USA SABAH 17 Kasım 2018 Cumartesi
Kılıç Buğra Kanat
  • Haber giriş tarihi: 13 Eylül 2018 Perşembe 17:30
  • Güncelleme saati: 17:30

İdlib Suriye’nin kaderini belirleyecek

İdlib'de yaşanan kriz, Suriye sorununu bir kez daha dünya gündemine en üst sırasına taşıdı. Geçtiğimiz yedi yıl boyunca devam eden bu trajedide bir başka kritik dönemece daha girildi. Son yedi yıldır, Suriye rejimi yakın tarihin en korkunç katliamlarını işlerken uluslararası toplum durumu görmezden geldi. Rejim sivil göstericileri katletti; siyasi muhalifleri tutukladı, kaçırdı, işkenceden geçirdi ve öldürdü; füze saldırılarıyla şehirleri harap etti; muhaliflerin elindeki bölgelerde yaşayan sivilleri öldürdü; yerleşim yerlerine varil bombaları attı; hastanelere, okullara ve acil yardım görevlilerine saldırdı; şehirlere ve kasabalara kimyasal silahlarla saldırarak sayısız çocuğun ölümüne sebep oldu.

Rejimin vahşeti yüzünden milyonlarca kişi mülteci durumuna düşerek komşu ülkelere sığınırken, milyonlarca insan da ülke içinde yerlerinden edildi. Uluslararası toplumun mültecilere gereken hassasiyeti göstermemesi yüzünden, bu durum bir başka ciddi insani krize daha yol açtı.

Son yedi yılda duyarsızlık sergileyen ve birçok kez başarısız olan uluslararası toplum şimdi, İdlib'de bir başka ciddi sınavla karşı karşıya. Ancak bu seferki sınav daha öncekilerden çok daha zor. Rejim ve müttefikleri, halihazırda yaklaşık 3 milyon sivilin yaşadığı bu şehre saldırmaya hazırlanıyor. Şehir sakinlerinin çoğu, rejimin Suriye'nin başka bölgelerindeki şehirlerde ve kasabalarda uyguladığı şiddetten kaçarak buraya sığınmış insanlar. Suriye'deki iç savaşın gidişatını izleyen herkes, rejim ile müttefiklerinin hava saldırılarının ne anlama geldiğini artık iyi biliyor. İç savaşta yaşanan katliamların ve kayıpların büyük kısmının sebebi, bu hava saldırıları idi. Adeta bir kan banyosuna sahne olan bunca yılın ardından, rejim şimdi aynı stratejiyi İdlib'de bir kez daha uygulamak istiyor.

Türkiye 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenen zirvede hem İran ile Rusya'yı hem de uluslararası toplumu, muhtemel bir askeri harekâtın insani sonuçları konusunda bir kez daha ikaz etti. Türkiye, hava saldırılarının toplu sivil kayıplarına sebep olacağı ve sonrasında yaşanacak mülteci akınının idare edilmesi zor bir insani krize yol açacağı uyarısında bulundu. Kimyasal silah saldırılarının söylentisi bile İdlib halkını epeyce endişelendirmiş olmalı. Beyaz Baretliler adlı sivil gönüllülerin merkezine yönelik saldırılar, olası şiddetin boyutunu gözler önüne serdi.

Ancak Türkiye Suriye'deki krizle ilgili insani endişeleri konusunda bir kez daha yalnız kalmış görünüyor. Türkiye krizin başlangıcından beri, Suriye'deki savaşa son vermeyi amaçlayan tüm girişimlerde yer alan tek aktör. Türkiye'nin gerek Astana gerekse Cenevre süreçlerindeki temel önceliği, çatışmanın sona erdirilmesi ve barışçı bir çözüm bulunması oldu. Bu noktada, şiddeti durdurmak için diğer "endişeli" tarafların da işbirliği yapması gerekiyor. Hem Avrupa Birliği hem de ABD yönetimi olası bir askeri harekâta yönelik endişelerini dile getirse de, artık söylemden ziyade icraat önemli. Kimyasal silah kullanılmasına dair kaygılar yegâne sorun olmamalı.

İdlib krizi "endişeli" ülkeler için, Suriye sorununa yönelik uzun vadeli bir strateji oluşturmak açısından fırsat olabilir. Terörizmle ve teröristlerle savaşırken bir yandan da bölgedeki insani krize eğilmek önem taşıyor. Türkiye uzun bir süredir, terör örgütlerinin ortaya çıkmasının Suriye'deki sorunun sonuçlarından biri olduğunu ifade etmekte. Suriye'nin istikrara kavuşması, çatışmaların bölgedeki diğer ülkelere sıçramasının engellenmesi açısından özellikle önem taşıyor. Bunun için dünyanın çeşitli ülkelerinin de zaman ve çaba harcaması gerekiyor. Hem insani krizin hem de güvenlik krizinin eşzamanlı olarak çözülmesi lazım. Bu da ABD gibi süper güçlerin daha fazla sorumluluk alarak sürece katkıda bulunmasını ve atalet ile kararsızlığı geride bırakmasını gerektiriyor.

Keza aralarında Almanya, Fransa ve İngiltere'nin de bulunduğu diğer Avrupa ülkelerinin de Suriye'deki krizin çözümü için hareket geçmesi gerek. Şu ana kadar bu sürece en çok katkıda bulunan ülke olan Türkiye, diğer büyük güçlerin de katkıda bulunmaya karar vermesi halinde barış ve istikrarı sağlamayı amaçlayan yeni bir girişime öncülük edebilir.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları