USA SABAH 28 Kasım 2014 Cuma
İbrahim Altay
  • Haber giriş tarihi: 03 Mayıs 2012 Perşembe 16:20
  • Güncelleme saati: 16:20

Muhafazakarlık nedir, ne değildir?

Bir kelimenin ilk anlamını bilmiyorsanız; o kelimeyi kullanarak kuracağınız cümlelerin çoğu anlamsız olur. Kavramlar üzerinde iyi kötü bir uzlaşma olmaksızın yapılan tartışmalar sonuçsuz kalır.

Türkiye'de bir süredir muhafazakarlık ve muhafazakar sanat konusu tartışılıyor. Anlaşılan o ki; tartışmaya katılan kişilerin sayısı kadar muhafazakarlık ve sanat tanımı var. Oysa 'muhafazakarlık' dediğimiz kavram; tarihi süreçler içerisinde gün ışığına çıkmış ve anlamlanmış bir duruşa işaret eder. Sadece bir duruşa değil; onun etkisinde şekillenen bir yönteme de.

Kafa karışıklıklarına son vermek ve belki de bazı insanların kafasını daha da karıştırmak için... Bundan sonraki birkaç yazıda muhafazakarlık konusunu ele alacağız.

İşe bazı sorular sorarak başlayalım. Sizce muhafazakarlık denilen şey bir 'mizaç' mıdır; yoksa bir 'siyasi düşünme biçimi' mi? 'Her ikisi birden' diyorsanız soruyu biraz genişletelim. Bir 'kişilik özelliği' olan muhafazakarlık ile bir siyasi ideoloji olan muhafazakarlık arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu iki özellik her zaman aynı kişilerde mi bir araya gelir?

Sözgelimi, kemalist modernleştirme projesinin kazanımlarını savunan ve bunların değiştirilmesine ya da esnetilmesine karşı çıkan kişileri 'muhafazakar' olarak tanımlayabilir miyiz? Ya da tiyatronun bugünkü yapısının değiştirilmesine itiraz eden sanatçıları? Yazılı basının dijital gelişmelere ayak uydurmasına direnen gazetecileri? Kızının erkek arkadaş edinmesine karşı çıkan bir babayı, oğlunun geç saatlerde eve dönmesini yasaklayan bir anneyi? Töre cinayetlerini yaşatılması gereken bir gelenek olarak gören kişileri? Kadına şiddeti meşru gösteren anlayışları?

'Muhafazakar' talihsiz bir kelimedir. Çoğunlukla hem devrimciler hem de muhafazakarlar tarafından yanlış anlaşılır ve kullanılır. Muhafazakarlar zannederler ki muhafazakarlık modern bir ideoloji olmaktan çok, 'kadim' bir algılama ve düşünme biçimidir. Bu kadimlik ona bir kutsallık kazandırır. Halbuki bugünkü adıyla muhafazakarlık dediğimiz düşünme biçimi, dünyada Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkmış; Türkiye'de ise esas itibariyle Kemalist devrimlerin ortaya çıkardığı travma nedeniyle özellikle çok partili hayata geçiş süreçlerinde oluşmuştur.

Şüphesiz, belli bir dönemde adlandırılmış ve kurumsallaşmış olması, sözü edilen olgunun ondan önceki dönemlerde var olmadığı anlamına gelmez. Ama adlandırma tarihi bir dönemece vurgu yapar; olgunun nitelik ve niceliğini belirlemek için kaçınılmaz bir başlangıç noktası olarak kabul edilmek zorundadır.

Öte yandan devrimciler muhafazakarlığı sadece 'reaksiyoner bir hareket' olarak görürler. Onlara göre muhafazakarlar 'ilerlemeye karşı çıkanlar'dır. Muhafazakarlığın zaman içerisinde kurumsallaşmış, ekonomiden kültüre hayatın her alanına yayılmış bir düşünce sistemi olduğu gerçeğini kavramakta zorlanırlar. Bunun temelinde 'soyut akla' duydukları sonsuz güven yatar. Türkiye örneğinde bakacak olursak devrimciler muhafazakar düşünürlerle aralarına önyargı duvarları örer; onların derdini anlamaya çalışmazlar.

Muhafazakar kelimesinin talihsizliğinden söz etmiştik. Şöyle bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki bir bilgi yarışmasındasınız. 'Muhafazakar'ı anlatmak için yarışmadaki ortağınıza başka kelimelerle ipucu veriyorsunuz. Pek çoğunuzun aklına şunlar gelir: Tutucu, gerici, mutaassıp, mütedeyyin... Oysa bu kelimelerin siyasi muhafazakarlık anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Neden olmadığını sonraki yazılarda açıklamaya çalışacağız.

Türkiye'deki muhafazakarlığın bir diğer talihsizliği de sürekli bir başka kelimeyle birlikte kullanılmış olmasıdır. Milliyetçi-muhafazakar, muhafazakar-dindar, liberal-muhafazakar ve son olarak da muhafazakar demokrat. Şu halde muhafazakarlık bir başka kavrama eklemlenmeden yapamamakta mıdır? Birlikte kullanıldığı kelimelerle nasıl bir eşitlik-eşitsizlik ilişkisi kurar? Muhafazakarlığı milliyetçilikten, İslamcılıktan ve liberalizmden bağımsız; onlarla kimi zaman birleşen kimi zaman da çelişen bir ana akım olarak ele almak mümkün değil midir? Tersinden bakacak olursak, kemalist-muhafazakarlıktan ve sosyalist-muhafazakarlıktan söz edilebilir mi? Bunları da zaman içerisinde tartışacağız.

Muhafazakar denildiğinde her türlü değişime karşı olan insanlar akla gelir. Oysa bu da kronikleşmiş bir yanlış algıdır. Evet, değişim konusu muhafazakarları tedirgin eder ama muhafazakarlar değişime karşı değillerdir. Bilakis, değişimi bir zorunluluk olarak görürler. Onlara göre toplum canlı bir organizmadır ve yaşayan her şeyin değişmesi kaçınılmazdır. Ama muhafazakarlar değişimin nasıl olması gerektiği konusunda devrimcilerden çok farklı görüşlere sahiptirler. Bu konuyu da ilerleyen yazılarda ele alacağız.

Son bir sorumuz da şu olsun: Dünyada ve Türkiye'de bir yeni (neo)-muhafazakarlık dalgasından bahsediliyor. Niteliği göz önünde bulundurulduğunda nasıl oluyor da muhafazakarlığın eskisi ve yenisi olabiliyor?

İthal edilmiş bütün kurum ve kavramlar gibi muhafazakarlık da Türkiye'de çeşitli uyum sorunları yaşadı. Muhafazakar dediğimiz düşünürler, reel-politikle yüzleştikleri bazı alanlarda kendi içlerinde çelişkiye düşmek zorunda kaldılar. Yöntem, içerik ve kurumlarla ilgili bu tartışmalara da değindikten sonra 'muhafazakar sanat' kavramına gelecek ve görüşlerimizi açıklayacağız.

Umarım yazdıklarımız tartışmanın derinleşmesine ve berraklaşmasına katkıda bulunur.

ibrahim.altay@sabah.com.tr

@ibrahimbaltay

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları