USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 21 Ekim 2016 Cuma 17:22
  • Güncelleme saati: 17:22

FETÖ'nün diğer terör örgütleriyle işbirliği

11 Mayıs 2013 tarihinde, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde, Suriye sınırından gelen bomba yüklü bir araç patladı. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından biri olmuştu. Bu devlet ne yapıyordu? Akla gelen ilk soru haklı olarak buydu.

Devletin Reyhanlı saldırısı öncesinde, gelmekte olan bu kadar büyük bir saldırıya dair istihbaratı olmaması mümkün müydü? Dönemin Reyhanlı Savcısı ve FETÖ'den yargılanan Özcan Şişman, MİT'ten istihbarat almalarına rağmen harekete geçmediğini şöyle anlatmıştı:

"2012 yılının kasım ayında MİT yetkilileri yanıma gelerek, aralarında Murat Özdeş isimli bir kişinin de bulunduğu bir grubun bombalı saldırı hazırlığında olduğunu ihbar etti. Suriye istihbaratı adına faaliyet yürüten grubun Suriye'den getirecekleri patlayıcıları Hatay Yayladağı'ndaki Suriyeli muhalif askerlerin bulunduğu çadır kampta patlatacaklarını söylediler. Patlayıcının çöp kamyonuna yerleştirileceğini söylediler. Bunu ihbar kabul edip soruşturmaya geçtik."

Buraya kadar her şey normal seyrinde, kurumlar arası işbirliği sürüyor, soruşturma başlıyor. Şişman'ın ağzından dinlemeye devam edelim:

"Teknik takip sırasında, sadece bir kez ortam dinlemesinde, saldırıya ilişkin görüşmeler tespit edildi. Ancak fiiliyata geçildiğine dair tesbit yapılmadı. MİT yetkilileri birkaç kez operasyon yapsanız diye teklifte bulundular. Yeterli delil olmadığını ve işimize karışmamalarını söyledim."

Bir grup var. Suriye savaşının yanı başındaki bir Türkiye ilçesinde yaşıyorlar. Suriye istihbaratına yakın oldukları biliniyor.

MİT, aldığı istihbarat üzerine savcıyı onlara yönlendiriyor. Teknik takipte saldırı yapılacağı bilgisini alıyorsunuz. Ancak ne hikmetse soruşturmayı genişletmiyor, bu saldırganlara dair ortam, telefon dinlemesi, vs. yapmayıp, kulağınızın üstüne yatıyorsunuz.

İşin daha vahim kısmına geldik. Tarih, 8 Mayıs 2013. Reyhanlı saldırısından tam üç gün önce. Şişman'dan dinleyelim:

"Reyhanlı saldırısından üç gün önce, 8 Mayıs Çarşamba günü, MİT'ten bir yetkili geldi. Tedirgin ve panik bir halde operasyon yapılmasında ısrar etti. Somut bir gelişme olmadığını söyleyince, işimize karışmamaları uyarısında bulundum."

Ayrıca Şişman, Reyhanlı saldırısından bir gün önce MİT'in, polise teslim ettiği evraklarda da saldırıda kullanılacak araçların plaka bilgileri ve şüphelilerin isimlerine kadar 'çok kıymetli' diye tarif ettiği bilgilerin olduğunu da belirtti.

FETÖ mensubu asker, polis ve savcı üçgenindeki güvenlik bürokrasisi, pek çok terör olayına yol verdi. Önleyici istihbarat ve operasyonlar nerdeyse hiç yapılmadı. Türkiye, özellikle seçim öncesi kritik siyasî dönemeçlerde, arka arkaya patlayan bombalarla sarsıldı. Darbeden sonra ise karşımızda farklı bir kurumlar arası işbirliği var.

Örneğin sadece geçtiğimiz hafta, İstanbul'da Devrimci Karargâh Terör Örgütü'nce polis araçlarına saldırı için kullanılacağı öğrenilen 8 el yapımı bomba ve 15 kilo amonyum nitrat ele geçirildi.

TSK ve Emniyet güçleri, Güneydoğu'da PKK'ya ait dokuz bombalı aracı ele geçirip imha etti.

Gaziantep'teki DAEŞ hücre evlerine yapılan baskınlarla, teröristler etkisiz hale getirildi.

İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, yine sadece geçtiğimiz hafta içinde, 11'i silahlı saldırı olmak üzere 19 terör eylemi engellendi. Buna ek olarak, PKK'ya ve DAEŞ'e yardım ve yataklık yapan 361 kişinin yakalanarak gözaltına alındığı belirtildi.

Ayrıca Ankara'da, canlı bomba eylemi hazırlığında olduğu belirtilen DAEŞ mensubu bir terörist yapılan operasyon sonucu ölü olarak ele geçirildi.
Sadece bir haftalık önleyici istihbarat ve operasyonların dökümüne bakınca, insan düşünmeden edemiyor. Tam 53 vatandaşımızı kaybettiğimiz Reyhanlı saldırısından bu yana, kim bilir kaç terör saldırısı daha engellenebilir, kaç vatandaşımız hayatta olabilir ve kaçı sakat kalmayabilirdi?
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları