USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Markar Esayan
  • Haber giriş tarihi: 04 Nisan 2016 Pazartesi 15:37
  • Güncelleme saati: 15:37

ABD Türkiye’yi yeniden kazanabilecek mi?

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 29 Mart'ta başlayan "Nükleer Güvenlik Zirvesi" kapsamında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Bu zirve kapsamında katılımcı tüm ülke temsilcilerine seslenecek birkaç konuşmacıdan birisi oldu. Gündem oldukça yoğun. Şüphesiz zirve Nükleer Güvenlik başlığı taşıyor ama Türkiye sadece bu kapsamda kalmayacak, çünkü dünyanın ve özellikle Ortadoğu'nun ABD'yi de ilgilendiren büyük bir yangının içinde/kenarında olduğu ortada.

Türkiye'de bu gezi öncesinde, bu seyahati itibarsızlaştırmak üzere bir rüzgar estirilmeye çalışıldı. Başkan Obama'nın Sayın Erdoğan'ı reddettiği, onunla görüşmeyeceği, Brooking's Enstitüsü'nden de "rica üzerine" zorla bir davet koparıldığına benzer birçok operasyonel sözde haber yapıldı.

Casusluk ve ajanlık suçlamasıyla hakkında dava açılan Can Dündar'ın gazetesi Cumhuriyet ise birkaç gün tam sayfasını aslında Erdoğan'ın ABD başta olmak üzere tüm dünyada ne kadar itibarsız olduğunu ispatlamaya dönük yalan haberlerle bezeliydi.

Öncellikle tüm bu yaratılmaya çalışılan ve sözde haberlere dayalı iddiaların çoğu, Brooking's Estitüsü tarafından yapılan açıklama gibi, yalanlandı. Ancak bu güçlü eğilimin bir anlamı var. Sayın Erdoğan'ın özellikle 2009'daki İsrail'in sivil katliamlarına dönük Şimon Peres'e Davos'ta sarf ettiği "One minute" çıkışı ile başlayan, Gezi krizinde bir kampanyaya dönüşen, 17/25 Aralık 2014'te ise Fethullah Gülen'in devletin içindeki kadrolarını harekete geçirerek başlattığı yargı görünümlü darbeyle devam eden bir operasyonun parçasıydı bu.

ZİNCİRLEME TERÖR DOSYASI

Kuzey Suriye'de Ayn El Arab (Kobani) bölgesine DAEŞ saldırı ile bu ağır propaganda bu kez "Türkiye DAEŞ'e yardım ediyor" cümlesine odaklandı. PKK ve uzantısı siyasi parti HDP, Gülen örgütü ve laik elitlerin destek verdiği bir koçbaşı işlevi yüklendi. Çözüm Süreci bitirilecek, ülkedeki dindar Kürtler Kobani milliyetçiliği ile AK Parti'den koparılacak, Gülen örgütü, PKK, HDP, elit laikler ve medyası tarafından Kürtler ayaklandırılacak, Suriye içsavaşı ülkenin güneydoğusuna genişletilerek bir taşla birkaç kuş vurulacaktı.

Neydi o taşlar? Erdoğan düşürülecekti. Ya sokak hareketleriyle, ya ülkenin yönetilemez hale getirilmesi ile askerin darbe yapmasıyla, ya da ağır bir ekonomik krize yuvarlanarak...

Böylelikle laik beyaz Türkler seçimle elde edemedikleri iktidarı bu şekilde elde etmiş olacak. PKK ve HDP de ya özerklik ya da bağımsız bir PKK Kuzey Koresi'ni Rojava'dan Diyarbakır'a genişletmiş olacaklardı.

Gülen örgütü devleti kontrol ettikleri pozisyonları yeniden elde edecek, büyük bir temizlik işine girişeceklerdi.

Medya operasyonları ve Erdoğan'a dönük karakter suikastlarının amacı onun popülaritesini halk nezdinde yok etmekti.

Özetle 2013'ün başından beri böyle bir operasyonun hedefine Erdoğan. Bu onun şahsının meselesi değil. Türkiye son 14 yıldır çok parlak bir performans gösteriyor. Hem bu performans, hem de artık tek veya çift kutuplu dünya düzeninin parçalanması ile Türkiye pek çok konuda bağımsız karar alabilmeye, kendi içindeki vesayet yapılarını da tasfiye etmeye başladı. Mesela, İran'a dönük Birleşmiş Milletler'in onayladığı yaptırımlara riayet ederken, ABD'nin kendinden menkul yasaklarını bu bağımsızlık vurgusu ile tanımadı. Gülen örgütüne bağlı savcı ve hâkimlerin 17/25 Aralık 2014'te birbirinden alakasız beş dosyayı bir torbaya atarak başlattığı yargı görünümlü darbe operasyonunun merkezinde Halk Bankası yer aldı. Halk Bankası, Irak Kürdistan Bölgesi petrollerinin ve İran'ın petrol ve doğalgaz ihracının merkezindeki bankaydı.

Laik elitlerin, Gülen örgütünün, PKK ve HDP'nin, ana muhalefet partisi CHP'nin ve medyasının destek verdiği bu darbeler silsilesi üç önemli seçimde yaşandı. Geldiğimiz noktada biri tekrar olmak üzere dört seçimi de Sayın Erdoğan ve AK Parti kazandı. Erdoğan halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olarak yüzde 52 oy alırken, AK Parti son seçimde yüzde 50'lik bir oy aldı. Şu anki son araştırmalara göre Cumhurbaşkanı'nın halktan aldığı destek yüzde 55'e, AK Parti ise yüzde 53'e çıkmış durumda.

Özetle 2013'ün baharında başlayan antidemokratik darbeler bir bir püskürtüldü. Gülen net bir yenilgi aldı. Şu an itibarsız bir terör örgütü lideri. PKK büyük hezimete uğratıldı. Uzantısı parti HDP, teröre yardım ve yataklık ettiği için ülke barajını geçemeyecek duruma geldi.

Açıkçası, Türkiye liberal demokratik siyasal sistemine böyle antidemokratik saldırılar gerçekleşirken, aynı anda Suriye'deki iç savaşın en ağır tesirlerini yaşarken, ABD ve AB üyesi müttefiklerimizi yanımızda göremedik. Üç milyon mülteciyi Türkiye misafir eder, aynı anda DAEŞ, PKK/YPJ, DHKP-C ve Gülen Örgütü'nün saldırılarına göğüs gererken, maalesef ABD ve AB'li dostlarımız müttefiklik ilişkisine yakışmayan bir tavır sergilediler.

Bunlar şüphesiz Türkiye tarafından not edildi. Türkiye tek başına da kalsa demokratik sistemini darbecilere, darbelere, canlı bombalara, örgütlere karşı durdu ve bu süreci arkasında bıraktı.

Ancak içerideki söz konusu ittifak yenildiğini bile bile algı operasyonlarına devam ediyor. Toplum nezdinde deşifre olmuş durumdalar ve bir başarı elde etmeyi beklediklerini sanmıyorum.

Sayın Erdoğan'ın da aklında ABD'ye gelirken Türkiye'nin yukarıda bahsettiğim konular yoktu. Erdoğan'ın ABD de yapacağı görüşmelerin bundan bağımsız kendi gündemi var. Sayın Obama artık emekli bir başkan. Erdoğan ise seçimi yeni kazanmış ve muhtemelen 2019 seçimlerinde de kazanacak olan başarılı bir lider.

Masada çoklu terör karşısında alınacak önlemler, Suriye iç savaşının yarattığı büyük insanlık dramı, Esed soykırımı, kitlesel göç, bunun yanında yükselen bir değer olarak Türkiye'ye çok yetersiz olan ABD yatırımlarını çekmek, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşmasına Türkiye'nin de dâhil edilmesi, ABD ile ticaret anlaşmaları, PKK'dan ele geçirilen Amerikan M16 silahları ve Alman Milan tanksavarlarının (seri numaraları ile) taraflara dosyayla sunumu ve şüphesiz nasıl olup ta hala bir terör örgütü lideri olan Gülen'in ABD'de ikamet edebildiği olacak.

Konuların hepsi önemli. Ama Gülen Terör Örgütü konusunda Türkiye çok hassas.

ABD'de, hakkında "Vergi kaçırmak, Kara para aklamak ve İnsan tacirliği' gibi farklı suçlamalardan 6 soruşturma açılmasına rağmen henüz yargılanamayan Fethullahçı Terör Örgütü elebaşı Fethullah Gülen'in, Amerikalıların vergileriyle fonlanan okullarında nasıl kara para akladığı çok merak ediliyor. Nitekim ABD'deki Gülen okullarını eleştirel bir dille ele alan 'Killing Ed' (Öldüren Eğitim) isimli belgesel 28 Mart günü New York'un Cinema Village sahnesinde 4 günlük gösterime girdi. Mart ayının başlarında İspanyolca, Korece ve Vietnamca tercümelerle yayınlanan belgeselde, ABD'de vatandaşların vergileriyle fonlanan FETÖ grubunun kendi politik çıkarları doğrultusunda faaliyetler yürüttüğüne dair ciddi eleştiriler yer alıyor. Eğitim kamuflajlı soygunu deşifre eden belgeselde, ABD'nin FETÖ'ye göz yummasının arkasında sponsor olunan ballı geziler ve kaynağı belirsiz yardım paraları olduğuna da işaret ediliyor.

SPONSOR OLUP SUSTURDU

Belgeseli Huffington Post için haberleştiren Anna Clark ayrıca lobi faaliyetleri için Gülen okullarının farklı etkinliklere sponsor olduklarını söylüyor. En çarpıcı iddia ise şu: Belki de ABD'de, Gülen hakkında az raporlama yapılıyor olmasının sebebi, yapının daha önce yüzlerce kez politikacı ve gazetecilerin Türkiye seyahatlerine sponsor olmasıdır. Parents Across America (Amerika'daki Ebebenyler) isimli derneğin kurucularından ve Gülen okulları uzmanı Sharon Higgins ise "Binlerce insan daha önce Türkiye'ye düzenlenen bu propaganda gezilerine katıldılar," diyerek durumu özetliyor. Tallgrass Film Festivali yöneticilerinden Shan Jabara, Dallas Uluslararası Film Festvali'nde belgeselin yayınlanmasını talep ederken, Gülen charter okullarının halkın vergileriyle finanse edildiğini hatırlatarak yolsuzluğa dikkat çekiyor.


Pentagon'un eski sözcüsü J. Gordon bir TV programında "Türkiye bu kişi [Gülen] için hükümeti devirme suçlamasıyla tutuklama kararı çıkardı. Amacı Türkiye'de İran tarzı bir yönetim kurmak. ABD bu kişiyi sınır dışı etmeli. Bizim ona ihtiyacımız yok" dedi.
ABD'de Gülen'e dönük tepkiler nihayet üst perdeden dile getiriliyor.
Eski NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı General Wesley Clark, Fetullah Gülen'in ABD'de olmasını garipsediğini ifade etti.
Columbia Üniversitesi'nden Prof. Dr. Abraham Wagner de The Huffington Post'ta Gülen'i yerden yere vuran bir makale kaleme aldı ve Türkiye'yi tehdit eden en sinsi tehlikenin Gülen hareketi olduğunu söyledi.


Sadece bu da değil. Pentagon'un eski sözcüsü J. Gordon bir TV programında "Türkiye bu kişi [Gülen] için hükümeti devirme suçlamasıyla tutuklama kararı çıkardı. Amacı Türkiye'de İran tarzı bir yönetim kurmak. ABD bu kişiyi sınır dışı etmeli. Bizim ona ihtiyacımız yok" dedi.

ABD'de Gülen'e dönük tepkiler nihayet üst perdeden dile getiriliyor.

Eski NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı General Wesley Clark, Fetullah Gülen'in ABD'de olmasını garipsediğini ifade etti.

Columbia Üniversitesi'nden Prof. Dr. Abraham Wagner de The Huffington Post'ta Gülen'i yerden yere vuran bir makale kaleme aldı ve Türkiye'yi tehdit eden en sinsi tehlikenin Gülen hareketi olduğunu söyledi.

DAEŞ lideri Bağdadi veya El Kaide lideri Bin Ladin'i Ankara'da bir malikanede ağırlamak ABD için ne anlama geliyorsa, Türkiye için de Gülen'in Pensilvanya'da hiçbir şey olmamış gibi yaşaması da Türkiye için aynı anlama geliyor. Bu bırakım yakın müttefiklerin arasındaki ilişkiyi, hiçbir koşulda açıklanabilir bir durum değil.

ABD Türkiye ilişkileri Obama döneminde umulanın aksine çok kötü bir seyir izledi ve güven duygusu çok zedelendi. Obama'nın tarihin en kötü dış İlişkiler yürüten ABD başkanı olması Türkiye için bir anlam ifade etmiyor. Umulan, bundan sonra bu iki büyük ve güçlü ülkenin ilişkileri hızla tamir etmesi ve birlikte çalışmanın şartlarını düzeltmesi.

Sayın Erdoğan da Obama, Biden ve Kerry'ye bunları söyledi zaten.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları