USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Etyen Mahçupyan
  • Haber giriş tarihi: 23 Aralık 2014 Salı 12:59
  • Güncelleme saati: 12:59

Basın özgürlüğü!

Kılıçdaroğlu "demokrasiye darbe" dedi. Avrupalı siyasetçilerin tümü ayağa kalktı. Gelişmeyi endişe verici buldular, Türkiye'nin AB'den uzaklaştığını söylediler, medya özgürlüğüne yapılmış inanılmaz bir saldırı olarak nitelediler. Tabii Erdoğan'ın 'otokratik eğilimlerinin' bu gelişmedeki payının özellikle altını çizdiler. Bu heyecanı ve 'ilkesel duruş' iştahını yorumlamak kolay ama isterseniz önce basit bir soru soralım: Ne oluyor? Bunu doğru değerlendirmek için ise başka bir soru gerekiyor: Ne olmuştu?

2009 yılının Nisan ayındaki vaazlarından birinde Fethullah Gülen o zamana dek çok az kişinin duymuş olduğu 'Tahşiyeciler' grubunu hedef alarak bunların 'irticacı' olduğunu söyledi. Adı geçen grup Muş ve çevresinde faaliyet gösteren birkaç yüz kişilik ufak bir Nur cemaatiydi. Gülen'in Said-i Nursi yorumuna katılmıyor ve Gülen hareketini eleştiriyorlardı ama asıl mesele biraz daha farklıydı. İki cemaat arasında zekât toplama konusunda rekabet vardı ve Gülenciler 'Tahşiyecilere' karşı baskı uyguluyordu. Buna tepki olarak bu küçük cemaatin temsilcileri de Gülen hareketi aleyhine yazılar yazmaya, konuşmalar yapmaya başladılar. Derken Gülen'in 2009 Nisan vaazı geldi ve hemen akabinde Tahşiye grubuna yönelik, kimin emriyle olduğu belli olmayan bir polis takibi başladı.

2010 Ocak ayında işler hızlandı… Zaman gazetesinde art arda Tahşiye grubunun El kaide bağlantısını ima eden yazılar yayınlandı ve Samanyolu televizyonunun dizilerinde de bu grubun adı açıkça söylenerek terörist damgası vuruldu. Tam da bu esnada polis imzasız bir ihbar mektubu aldı. Tahmin edileceği üzere mektup Tahşiyecilerin terörist olduğunu söylüyordu. Polis baskınında sis bombası bulundu. Ne var ki bombanın üzerinde sanıkların hiçbirinin parmak izi yoktu. Aksine polislerin parmak izi vardı ve polisler bunu eldivenlerinin 'herhalde yıpranmış' olmasıyla açıkladılar. Daha ilginci bombanın üzerindeki seri numarası daha önce Ergenekon davası çerçevesinde iki ayrı yerde daha 'bulunmuş' olan bombanın seri numarası ile aynıydı…

Tahşiye davası aylarca sürdü ve sonunda herkes beraat etti. Ama 132 kişi tutuklandı, 38'i hapse atıldı ve Mehmet Doğan 17 ay hapis yattı. Bugünkü dosya o hapis yatanlardan birinin şikâyeti üzerine açıldı. Bu arada Gülen hareketinin iç haberleşmesine ait bazı kasetler de kamuoyunun bilgisi dâhiline girmişti. Örneğin bunlardan birinde Samanyolu televizyonu yöneticisi Gülen'e televizyon dizisinde belirli bir sahnenin kullanılması için fikir sormakta ve Gülen de onay vermekte. Söz konusu sahne Tahşiyecilerin terörist olarak sunulduğu sahne… Ayrıca kamuoyu bu televizyon dizilerinin her bölümünün senaryosunun Gülen'e telefonla okunduğunu da biliyor.

Kısacası Gülen hareketi bir suç üreterek suçsuz insanları kamuoyu nezdinde suçlu kılmaya çalıştı, kara propaganda yürüttü, sahte delil yarattı ve o kişileri hapse attırdı. Böylece sadece Muş çevresinde hâkimiyetini tescil etmiş olmadı… Ülkedeki bütün diğer dini cemaatlere de gözdağı verdi. Herkes Gülen hareketi ile ters düştüğü takdirde başına ne geleceğini gördü. Ve bütün bu süreçte Gülenciler hükumeti de devlet imkânlarını da kullandılar… Bugünkü yargı süreci bu olayı ele alıyor. Ortada açık bir suç, hukukun suiistimali var. Medya mensuplarının bu olayın parçası olurken ne denli 'bilinçli' olduklarını bilmiyoruz. Ama 'bilinçsiz' olma ihtimallerinin çok az olduğunu ve suç kanıtlanamasa bile, bu yaşananların basın özgürlüğü ile bir ilişkisinin olmadığını biliyoruz. Avrupalılar da biraz daha bilgiye dayanarak konuşabilirler… İstenirse hiç zor değil.


Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları