USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 12 Aralık 2016 Pazartesi 09:49
  • Güncelleme saati: 09:49

FET֒nün anavatanı ABD

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) 150'den fazla sözleşmeli okulu ve yaklaşık 10,000 aktif örgüt üyesine sahip. Örgüt lideri Fetullah Gülen'in de Pensilvanya'nın Poconos bölgesinde bir malikanede yaşadığı gerçeği düşünülünce, ABD'ye FETÖ'nün anavatanı dememizde bir yanlışlık olmayacaktır sanırım.

İki hafta önce, 15 Temmuz darbesindeki FETO izlerini anlatmak üzere Sabah yazarları olarak Washington'daydık. Sunumumda on yıllık aralıklarla FETO'nun hangi strateji dahilinde hareket ettiğini ve Türkiye devletine nasıl sızdığını anlattım.

1970'lerde irili ufaklı öğrenci yurtları inşa ederek ve İslâmi İlimlerde okuyan takipçilerini öğretmen olmaya ya da Diyânet İşleri Başkanlığı'na sızmaya yönelterek alan kazanan FETÖ'nün 1990'lardan itibaren ağını nasıl bir kar topu gibi genişlettiğini, sağcı Turgut Özal'dan Süleyman Demirel'e, solcu Bülent Ecevit'ten Tansu Çiller'e, her biri Başbakanlık ve/veya Cumhurbaşkanlığı yapmış bu siyasîlerden ne kadar destek almış olduklarından bahsettim. Kamuya giriş ve askeri liselere giriş sınavları için takipçilerine dağıttıkları kopyaların, sınav sonuçları karşılaştırılınca bile nasıl da açıkta olduğunu rakamlarla gösterdim.Ve elbette Ak Parti dönemindeki genişleme taktikleri olan, Kemalist bürokrasinin darbe tehdidini büyütüp, sahte delillerle davalar açıp kendi bürokratik vesayetlerini nasıl kurduklarını da anlattım.

FETÖ'nün Türk devletine sızmış olduğunu ABD'deki otoritelere haber verdiği telgraflarıyla ve Türkiye-ABD ilişkilerine dair muhalif de olsa adil yorumlarıyla tanınan eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de panelimize teşrif etmişti. ABD'li muhataplarımıza ne söylesek, etkisi ancak Jeffrey'nin 2005 yılında yazdığı şu mesaj kadardır diye düşünüyorum:

"Ancak, onun [Gülen] hareketi hakkında derin ve geniş şüpheler devam etmekte, hareketinin çeşitli çevrelerinin insanlar üzerine kurduğu baskılar hakkında anekdotsal kanıtlarımız var...Bu gerçekler, Gülenistlerin devlet kurumlarına sızması ile de birleşince..."

2005 yılındaki bu tesbitin on yıl sonra nasıl bir 'devlet içindeki devlet' gücüne eriştiğine ve bunun ne kadar feci sonuçları olabileceğine 15 Temmuz'da tanıklık ettik. Ancak Türkiye'nin baş döndürücü hızda yaşadığı bu süreci, Batılı dostlarımız yaşamadı.

Dolayısıyla Jeffrey'nin panelde dediği gibi, daha üç sene önce Türk Dışişleri Bakanı'nın ziyaret ettiği Gülen'in ABD medyası ve think-tanklerince neden anında terörist başı olarak kodlanamadığını anlamak zor değil. Ancak bu, devletler arası ilişkiyi kapsamıyor. Nasıl ki ABD bir zamanlar Taliban üyelerini Beyaz Saray'da ağırlayan ve Usame bin Ladin'in Sovyetlere karşı verdiği destek için teşekkürlerini ilettiği bir ülkeyken, Afganistan'daki mücadelenin konjonktürü değişince ABD, müttefiki Türkiye'den yardım istediğinde anında olumlu yanıt bulduysa, ABD de bir an önce müttefiki Türkiye'nin devlet ve halk olarak taleplerinin önemini kavramak zorundadır.
Ancak dediğim gibi gazeteciler ve aktivistler olarak, FETÖ'nün gerçek yüzünü anlatmakta sivil toplum, medya ve think-tank alanında özel bir çaba içinde olmamız gerekiyor. Zira ABD'de, FETÖ'nun yıllardır aktif olan bir okul ağı, toplumsal bağları ve lobicilik faaliyetleri var.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları