USA SABAH 23 Kasım 2017 Perşembe
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 26 Aralık 2016 Pazartesi 11:50
  • Güncelleme saati: 11:50

Siyasi bir konu olarak Türkiye

Türkiye, zamanın en hızlı aktığı, insanlarının adaptasyon hızının ve dayanıklılığının en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor olmalı.

Daha yeni, Beşiktaş'ta 37'si polis olmak üzere 44 kişinin şehit olduğu, 155 kişinin de yaralandığı ikiz bombalı bir saldırı atlattık. Derinden sarsıldık. Bombacılardan birisinin, PKK'nın Suriye kolu YPG saflarında bomba eğitimi aldığının açıklanması, taziye açıklamalarında bulunan ama diğer yandan YPG'yi yücelterek silahlandıran Batılı devletlere karşı halkın öfkesini biledi.

Obama yönetiminin, giderayak elinde uçak bulunmayan DAEŞ'e karşı YPG'yi stingerler dahil silanlandırmaya imkân sağlayan önergeyi geçirmesi de bu öfkeyi katladı. Şunu çok net söyleyebiliriz: Türk halkının önemli kısmı, artık Batılı devletlerin YPG/ PKK'yı kendilerine karşı savaşması için silahlarla donatıp desteklediğinden emin. Çünkü en aptal stratejist bile, o silahların eninde sonunca, NATO müttefiki olan Türkiye'ye çevrileceğini görebilir. Bunu nazarı itibare almadan, Batı'dan uzaklaşanın Türkiye olduğunu iddia eden analizlerin hepsi çöp değerindedir. Zira Batı, hızla Türkiye'yi müttefik değil, düşman gördüğünü hissettirmektedir.

Dedim ya zaman burada farklı bir hızda akıyor. Türkler kaybettiğimiz vatandaşlarımızı daha yeni gömmüşken, Halep'ten yükselen çığlığa da anında yanıt verdiler çünkü ortada 21. yüzyılda ve canlı yayında yaşanan bir toplu katliam var. Doğu Halep'i ele geçiren Esed rejimi güçlerinden kaçan 100.000'e yakın sivil 5 kilometrekarelik bir alana sıkıştı kaldı. Elektrik yok, su yok, sağlık hizmeti yok. Rejim güçleri ve destekçileri aralıksız bombalıyor. Yaşam belirtisi kalmayan bölgelerde de tek tek evlere girip sağ kalanları 'hallediyor.' Kurbanların resim ve videoları nerdeyse saat başı sosyal medyaya düşüyor; arka fonda 'kurban adayları'nın yardım çığlıkları yankılanıyor. 'Halep soykırımı'nın Anna Frank'i diyebileceğimiz Bana'nın tivitlerini yüreğimiz ağzımızda izliyoruz.

Maalesef Arap Birliği ülkeleri sessiz, İslâm İşbirliği Teşkilatı pasif. Birleşmiş Milletler ise her zamanki gibi "çok konuşup hiç bir iş yapmıyor". Amerika Birleşik Devletleri Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Samantha Power, içinde bol bol 'utanç' geçen afili konuşmalar yapıyor ama ancak o kadar... Üstelik Power, gelinen noktadaki ABD rolünün bölge halkları tarafından asla unutulmayacağını da hesaba katsa isabetli olur.

Öte yandan Türkiye, Halep'e insanî yardım koridoru açılması için uğraşan, Suriye halkı için çırpınan ve tüm sıkışmışlığına rağmen hâlen en gür sesle itiraz eden tek Müslüman ülke. Önce Dışişleri Bakanlığı nezdinde, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki telefon diplomasisi sayesinde bir ateşkes sağlanıp sivillerin geçişini mümkün kılan bir güvenlik koridoru açılması noktasında mutabık kalındı. Ancak maalesef İran destekli milisler ile Esed güçleri, sivillerin bile geçişini engelledi. Türk aktivistler iki gündür sokaklarda. İlk toplanma yeri İstanbul ve Ankara'daki Rus konsoloslukları iken, sonradan mecranın İran konsolosluklarına kayması da İran'a İslâm dünyasındaki 'yeni imajı' hakkında bir şeyler anlatıyor olmalı.

Hâlen diplomatik çabalar sürüyor. Türkiye, yaşadığı tüm zorluklara rağmen, tüm imkanlarını gelmesi muhtemel yaklaşık 100.000 mülteciyi daha kucaklamaya hazırlamış durumda. Dünya üzerinde bu kadar badireye rağmen hela mazluma kollarını açabilmiş kaç ülke vardır, merak ediyorum. Türkiye, aldığı her darbede daha da güçlenen, analizi zor bir fenomen...
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları