USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 12 Şubat 2017 Pazar 13:22
  • Güncelleme saati: 13:22

Trump, Sol'a ayna tutarken...

Post-yapısalcı dönemin, Sol'a en temel etkisi politik-ekonomik merkezli analiz, teşhis ve dolayısıyla mücadeleden uzaklaşıp, kendisini kültürel siyaset'in alanına hapsetmesidir. Büyük harfle Sol dememdeki kasıt, bugün kendisini liberal veya demokrat ya da başka sıfatlarla da ansalar, aslında sol menşeili bir düşünce ve ideal dünyasından neşet eden tüm siyaset kategorilerine işaret etmektir.

Bugün, mağduriyetin, bastırılmışlığın ve maduniyetin temsilcileri sadece kültürel kimlikleri üzerinden temsil ediliyor ve bu özellikleri üzerinden savunu konusu yapılıyor. Yani Sol, hegemoninin kendisini öncelikle kimlik siyasetiyle tanımladığı varsayarak, karşıt hegemonik mücadelesini de kimlik siyaseti ekseninde yürütüyor.

Böyle bir durumda, başta küresel sermaye tarafından haksızlığa uğramış alt ve orta sınıfların mağduriyeti ve hissettiği baskılar ise görünmez hale getirilerek, siyaset dışı ilan ediliyor. İşin kötüsü, böylelikle Sol, politik-ekonomik merkezden dışlananları görünmez kıldığı kadar, hegemonyayı temsil eden finans kapital ağı ve onun trilyon dolarlık ağababalarını da görünmez kılıyor. Bugün politik temsiliyet noktasında krizi olan bir grup varsa, bunların kadınlar, siyahiler, Müslümanlar, vb. olduğu kadar, ekonomik oligarşiye karşı ayakta kalmaya çalışan sınıflar olduğunu söyleyebiliriz. Bu mücadele 'anti-globalistler' olarak adlandırılan bir sınıfsal cepheleşmeyi beraberinde getirmiştir.

Ortodoks Sol terminoloji açısından, isyan bayrağını çeken bu sınıflar aslında Sol bir harekettir. Bugün Batı sermaye sınıfının ve medyasının nefret ettiği Trump'ın zaferine bu temelden bakılamaması, kendisini Sol'da konumlandıran grupların en büyük eksiğidir. Onların 'cahil, bağnaz beyaz' diyerek zihinlerindeki bir çekmeceye kaldırdığı ve önemsemedikleri tüm grupların Trump'a yönelmesinde şaşıracak bir şey yoktur. Zira alt sınıflar Sol'u terk etmemiştir; Sol alt sınıflara arkasını dönmüştür.

Demokrat Parti'nin normalde kendine güvendiği eyaletleri, Michigan, Wisconsin veya Pennsylvania gibi çekişmeli seçim bölgeleri Trump'a kaybetmiş olmasının arkasında yatan sebep de budur. Ancak bu gerçek, Sol'un mücadele biçimini zerre değiştirmemiştir. Trump'ın resmi olarak başkanlığa başladığı ertesi günü gerçekleşen "Kadınlar Yürüyüşü (Womens' March)" ve şimdi de güya Müslümanları savunmak üzerinden yapılan gösteriler de hâlen sadece kimlik eksenli mücadele edildiğine işarettir.

Açıkçası, sekiz yıllık başkanlığında Obama'nın yedi Müslüman ülkeyi bombalayıp yerle bir etmiş olmasına gıkını çıkarmayıp, o bombalardan kaçarak gelen bine yakın mültecinin ABD'ye geçici olarak sokulmayışına karşı yüzbinlerce kişilik protesto düzenleyen 'Demokrat'lar bir Müslüman olarak bana bile yapmacık geliyorlarsa, Trump seçmeni milyonların ne hissettiğini hayal etmek güç değil. Hele Müslümanları savunan grupların çoğunluğunun, Esed Suriyelileri kimyasal silahlarla topluca öldürürken, Obama'ya 'kırmızı çizgini unut' çağrıları yapıp, Suriyelileri kendi kaderleriyle baş başa bıraktıklarını hatırladıkça, şimdiki timsah gözyaşlarına inanmak daha da imkânsız.

Velhasıl Sol, Trump'ı böyle yenemez. Ancak kurulu düzen ve yargı gibi devlet aygıtlarıyla veya Trump karşıtı Soros gibi milyarderle işbirliği yaparak mahkeme karşısına çıkarmaya giden yolu açabilirler. Yani halk hariç her tür güç odağına başvurarak kaçak dövüşmeyi sürdürebilirler. Bu da Sol'u, kazanması gereken sınıflardan biraz daha uzağa savuran bir sonuç olarak geri dönecektir.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları