USA SABAH 16 Aralık 2017 Cumartesi
Markar Esayan
  • Haber giriş tarihi: 01 Aralık 2017 Cuma 12:02
  • Güncelleme saati: 12:02

ABD ile ilişkilerde “saçmalık” sona erecek mi?

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında 24 Kasım günü önemli bir telefon görüşmesi oldu. Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağı görüşmeyi Twitter'dan duyurduğu mesaj oldukça anlamlı ve dikkat çekiciydi. Şöyle diyordu Başkan Trump:

"Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la bu sabah Orta Doğu'da devraldığım karışıklığa barış getirmek için bir telefon görüşmesi yapacağım. Hepsini halledeceğim ancak bu 6 trilyon dolara ve hayatlara mal olan bir hata. En başından beri oraya girmemeliydik".

Telefon görüşmesi AK Parti'nin en yüksek organı olan ve benim de üyesi olduğum Merkez Karar ve Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısına denk geldiği için toplantıyı Başbakan Binali Yıldırım başlattı.

Görüşmeden sonra ilk açıklama Türkiye tarafından geldi. İkili konular ele alınmış, Suriye krizi ve bölgesel konular üzerinde durulmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Trump'ı Soçi zirvesi hakkında bilgilendirmiş, terörle mücadele konuşulmuştu. İlişkilerin güçlendirilmesi önemli bir konu başlığı olmuş, DEAŞ, PKK, FETÖ ve benzeri örgütler dâhil, tüm terör örgütlerine karşı birlikte mücadele etme konusunda mutabık kalınmıştı.

Görüşmede hazır bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşmeyi şöyle özetliyordu:

"Sayın Cumhurbaşkanımız Soçi Zirvesi ile ilgili bilgiler aktarmıştır. Esasen Cenevre sürecine entegre edilmesi ve meşruiyet kazanması ile ilgili bir çok alanda, yani Suriye ile ilgili, siyasi çözümle ilgili konularda Rusya ile ABD'nin de görüşleri örtüşüyor, bizim de ABD ile görüşlerimiz örtüşüyor. Tabi örtüşmeyen konular da var. Biz nasıl Soçi'de YPG'nin Ulusal Diyalog Kongresi'ne katılmasına karşı çıktıysak İran da bu konuda karşı çıkmıştır. Oradaki açıklamayı da gördünüz, terör örgütlerinin burada yer almaması gerektiği ve özellikle Suriye'nin sınır ve toprak bütünlüğüne saygı duymayan ve buna karşı olan grupların da bu kongrede yer alamayacağını net bir şekilde zaten belirttik. Kimlerin katılacağı konusunda da üç ülke birlikte istişare edecek, birlikte karar verecek.

YPG'nin böyle bir oluşumda yer almaması gerektiğini çok net bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanımız, Trump'a da iletmişlerdir. Bizim ABD ile ilişkilerimizi olumsuz anlamda en çok etkileyen konulardan biri ise, FETÖ ve diğer konuların yanında, ABD'nin YPG'ye vermiş olduğu silahlardır. En son bazı zırhlı araçların da verildiğini gördük. Sayın Cumhurbaşkanımız bu rahatsızlığını bir kez daha Sayın Trump'a iletmiştir. Sayın Trump da net bir şekilde talimat verdi ve bundan sonra YPG'ye silah verilmeyeceğini, esasen bu saçmalığa daha önceden son verilmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir."

Beyaz Ev'den yapılan açıklamada önemli olan, Türkiye tarafının YPG konusunda verdiği bilgileri dolaylı da olsa teyit eden vurguların olmasıydı. Beyaz Ev şöyle diyordu:

"Rakka'daki savaşın tamamlanmasının ardından DEAŞ'ın geri dönemeyeceği bir istikrar aşamasına doğru ilerlerken Başkan Trump daha önceki politikamızla tutarlı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Suriye'de sahadaki ortaklarımıza verilen askeri destek konusunda olması beklenen düzenlemelerle ilgili bilgi verdi."

Tabii Türk tarafından gelen diğer yorumlar ise oldukça ihtiyatlıydı. Açıkçası ben de ABD'nin bundan sonraki tavırlarını merakla bekliyorum. Çünkü maalesef özellikle PYD'ye verilen ağır silahlar ve Mümbiç konusunda ABD yönetimi, müttefiki Türkiye'ye verdiği sözleri maalesef tutmadı. Başkan Trump ile yapılan görüşmede ele alınan ve mutabık kalınan noktaların ne hızda ve ne oranda sahaya yansıyacağını bekleyerek göreceğiz.

Ancak tabii ki bu görüşmenin daha önce verilip tutulmayan sözler öncesindeki mesela Hamburg görüşmesi gibi temaslardan farkı var. Çünkü bu geçen zamanda sahada önemli değişiklikler oldu. Soçi'de Türkiye, Rusya ve İran arasında Suriye krizine dönük ciddi bir sinerji oluştu. Bunun tabii ki Cenevre ile uyumlandırılması çok önemli. Orada da ABD'nin PYD konusundaki tavrının değişmesi gerekiyor. ABD'nin PYD yanlısı tutumu, amaç her ne ise, bu amaca hizmet etmediği gibi, ABD'yi oyunun dışında bıraktığını sanırım Başkan Trump da görmüş olmalı. Zaten ABD'nin pozisyonu o kadar sorunluydu ki, Türkiye'nin ilkelerinden ve pozisyonundan taviz vermemesi yeterli sonucun alınmasını sağladı.

Bu arada Suriye muhalefetinin Suudi Arabistan'daki toplantısı sonrasında tüm katılımcıların istifa etmesi de o hamlenin başarısız olduğunu göstermekte. Şu anda Suriye konusunda ortak akıl ve etkili güç merkezi Astana/Soçi zirvelerinde birikmiş durumda. ABD'nin etkisizleşmesi ise tamamen PYD projesi nedeniyle…

Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun aktardığı gibi İran da YPG/PYD'nin süreçte meşru bir aktör olmasına karşı çıkıyor. Rusya bu konuda daha mesafeli bir noktada dursa da, oluşan konsensusa karşı bir pozisyonda diretmeyeceği tahmin edilebilir. Başkan Trump da bu konuya ikna olduğunda, eğer olduysa, Suriye'de geçiş sürecini başlatmak için çok fazla görüş ayrılığı kalmıyor.

Hemen bir önceki yazımızda ve konuya değindiğimiz diğer yazılarda hep aynı şeyi söylemiş, bu konuda iyiniyetli çağrılarımızı yapmıştık. Suriye ve Irak'ın parçalanması, bu ülkelerde herhangi bir terör örgütünün devletleşmesi Türkiye için hazmedilebilir, ihmal edilebilir sıradan bir konu değildir. Türkiye haklı olarak bu gelişmeyi kendi toprak bütünlüğüne bir saldırı olarak algılar.

Bu algı asla müttefikliğe ters bir duruş olarak yorumlanmamalıdır. Esasında, ABD'nin Türkiye'de hala sivil insanları öldürmeye devam eden PKK'nın Suriye koluna silah vermesi, onu meşrulaştırmaya, hatta devletleştirmeye dönük tercihleri müttefikliğe ters bir durumdur. Gerçekten de Türkiye asla tahammül edemeyeceği böyle bir davranışa maruz kalırken, ABD ile ilişkileri çok önemsediği için bu süreci çok sabırlı ve dikkatli bir biçimde yönetmeye çalışmakta.

ABD ile ilişkilerde şu anda iki limoni konudan birisi PYD/YPG ise, diğeri de tabii ki FETÖ konusu ve onunla ilintili Sarraf davasıdır. Tahmin ediyoruz ki, görüşmede bu konular da gündeme gelmiş olmalıdır.

15 Temmuz'da 250 vatandaşımızın ölümüne, 2193 vatandaşın yaralanmasına, Meclis'in ve birçok stratejik tesisin bombalanmasına yol açan FETÖ darbesi, Türkiye'nin 11 Eylül'üdür. Türkiye'nin ABD ve tüm NATO üyelerinden bu konuda tam destek beklemeye hakkı vardır. Ancak şu anda bu örgütün lideri Gülen ve kurmayları Pensilvanya'daki bir malikanede işlerini yürütmeye, Türkiye'deki adamlarını talimatlandırmaya, ABD'deki charter okulları için ABD bütçesinden milyonlarca dolar yardım almaya devam etmektedir.

FETÖ'nün ABD'deki Sarraf davasında çok ciddi etkilerinin olduğundan Ankara'nın ağır şüpheleri vardır.

Daha önce de ifade etmiştik. Gülen'in Pensilvanya'da olması ile DAEŞ lideri Baghdadi'nin Ankara'da konu edilmesi arasında bir fark yoktur. Başbakan Binali Yıldırım'ın ifade ettiği gibi, 11 Eylül saldırılarından sonra Türkiye ABD'ye her türlü desteği sorgusuz sualsiz vermiş, Afganistan'a asker göndermiş ve saldırının arkasında El Kaide'nin gerçekten olup olmadığı ile ilgili herhangi bir kanıt talep etmemiştir. Müttefik olmanın bir gereği de karşılıklı güven ve destektir.

Umuyoruz ki, son telefon görüşmesinden sonra Türkiye-ABD ilişkilerini zehirleyen bu belli başlı konularda pozitif değişimler olur ve ikili ilişkiler tamir edilerek işbirliği noktasında istenen yere ulaşılır.

İki ülkenin de, dünyanın da bu işbirliğine ihtiyacı var çünkü.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları