USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 21 Kasım 2016 Pazartesi 14:00
  • Güncelleme saati: 14:05

Trump ve Ortadoğu

Geçtiğimiz 20 yıl boyunca, küreselleşme karşısında ulus devletlerin çöküşe geçtiği, Avrupa Birliği projesinin bunun kanıtı olduğu, ortak paranın ortak ulus kimliğine galip geldiği, milliyetçiliklerin gerilediği üzerine pek çok analiz okuduk.

Hatta Fukuyama isimli 'fonksiyonel akademisyen', tarihin sonuna geldiğimizi iddia ettiği tezinde artık liberalizmin dünyadaki tüm ideolojiler üzerindeki üstünlüğünü kanıtladığını, diğer tüm ülkelerin de bu eksende ilerleyeceğini iddia etmişti. Fena halde yanıldığını hep birlikte görüyoruz.

Britanya, AB projesinden çekilmiş, Fransa kendi içine kapanmış, AB kendi bürokratik kafesinde felç olmuş durumda dağılmanın eşiğine gelmiş. Öte yandan Rusya, Avrupa'yı işgal ederken kimsenin gıkı çıkamamış, Çin dünya ekonomisinin durdurulamayan yıldızı haline gelmiş ve Türkiye'deki 'öngörülemez adam' ne ekonomik ne jüristokratik ne de askerî darbeyle indirilebilmiş.

Üstüne üstlük, şimdi ABD Başkanı koltuğunda, medya ve siyaset elitinin el birliği ile karşı çıktığı biri oturacak. Evet, seçime bir ay kala, Bush hanedanlığı başta olmak üzere, Cumhuriyetçilerin ana gövdesinin de Trump karşıtı kampta yerini aldığı düşünülürse, Trump karşısında Cumhuriyetçi Parti eliti de kaybetmiştir.

Daha koltuğa oturmadan, Trump'ı "dünyadaki 'liberal düzen'in sonunu getiren lider" olarak takdim eden makaleler arka arkaya yayınlanmaya başladı bile. Elbette liberal düzenden kasıt, belli kurumlar üzerinden ekonomik ve siyasi gidişata müdahale etme gücüne sahip "küresel baskın sınıf'ı (nomenklatura)" ve onun hegemonyası olsa gerek.

Yoksa şimdiye kadar liberal liderler olarak sunulan ABD başkanlarının hepsinin dünya çapında darbeleri desteklediği; ülkelerini 'hukuk devleti' olarak takdim ederken ülke dışında her tür hukuksuzluğa imza attıklarını biliyoruz. Geniş halk kitlelerin liberal ikiyüzlülüğü alaşağı etmeye yönelmesinin sebeplerinden birisi de bu zaten.

Kimi analistler de Trump'ın Rusya ile iyi anlaştığını ve bunun Suriyeli muhalifleri zora sokacağını söyleyerek korku yaymaya çalışıyorlar. Hâlbuki Rusya uzun süredir sahadaki hegemon güç. Halep aylardır Rusya tarafından hunharca bombalanıyor. Üstelik Obama döneminde, Rusya karşısındaki ABD hem Ukrayna'da hem Suriye'de 'şamar oğlanı' döndürüldü zaten.

Hem Amerikan hem de global statükoyu sarsmayı vaad eden Trump'ın başa gelmesi, Ortadoğu ülkelerinde korkuyla karşılanmadı. Bilakis İran yayılmacılığına yol açan ve müttefik olduğu devletler yerine sahada Haşd Şabi, PKK veya Hizbullah gibi terör örgütleri ile aynı çizgide politika sürdüren Obama yönetiminden kurtulmanın sevincini yaşıyorlar.

O yüzden 20 Ocak'ta ABD Başkanı koltuğuna oturacak adam, şimdilik Obama'dan daha büyük bir hayal kırıklığı değil.

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları