USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Baha Erbaş
  • Haber giriş tarihi: 05 Nisan 2011 Salı 10:36
  • Güncelleme saati: 10:46

Türkiye'nin Orta Doğu misyonu


Başbakan Erdoğan'ın 28-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdiği Irak ziyareti, sadece Irak'ta değil bütün bölgede Türkiye'nin üstlendiği role ilişkin önemli mesajlar içeriyordu.

Erdoğan'ın hem Irak Parlamentosu'nda konuşan ilk yabancı lider oluşu, hem Necef'teki Hz. Ali Türbesi'ni ziyaret eden ilk Sünnî lider oluşu, yine Necef'te Şii dini lider Ayetullah Sistani ile görüşmesi, Erbil'de Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani ile görüşen yine ilk Türk Başbakanı olması...

Bütün bunlar Türkiye'nin Irak ve Ortadoğu'nun geleceğine dair tasavvuruna ve yol haritasına ışık tutan önemli ipuçları olarak tarihe geçecektir.

Ortadoğu'da tarihsel ve sonuçları bugünden kestirilemeyecek kadar büyük bir dönüşümün yaşandığı, Suriye, Bahreyn, Yemen gibi örneklerinden anlaşıldığı kadarıyla büyük mezhep çatışmalarının muhtemel göründüğü böyle bir ortamda Başbakan Erdoğan'ın Şii dünyasının kutsal kenti Necef'e gidip Hz. Ali Türbesi'ni ziyaret etmesi, Türkiye'nin bütün bölgede barış ve birlik merkezli politikasını, bütün grupları kucaklayıcı şümul konumunu teyit etmesi bakımından tarihidir.

Herhalde Sünnî-Şii çatışma senaryolarının birçok başkentlerde ölçülüp biçildiği şu günlerde Necef'ten daha iyi bir yer olamazdı.

Nitekim Erdoğan Necef'te yaptığı açıklamalarda farklılıkları kullanmak ve bu durumdan yararlanıp çatışma ortamı yaratmak isteyen odaklara mesaj verdi. Irak Parlamentosu'ndaki konuşmasında ise "Biz Bağdat'ı harap eden Hülagü'ler,yeni Yezid'ler İbn i Mülcem'ler görmek, Halepçe'ler Felluce'ler, Altın köprüler duymak istemiyoruz" diyerek Türkiye'nin, bölgede oluşması muhtemel etnik ve mezhep temelli bütün çatışmalara karşı olduğunu da açıkça ifade etti.

2008 yılındaki Bağdat ziyaretinde "Ne Şii'yim ne Sünnî; ben Müslüman'ım" ifadesinde bulunan Erdoğan'ın geçtiğimiz haftaki ziyaretinde Bağdat'ta Şiiliğin 12 İmamı'ndan olan İmam Musa El Kazım ve İmam El Cevad Muhammed Taki'nin kabirlerinin bulunduğu Kazimiye Türbesi'ni ve sonrasında Sünnî Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin türbesini ziyaret etmesi bölgede mezhep merkezli muhtemel çatışmalara karşı Türkiye'nin niyetini ve siyasi duruşunu ifade etmesi bakımından çok önemlidir. Bunlar Türkiye'nin bölgedeki gelişmelere mezhep merkezli ve ayrımcı bir noktadan bakmadığı, barış ve birlik temalı siyasetini her ortamda devam ettirdiğini göstermesi bakımından manidardır.

Ziyaret esnasında yapılan resmi açıklamalar daha Türkiye'nin bölgedeki gelişmelere ve bölgenin dinamiklerine İsrail ve Batı'dan ve de İran ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinden farklı baktığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bölgede her fırsatta muhtemel mezhep kavgalarının ve olası bölünmelerin tehlikesinden bahseden ve bulunduğu her ortamda bütün bölge ülkelerini uyarın tek ülke Türkiye'dir. Çünkü bölgedeki bütün iç ve dış güçlerin içinde gerilim ve çatışmadan nemalanmayan tek ülke de yine Türkiye'dir

Başbakan Erdoğan'ın Bağdat Havaalanı'ndan şehir merkezine geçerken Şii lider Mukteda El Sadr taraftarlarınca övgülü sloganlarla karşılanması, Bağdat ve Erbil sokaklarının Türk bayrakları ile donatılması Türkiye'nin uzun yıllardır sürdürdüğü 'Barış, Birlik ve Refah' merkezli politikasının hem meyveleri hem de Türkiye'nin bütün bölge sathındaki yumuşak gücünün karineleridir.

Erdoğan'ın Şii dini lider Ayetullah El Uzma Seyyid Ali Sistani'yi ziyareti esnasında, Sistani'nin Erdoğan'a,16 Aralık 2010 tarihinde İstanbul'da düzenlenen Aşure Günü'ne katılıp orada yaptığı konuşma ile ilgili teşekkür edip "Orada söyledikleriniz İslam Dünyası'nda kavransa hiçbir sorun olmazdı" demesi ise Türkiye'nin bölgede üstlenmeye çalıştığı mezhepler üstü şümul rolü çerçevesinde Irak Şiileri tarafından da dikkatle izlendiğini göstermesi bakımından önemli idi.

Türkiye'nin hem Irak hem de bütün Ortadoğu'da Şiiler'le de Sünniler'le de ilişkisi ne birbirinden az ne de birbirinin ikamesi olmamalıdır. Bu ilişkiler ancak ve yalnız bir bütünü oluşturan "Tamamlayıcı İlişkiler" olarak görülebilir.İşte ancak o zaman bir yanda İran'ın diğer tarafta Suudi Arabistan'ın başını çektiği tehlikeli işler bölgeyi bir Sünnî-Şii Çatışması'na götürmeye çalışırken Türkiye'nin rolü bunların üstünde ve şüphesiz tarihi olur.

baha.erbas@usasabah.com

Yazarın Önceki YazılarıTüm Yazıları