USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 15 Eylül 2017 Cuma 15:50
  • Güncelleme saati: 15:50

Arakanlılar arasında bir First Lady

Myanmar'ın Arakan eyaletinde yaşayan Rohingya Müslümanları, soykırıma uğruyor. Geçtiğimiz hafta, First Lady Emine Erdoğan ve beraberindeki Türk Bakanların, Bangladeş sınırındaki mülteci kampı ziyaretinde dinlediğimiz tüm hikâyeler buna işaret ediyor.

Mülteciler ya ordu ya da onların silahlandırdığı Budist milisler eliyle başlarına gelenleri dehşet içinde anlattılar. Kocasının yakılarak öldürüldüğünden bahseden bir kadının donuk gözleri, kadınlara tecavüz edildiğini göre göre köyünden kaçan adamın suçluluğu, bir çocuğunun ve eşinin öldürüldüğünü söylerken kucağındaki bebeğine daha sıkı sarılan annenin yası... Hepsini tek tek dinledim ve çaresizlik içinde ana vatanıma döndüm.

Mültecilere ev sahipliği yapmaya çalışan Bangladeş, dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden birisi. Dolayısıyla mülteci kampındaki şartlar da çok kötü. Ne altyapı var, ne yol, ne temiz su, ne düzenli yemek... Yerler çamur içinde, kanalizasyon yok. Kaldıkları yerler üzerine kumaş gerilmiş çadırımsı çözümler ya da kafese benzeyen küçük yapılardan ibaret.

Her şeyini geride bırakıp yollara düşen mültecilerin ise ne kıyafeti, ne parası var. Etrafta çıplak dolaşan bir sürü çocuk var. Koleranın yayıldığını duyuyoruz. Hiçbir sterilizasyon sistemi olmadığı için havada öyle ağır bir koku var ki nefes aldığınıza sizi pişman ediyor. Muson yağmurları da başladı mı, her yeri çamurun kapladığı, dünyanın yaşaması en zor yerlerinden biri olabilir ama ölümden kaçanlar için neticede "yaşanacak" bir yer...

Peki, bu noktaya neden gelindi? Myanmar, uzun yıllar İngiliz sömürge yönetimi altında kaldı. Ancak 1948'te bağımsızlığını kazanan Myanmar'da İngiliz ve Çin nüfuzu devam ediyor. İngilizler, 1948'de çekilirken Müslüman Arakan'ı, o zamanki Pakistan sınırlarına dahil etmek yerine, Myanmar'a dahil edince bugünkü zulmün ne zemini oluşmuş oldu. 1971'de eski "Doğu Pakistan" olan Bangladeş'in de Pakistan'dan ayrılmasıyla, Asya'da iç karışıkların ve düşmanlığın tohumları atılmış oldu.

Üstelik aynı İngiltere, 1942'deki Japon işgaline direnen Arakanlıları, Japon ve dolayısıyla İngiliz işbirlikçisi General Aung San'ın insafına bıraktı. Şimdiki Myanmar Dışişleri Bakanı ve Nobelli Aung San Su Çi'nin babası olan general, Arakanlılara vatandaşlık vermedi ve onları etnik bir azınlık olarak tanıdı. Askerî cunta ise, 1982'de onları bu tanımdan da mahrum bırakarak Bangladeş'e sürme politikasını hızlandırdı. Arakan Kurtuluş Ordusu (ARSA) da, bu zulümlere karşı duran silahlı bir örgüt olarak ortaya çıktı. 2012'de saldırılarını artıran ARSA'yı bahane ederek etnik temizliğe girişen ordu ve onların silahlandırdığı Budist milisler marifetiyle, 1 milyon 300 bin olan Arakanlı sayısı 800 binin altına indi. ARSA'nın lideri Suud uyruklu ve Mekke doğumlu Cununi olduğu için örgütün Suud desteğiyle ayakta kaldığı düşünülüyor.

Kafanız karışmasın, mevzu yine aynı: Bengal Körfezi'nde verimli gaz ve petrol kaynakları bulunuyor. Askeri cuntanın petrol anlaşmaları imzaladığı ülkeler ve şirketlerin dağılımı, bölgedeki enerji piyasasındaki aktörler ve çekişmeleri hakkında fikir verebilir: BG Grubu ve Ophir (İngiliz), Shell (İngiliz-Hollanda), Chevron ve Conoco Phillips (Amerikan), Statoil (Norveç), Woodside (Avustralya), Saudi Aramco (Suudi Arabistan), Eni (İtalya) ve Total (Fransa).

Yani Arakanlılar, Batı ve Çin arasındaki Asya'ya hükmetme mücadelesinin 'zayiatı' olarak görülüyor. Türkiye ise, hakiki bir sömürge karşıtı duruş sergileyerek, salt insanî diplomasiyle Arakan'a sahip çıkıyor. Cumhurbaşkanı, İslâm İşbirliği Teşkilatı zirvesi sırasında da gündeminin ilk maddeleri arasına Arakan'ı alarak bunu bir kez daha gösterdi.

Melania'nın kendi ülkesindeki selzedeleri ince topuklu ayakkabılarıyla gezdiğinin ertesi, Emine Erdoğan'ın Rohingya'nın sesini duyurmak için ağır şartlar altındaki bu kampa, on saatlik bir yolculuktan sonra geldiğini görmek ise ülkemle gurur duyma vesilesi oldu.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları