USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Hilal Kaplan
  • Haber giriş tarihi: 19 Eylül 2014 Cuma 14:51
  • Güncelleme saati: 14:52

Beklenen ikinci Irak müdahelesi: ABD ve IŞİD

Mısır Devleti kurulduğundan beri halk, ilk defa demokratik yollardan bir meclis ve devlet başkanı seçmişti. Yani bu sefer ABD'nin bir ülkeyi bombalayarak demokrasi götürmesine de gerek yoktu. Mısırlılar sivil demokrasi yolunda önemli bir adım atmıştı. Ne var ki meşruiyeti su götürmez olan yönetimi bir yaşına girmeden devirdiler. Devletin başına da darbeyi yapan Sisi geçti, Mısır yeniden bir askerî diktatörlüğe dönüştü. Sisi yaklaşık 2.000 sivil göstericiyi öldürüp, 1.000'den fazla siyasetçiyi içeri tıkıp, kendi yaptıklarına bakmadan silahlı mücadeleyi ilkesel olarak reddeden Müslüman Kardeşler'i terör örgütü ilan etti. Daha önce de uluslararası gözlemcilerin onayladığı demokratik seçimlerle iş başına gelen Hamas'ı terör listesine alan ABD, Mısır'ın darbeci rejimine de Mursi döneminde esirgedikleri yardımların kat be kat fazlasını verdi. Savaş uçakları ve daha nice askerî yardımlar da yolda.
Suudi Arabistan kurulduğundan beri baskıcı ve totaliter bir rejimle yönetiliyor. Kadınların araba kullanmasını bile yasaklayan, IŞİD gibi selefi gelenekten geldiği için sahabe mezarlarını yok eden, 11 Eylül saldırıları dahil El Kaide örgütüyle ilişkileri muğlaklığını koruyan, Nusra Cephesi'ne para ve silah yardımı yaptığı kuvvetle muhtemel olan, bu arada ceza hukukunda 'kafa kesmeyi' de bulunduran bir rejim ülkede hakim konumda.
Müslüman ülkeler ne zaman demokratik yollara başvursalar, o yolu önce tıkayıp sonra başlarına yıkan ABD'nin Dışişleri Bakanı John Kerry de IŞİD'in ideolojik kaynaklarını tüketmenin öneminden bahsediyor. Hani, Sisi'nin Mısır'da demokrasiyi restore ettiğinden bahseden Kerry! Bu arada, ABD'nin nasıl Iraq ve Afganistan'da bombalarla demokrasi getirmeye çalıştığını hatırlıyoruz. Bugüne kadar İslâm dünyasındaki hiçbir 'ılımlı' demokratik mücadeleyi desteklemeyen Amerikan devletinin, IŞİD gibi demokrasi düşmanı radikal terör örgütlerinin türemesine şaşırmaya hakkı var mı gerçekten? Amerika bahsettiğimiz iki diktatöryel rejimle işbirliği içinde IŞİD'i yok edeceğini vaad ediyor ve bu oyuna dahil olmayan, kendi ajandasını takip eden, ulusal çıkarını önceleyen Türkiye ise hedefe konuyor.
Hem tasavvuf geleneğinin üzerinde yükselen bir coğrafyada yaşamamızdan, hem de 60 yıllık ağır aksak da olsa bir demokrasi tecrübesiyle bugünlere gelmemizden ötürü ülkemizden IŞİD gibi örgütlere, diğer Müslüman ülkelerden daha az katılım var. Ancak başta ABD medyası olmak üzere, Türkiye hakkında suçlayıcı haberler yapılmaya devam ediliyor.ABD, IŞİD'in ortaya çıkış sebeplerini tahlil etmek yerine, 49 rehine meselesi başta olmak üzere oldukça haklı sebeplerle ABD'nin askerî operasyonuna destek vermeyen Türk hükümetini hedefe koyuyor. Yeni Şafak'ta yazan Abdurrahim Boynukalın, 1 Mart'ta Türk meclisinden tezkere kararı çıkmadığından istediği sonucu alamayan ABD'nin basınının yaptığı manipülatif haberlerden bazılarını hatırlattı.
Örneğin o dönemde CNN, Businessweek, CBS gibi yayın organları Saddam'ın aslında BM yararına yapılması gereken bir projede milyarlarca dolar parayı cebine indirdiğini ve bu paraların tamamına yakınını Türkiye'de sakladığını iddia ediyordu. Elbette bu iddia da aynı Saddam'ın kitle imha silahları gibi asılsız çıktı. ABD, Irak'a girerken Türkiye bağımsız bir karar aldığı için Saddam destekçisi ilan edilmişti. Şimdi ABD, Irak'a dönmeye karar verdiğinde yine bağımsız hareket eden Türkiye bu sefer de IŞİD destekçisi yapılmaya çalışılıyor. ABD, şayet IŞİD'in ideolojik kaynaklarını kurutma mücadelesinde ciddi ise, işe Müslüman ülkelerdeki demokrasi hareketlerini desteklemekle başlayabilir.
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları