USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Markar Esayan
  • Haber giriş tarihi: 08 Ağustos 2016 Pazartesi 15:14
  • Güncelleme saati: 15:14

Darbeden sonra Batı ile ilişkiler…

Tetikçiliğini Fetullah Gülen Terör Örgütü'nün (FETÖ) kalkıştığı 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü dünya tarihinde görülmemiş bir demokratik/çoğulcu halk direnişi ile ezildi.

Tarihle de ilgilenirim; bu kadar canice, kapsamlı, F16'larla, tanklarla, Sikorsky'ler ve tanklarla sivil halka karşı girişilen bir terör girişimine bu kadar demokratik ve sivil bir direnişin tarihte başarılı olduğunu tespit etmedim.

11 seçim kazanmış, meşruiyeti tartışılmaz bir Cumhurbaşkanını tatil yaptığı Marmaris'teki otelde infaz etmek üzere İzmir'den özel eğitimli komandolarla dolu helikopterler kalkmış, Erdoğan 15 dakikalık bir farkla kurtulurken, iki koruma polisi de çatışmada şehit olmuştur.

Üyesi olmak için kapısında yarım yüzyıldır beklediğimiz Avrupa Birliği, birlik üyesi olmayan Avrupa devletleri ve NATO müttefikimiz ABD'den beklediğimiz desteği bulamamak gerçekten oldukça üzücüydü. Medya ise neredeyse topyekûn bu darbeyi "bizim çocuklar yapıyor" şeklinde lanse etti ve dezenformatif piar yaptı. Milyonlarca halkın sivil direnişini, 400'e yaklaşan sivil ölümü, binlerce yaralıyı görmedi, hatta onları darbeyi destekleyen kitleler şeklinde yansıtmaya çalıştı.

BBC, darbe yanlısı görüş alabilmek için Türkiye'de kanaat önderi, gazeteci yazar avına çıktı. Erdoğan'ın uçağının havada bulunduğu yerin haritasını paylaşıldı. MSNBC, Erdoğan'ın Almanya'ya kaçtığını haber yaptı. Bunlardan ötürü hala da özür dilenmiş değil.

Bu çılgın tavırların nedenleri arasında bürokratik ağırlık ve AB kurumlarının başındaki yetkililerin zayıf profilleri gösteriliyor. Bu tabii ki etkili olmalı. Ancak asıl nedenin 2013'le başlayan Erdoğanofobia'nın bu kesimleri esir almış olduğu da gözden kaçmıyor. Tabii bu fobinin altında da bir kampanya, bu kampanyanın altında da bir düşünce var.

Bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu çeşitli platformlarda anlatmaya çalıştık. Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti ile Batılı bir demokrasi olmaktan taviz vermeden reformlardan geçmekte, bölgesinde istikrar unsuru olmaya daha güçlü bir şekilde devam etmektedir. Tüm bu reform süreçleri de, halkın 11 seçimde onay verdiği, meşru bir siyasi aktör tarafından yürütülmektedir.

Bu süreç halk iradesine dayandığı için, demokratikleşme ve ekonomik güçlenme baş başa gitti. Yani Türkiye dünyanın en büyük 17. ekonomisi olur, IMF'ye borcunu sıfırlarken, aynı zamanda demokrasisi de güçleniyor, olgunlaşıyordu. Ama bu olgunluğun ne düzeye çıktığını 15 Temmuz gecesinden önce bizler bile öngörememiştik.

Türkiye halkları, Türkü, Kürdü, Sünni'si Alevi'si, Müslim'i Gayrimüslim'i ile tek vücut halinde sokaklara indi. Meydanlar hala boşalmış değil. Bir demokrasi bayramı yaşanıyor. Kutuplaşma teorileri çöktü. Tüm ülke Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti ile kısıtlı bir siyasi değil, tüm Türkiye'nin çok değerli bir lideri olduğunu ifade ediyorlar.

Yapılan son araştırmaya göre, ülkede Erdoğan'ı başarılı bulanların oranı yüzde 79. Bu darbeyi Gülen'in yaptığını düşünenlerin oranı ise yüzde 98… Bu konuda zaten çok önemli deliller ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar'ı rehin alan FETÖ'cü subayın kendisini telefonla Gülen'le görüştürmek istediği itiraflarda yerini aldı. Bunun gibi asla reddedilemeyecek yüzlerce itiraf ve toplanan deliller ABD'li yetkililerin önüne konuyor ve konacak.

Ama önemli bir meselemiz var. Bu Gülen'in iade edilmesiyle ilgili olsa da, bence ondan da önemli.

ABD, AB ve diğer Avrupa ülkeleri ile zarar gören ilişkilerimizi, sarsılan güven zeminini nasıl tamir edeceğiz? Buna Türkiye'nin iyi niyeti tek başına yeterli olabilir mi?

Düşünün, ülkenin Meclis'i bombalanıyor, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ı öldürülmeye çalışılıyor, seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve hükümet devrilmek istenirken, masum sivillere F16'larla, tanklarla ateş açılıyor. Ölen birçok arkadaşım var. Ben o geceyi partimizin İstanbul il başkanlığında bizi teslim almaya gelen 70 kişilik ağır silahlı ihanet timi ile burun buruna geçirdim. Bunun karşılığında, dostlarımızın desteği ve işbirliği yerine, duyarsızlığı ile karşılaştık. ABD'den gelen ilk açıklamalar gerçekten çok inciticiydi. Net açıklamalar ise günler sonra geldi. Almanya ve Avusturya'da darbe karşıtı destek gösterileri yapmak isteyen Türklere ülkeden gidin tehdidi yapılıyor, gösteriler engellenmek isteniyor. Avrupa demokrasisi bu mu? Yoksa Avrupa'da ırkçılık bu demokrasiye yabancılaşma nedeniyle mi yükseliyor?

Ama beni daha da hayal kırıklığına uğratan, Batılı müttefiklerimizin son yıllarda Türkiye üzerine düşünür ve hareket ederken rasyonalitesini yitirmiş olmasıydı. Demokrasi değerlerine sıkı sıkıya bağlı, Ortadoğu'nun ve Avrupa'nın hemen yanı başında istikrar vahası olan bir ülkenin eşsiz değeri nasıl anlaşılamazdı? Seçilmiş meşru liderler, hükümetler orada dururken, Gülen gibi bir dini sapkının gizli örgütüne ve onunla işbirliği yapan PKK/PYD'ye nasıl bu kadar meşruiyet sağlanır, ortak olarak nasıl görülebilirdi? Bunun kimse için hayırlı bir sonuç doğurmayacağı nasıl öngörülemezdi?

Bir ülkeyi cani, yobaz, faşist bir gizli örgüt üzerinden ele geçirmek, bazı dar kesimlerin aklını başından almış olabilir. Türkiye ile saygılı, eşit, müzakereye dayanan ve kazan/kazan formülüne göre bir işbirliği yerine, Türkiye'nin tüm karar alma mekanizmalarını elde etmek de öyle.

Peki kimse de bunun bir tür Armageddon demek olduğunu aklına getirip uyarıcı olmadı mı? Eğer Türkiye bir iç savaşa sürüklense, merkez istikrar noktası çökeceğinden Avrupa'nın Ortadoğululaşacağını, buradan bir üçüncü dünya savaşının çıkacağını ve herkesin kaybedeceğini öngörmemek için herhalde güç zehirlenmesi, yanlış analizler ve Doğu'ya kibirli Batı bakış yeterli olmuş olmalı.

Türkiye Suriye'den gelen üç milyon sığınmacıya kapsını açarak ve yüzyılın en kanlı, en vahşi darbe denemesine tek bir ATM yağmalanmadan, tek bir sivilin burnu kanamadan engel olmakla, Batılı değerleri 21. yüzyılda en iyi temsil eden ülke olmuştur.

Böyle bir ülkeyi istikrarsızlaştırma çabaları Batılı liberal değerlere en büyük ihanettir.

ABD ve AB, Türkiye ile tahakküme değil, işbirliğine dayalı saygılı bir konsept geliştirmenin önemini kavramak durumundadır. Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir. Türkiye, ne Mısır ne de Suriye olacaktır. İlişkilerin hızlıca onarılması, güvene dayalı sağlam temellere oturtulması gereklidir. Türkiye'nin Batılı demokrasi değerleri açısından hiçbir zaman ekseni kaymadı. Bilakis o değerleri ne kadar ilerlettiği de ortada.

Bunun yanında, ABD, İngiltere ve AB'de, darbe öncesi ve sonrasında medyanın, STK'ların, İnsan hakları örgütlerinin almış olduğu tüm etik değerleri hiçe sayan dezenformatif/siyasi tavırlar masaya yatırılmalıdır. Erdoğan'ın Almanya'ya kaçtığına, darbenin iyi çocuklar tarafından yapıldığı ve desteklendiğine dair tavırlar, bu ülkelerin demokrasi anlayışına araçsal akılla girmiş birer kanserli hücredir ve Türkiye'ye değil, kendi demokrasilerine büyük zarar vermiştir.

Türkiye tabii ki hiçbir şey olmamış gibi davranamaz. Gülen'in iadesi bu ilişkilerin ve güvenin tamiri için önemli bir adım olacak. Ancak yeni konseptin kurulması için daha ileri adımlar atılmalı ve ilişkiler güvenceye alınmalıdır.

Dünyanın hayrı için de tek doğru yol işbirliğini yeniden tesis etmektir. Devlet ilişkilerinde duygusallığa, kine, nefrete yer yoktur. Türkiye darbeyi önleyerek yeni bir sayfa açma görevini de tek başına, yardım almadan yerine getirmiştir.

Sıra "dostlarımızda"…
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları