USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Etyen Mahçupyan
  • Haber giriş tarihi: 29 Şubat 2016 Pazartesi 16:35
  • Güncelleme saati: 16:35

ABD’nin rasyonel yanlışı

Obama ile Erdoğan'ın bir saat yirmi dakikalık konuşmasından sonra iki ülkenin bürokratları ortak bir metin üzerinde çalışıyorlar. Muhtemelen Washington ile Ankara arasında çok sayıda metin gidip geliyor, sonuçta o akşamın geç saatlerinde anlaşma sağlanıyor ve Türkiye tarafı açıklamayı yapıyor. Ama o sırada ABD'de henüz akşamüstü ve akşama çok var. Nitekim akşam ortak metnin ABD versiyonu kamuoyu ile paylaşıldığında bazı yerlerinin değişmiş olduğu görülüyor. Bu epeyce rutin bir skandal… Herkes durumu anlayışla karşılamasa bile hemen herkes anlıyor. Eğer durum tersine olsaydı ve örneğin ABD İran'la birlikte bir ortak açıklamaya zorlansaydı, o zaman da ABD metninin son anda farklılıklar göstermesi kimseyi şaşırtmazdı. Mesele ABD'nin siyasetsiz ve çaresiz kalmasıdır…
ABD bölgeye DAEŞ üzerinde aşırı bir psikolojik konsantrasyonla geldi. Tek tehlike olarak onu gördü ve onu gösterdi. Ne var ki dünyanın bizim tarafımızda yaşayan herkes DAEŞ'in nasıl ortaya çıktığını ya da çıkarıldığını biliyor. Bu örgütün ortadan kaldırılamamasının ne denli ironik bir durum olduğunun farkında. Tüm dünyanın karşısında iş birliği yaptığı, göreceli olarak son derece sınırlı bir askeri gücü olan ve üstelik çölün ortasında saklanacak yeri bile olmayan bu yapılanmanın hala ayakta kalması herhalde epeyce garip bir durum. Bunun tek bir açıklaması var… Bölgedeki birçok aktör DAEŞ'le savaşıyor gibi görünse de aslında işbirliği yapıyor.
İşin iyi yanı Ortadoğu'nun bütün entrikacı özelliklerine karşın günümüz dünyasında mecburen şeffaf olmak zorunda kalması. Dolayısıyla biz şimdi DAEŞ-Esed-PYD arasındaki parasal ve askeri anlaşmaları, petrol gelirlerinin nasıl paylaşıldığını, rafinerilerin nasıl korunduğunu, toprağın nasıl bölüşüldüğünü, askeri alışverişlerin nasıl garanti altına alındığını biliyoruz. Bu yardımlaşmanın burada kalmadığını, İran'ın sahadaki düzenleme ve yönlendirme yeteneği ve Rusya'nın askeri kalkanı sayesinde 'güvenilir' kılındığını da biliyoruz. İsteyenler ayrıca Rus iş adamlarının ve bankalarının rolüyle ilgili de bilgi sahibi olabiliyorlar.
Oysa ABD'nin problemi çok daha basitti. Kim DAEŞ'e daha fazla karşı diye sordular. Karşılarında iki eksen bulunmaktaydı. Biri Özgür Suriye Ordusu, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye'yi kapsıyordu. Diğeri ise Esed'den başlayıp PYD ve İran üzerinden Rusya'ya ulaşıyordu. İkinci çizgi DAEŞ'le mücadele açısından çok daha mantıklı gözüküyordu. Sonuçta İlk gruptaki ülkeler Sünni idi ve DAEŞ'le aynı mezhebi paylaşıyordu. Ayrıca bu ülkeler Suriye'deki Sünnilerin akıbeti ile daha fazla ilgiliydiler. Buna karşılık ikinci gruptakiler ya Şii idiler, ya da etnik bir kimliğin taşıyıcısıydılar.
Dolayısıyla ABD kendince rasyonel olanı yaptı. Esed'in gitmesini ve Rusya'nın oraya çöreklenmesini istemediği halde DAEŞ tehdidini öne alarak bu ikinci grubun hareket alanını genişletti. Bunu yaparken, zaten müttefikleri olan ilk gruba da destek olarak dengeyi sürdüreceğini sandı. Böylece hem DAEŞ yenilecek, hem de Orta doğu'da ABD hakemliğine ihtiyaç devam edecekti. Ama öyle olmadı… Çünkü DAEŞ'in asıl yok olmasını isteyenler aslında diğer Sünnilerdi. İkinci grup ise halen DAEŞ sayesinde gücünü artırmakta ve DAEŞ'in ortadan kalkmasını da tabi ki istemiyor.
Yani mülteci meselesi hiç ortaya çıkmasa bile, ABD yanlış bir tercih yaptı ve bu görünür yanlışı sürdürmenin doğru olduğunu düşünmeye de devam ediyor. İyi de mülteciler artık Avrupa'nın kapısındayken acaba ABD bu politikasını 'birincil' ortağı olan Avrupalılara nasıl kabul ettirecek?
Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları