USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 05 Ocak 2017 Perşembe 14:16
  • Güncelleme saati: 14:16

3. Dünya Savaşı’nın eşiğinde miyiz?

19 Aralık'ta, Rusya'nın Türkiye Büyükelçisi Andrei Karlov, Ankara'da öldürüldü. Sosyal medyada pek çok kişi Birinci Dünya Savaşı'nı başlatan Avusturya Arşidükü Ferdinand'ın suikastini hatırlatırken, Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Petry Polshikov'un da Moskova'da öldürüldüğü ortaya çıktı. İlerleyen saatlerde, Avrupa'nın merkezi Berlin'de ve küresel sermayenin merkezlerinden Zürih'te birer terör saldırısı gerçekleşti. İlk saldırı Noel kutlayan Hıristiyanlara yönelikti, ikincisi ise bir camiye yönelikti.

Ertesi gün, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye'nin geleceğinin konuşulacağı Moskova Zirvesi'ne katılmak üzere, Moskova yolundaydı. Toplantı, suikasta rağmen ertelenmedi ve "Suriye'deki savaşı bitirmeye yönelik" şeklinde tanımlanan Moskova Deklarasyonu açıklandı.

Gözler, masada olanlardan çok, olmayan devletlere çevrildi...

15 Temmuz'dan sonra, FETÖ'cü bir pilotun yaptığı netleşen Rus savaş uçağının düşürülmesi hadisesi ise, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov'un 25 Kasım 2015'te yapacağı Ankara ziyaretinin hemen öncesinde gerçekleştirilmişti. Hadise sonrası Rus Bakan ziyaretini iptal etmişti. Rusya'nın savaş jetini düşürmemizden 25 gün önce ise, Rusya tarihindeki en ağır kayıplı 'uçak kazası' gerçekleşmişti. Rus havayolu Metrojet Airlines'a ait uçak, Sina yarımadası üzerindeyken düştü. Uçakta 217 yolcu ve yedi mürettebat bulunmaktaydı. Mürettebat da, 217 yolcunun 214'ü de Rus'tu. DAEŞ, uçağı kendilerinin düşürdüğünü ilan etti.

Karlov'un öldürülmesinden üç gün sonra, NATO Genel Denetçisi Yves Chandelon'un, Belçika'da arabasında başından vurulmuş halde bulunduğu açıklandı. Cinayet 16 Aralık'ta gerçekleşmesine rağmen bir haftaya yakın gizlenmişti. Teröre finans sağlayan ve kara para aklayan şirketleri araştırmakla görevli NATO Genel Denetçisi Chandelon'un cesedine, işyerinden 140, evinden 100 km. uzakta, arabasında başından vurulmuş haldeyken ulaşıldı. Davaya bakan savcılık, iki gün önce hadisenin bir intihar vakası olduğu sonucuna vardıklarını ve ailenin de hemfikir olduğunu açıkladı. Aileye yorum için ulaşılamadı.

Üç gün önce, Rusya Savunma Bakanlığı'na ait, Soçi'den Lazkiye'ye giden Tupolev Tu-154 modeli uçak, kalkıştan kısa süre sonra çakıldı. Kızıl Ordu Korosu'ndan 65 müzisyen, gazeteci ve askerlerin de olduğu 92 kişiden kimse kurtulmadı. Ölen askerlerden biri de, üst düzey Rus komutanı General Vladimir İvanovski idi. İvanovski'nin, Rusya'nın geçtiğimiz günlerde Halep'te kalıcı olmak için gönderdiği 'polis taburu'nun da komutanı olduğu ve yolcuların Suriye'deki 'Halep kutlamasına' katılacağı öğrenildi.

Yine geçtiğimiz günlerde, Rus petrol devi Rosneft'in ikinci yöneticisi Oleg Erovinkin, arabasında ölü bulundu. Katar'ın, İsviçreli Glencore ile beraber, bu aralık ayı başında, 11 milyar dolar karşılığında Rosneft'in %19.5 hissesini satın aldığını ve Rusya'ya 'sıcak nakit' nefesi verdiğini de bu tabloya ekleyelim. Bu satırları yazdığım saatlerde de, ajanslar Rusya'nın Şam'daki büyükelçiliğine iki havan topu isabet ettiği haberini geçiyordu.

Olan biten her şeyin ekseninde Suriye var desek, yanlış olmaz sanırım. . Gerçek fail(ler)in kim olduğunu belki yıllar sonra öğreniriz ya da öğrenmeyiz ama Rusya'ya yönelik artan bir örtülü saldırı olduğu sonucuna varmak mümkün.

Tüm bunlar olurken, 'müttefikimiz' ABD'nin Suriye'de YPG'yi ordulaştırdığını ve Irak'ta da Haşdi Şabi teröristlerinin ordulaşmasına onay verdiğini görüyoruz. Her ne kadar Ankara Büyükelçiliği'nin, Türk medyasına ateş püsküren tarzda yayınladığı basın açıklamasında, ABD'nin YPG'ye hiçbir silah desteği vermediği söyleniyor olsa da, sadece yabancı basında çıkan haberlere bakmak bile ABD'nin YPG'ye sadece istihbarat ve hava desteği değil, askerî lojistik desteği verdiğini doğruluyor. Örneğin geçen yıldan itibaren çıkan, "YPG and US airdrop (YPG ve ABD yukarıdan gıda yardımı)" başlıklı haberlere bakmak bile yeterli. Yine ABD önderliğindeki DAEŞ karşıtı koalisyonun bir parçası olan Türkiye'ye, el Bab'daki çetin mücadelesinde, ABD'nin hiçbir hava desteği sunmadığını da not düşelim.

Birileri âdeta Üçüncü Dünya Savaşı'nın şartlarını zorlarken, Türkiye de kendi millî güvenliğini ve çıkarlarını önemseyecek müttefikler arayışına devam ediyor.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları