daki karşılığı, tüm ülkelerdeki gibi oldukça ağır; müebbet hapis cezası. Ancak mahkeme Berberoğlu'nun cezasını 25 yıla indirdi.

Ancak tartışma Berberoğlu hakkındaki iddialardan çok ana muhalefet liderinin eylemi ve talepleri üzerinde yürüyor.

Türkiye kamuoyu aynı soruları soruyor.

Demokratik hukuk devleti, beğenmedikleri yargı kararlarını değiştirmek için sokağı işaret eden siyasileri tolere edebilir mi?

Eğer öyleyse bu fiili durumun sınırı nerede başlar nerede biter?

Siyasetçilerin devam eden yargılama süreçlerine kamuoyu baskısıyla katılmaları yargıya müdahale midir?

Evrensel normlar belli.

Yargıya müdahale kuvvetler ayrılığı ilkesini benimseyen demokrasilerde kanunla düzenlenmiş bir suçtur.

Hukukun kamuoyu algısını yönetmek gibi bir sorumluluğu olamaz. Yargı organları, kişilerin sosyal, ekonomik ve siyasi konumlarına bakmaksızın karar verirler. Siyasi nüfusu sahibi kişilerin ve siyasilerin bu sürece sokağa çıkmak gibi yöntemlerle müdahale etmeleri hem yasalara hem de demokrasiye karşı işlenmiş bir suçtur.

Aksi halde cezaevlerinde, dışarıda birkaç yüz kişiyi toplamaya başaran kimse kalmazdı değil mi?

Ne var ki herhangi bir Avrupa ülkesinde ya da ABD'de meşruiyet sınırları içerisinde değerlendirilmeyen pek çok eylem Türkiye gibi bir doğu ülkesinde gerçekleşmişse batı tarafından meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Kılıçdaroğlu'nun eylemine başladığı gün Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri'nin yazdıkları bunun en son örneği:

"Türkiye'nin ana muhalefet partisi milletvekili Berberoğlu'nun hapse atılması karşısında şoktayım ve dehşete düştüm. Bu kararın hukukun üstünlüğü ve adil yargılama ile hiçbir alakası yok. Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP tutuklama kararının ardından 'Adalet Yürüyüşü' yapacak."

Buradan, bağımsız Türk yargısından kaçan ne kadar firari varsa özel dostluk geliştiren Bayan Piri'ye açıkça soralım.

Siz kimsiniz ve hangi bilgi ya da yetkiyle bağımsız bir devletin yargı süreçleri hakkında böyle bir açıklamada bulunuyorsunuz?

Türkiye egemen bir devlet. Avrupa Birliği adayı olan Türkiye'nin yargısı Birliğin denetiminde. Türkiye Anayasası'nın 90. Maddesiyle, çelişki olması halinde uluslararası hukukun geçerli olduğu kabul etmiş bir dünya devleti. Ülkede görülen tüm davalar sonuçlandıklarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) götürülebiliyor.

Kaldı ki Piri'nin peşin hüküm verdiği bu yargı süreciyle ilgili ne bildiğini ve mahkemenin kararını hukuksuz ilan ederken dayandığı somut delilleri açıklamalı.

Evet, haklısınız Piri böyle bir sorumluluk taşımıyor. Taşısa daha ciddi olur ve demokratlık, insan hakları adına, Kılıçdaroğlu gibi, sokakta fiili hukuk yaratmak isteyen başarısız (Partinin başına geçtiğinden beri 7 yılda 7 seçim kaybetti) zorba siyasilerin hukuk tanımazlığına AB'nin adına gerekçe aramazdı.

Anketlerde AB üyeliğine destek veren Türklerin oranın niçin düştüğünü araştıranlar, samanlıkta iğne aramayı bırakıp Piri ve onun gibi ergen siyasilerin söylemlerine bakmalılar.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları