USA SABAH 21 Temmuz 2019 Pazar
RÖPORTAJLAR
Dr. Murat Aslan, Menbiç operasyonu hakkında konuştu

Dr. Murat Aslan, Menbiç operasyonu hakkında konuştu

Nur Özkan Erbay / ANKARA

ABD ile varılan Menbiç mutabakatında, bir taraftan ABD'nin Türkiye'yi kaybetmeyi göz alamadığını ancak Syrian Democtratic Forces (SDF) adı altında PKK grupları ile çalışmaya devam edeceğinin sinyallerini verdiğine dikkat çeken Aslan, ABD'nin PKK'yı Suriye'nin güneyindeki Al-Tanf bölgesindeki üssüne yerleştirmek gibi bir hamlesinin olabileceğini de kaydetti.

'ABD'nin bölgede işi bitmedi' diyen Aslan, ABD olmadan PKK'nın bölgede varlığını sürdüremeyeceğine dikkat çekerken, DAEŞ karşı kullanılacağı argümanı ile PKK'nın Suriye'nin güneyine çekilmesinin altında ABD'nin Ürdün sınırında kendisi ve İsrail için bir güvenli bölge yaratma stratejisi olabileceğini ifade etti.

Bir yandan Suriye'de Menbiç konusunda ABD ile varılan anlaşma diğer yandan Kandil'de PKK hedeflerine yönelik başlatılan operasyon… Sizce bu tablodan hareketle Türkiye'nin terörle mücadele stratejisi nereye evriliyor?

Türkiye'nin terörle mücadele stratejisi neydi, ne oldu önce buna bakmak lazım. Bir dönüşüm yaşanıyor. Türkiye şu ana kadar terörle mücadele yurtiçi odaklıydı arada yurtdışı odaklıydı. Yurt içerisindeki teröristlerin barındıkları yerlere operasyonlar düzenleniyordu ihtiyaç duyuldukça yurtdışına çıkılıp bir şekilde operasyon sonrası geri dönülüyordu. Ve yurtdışındaki diğer ülkelerle işbirliği burada esas alınıyordu. ABD ile mesela istihbarat paylaşmayla ilgili anlaşmalar yapıldı, Ankara'da ODC'de bir mekanizma kuruldu. Irak Kuzeyinde Türkiye, Amerika, Irak arasına kurulan bir üçlü mekanizma var. Bu çalışıyordu ve bunun haricinde istihbarat örgütlerinin yapmış olduğu işbirliği vardı. Ancak bu işbirliği bizi terörle mücadelede özellikle Irak Kuzeyinde çok öteye götüremedi. Üstüne Suriye'de çıkarlarımız uyuşmadığı için çok fazla ABD ile özellikle koordine içerisinde terörle mücadelemizi yürütemedik. Bunun üzerine Türkiye yavaş yavaş terörle mücadele stratejisini dönüştürdü. Dedik ki ben artık milliyim kendi ayaklarımın üzerinde duracağım, uluslararası ilişkilerde self-help kavramını uygulayacağım dedi. Bunun için ilk önce teknoloji odaklı terörle mücadele çözümleri üzerinde durdu. İHA'lar bunların en bilineni en görüneni ama sadece bundan ibaret değil. Mühimmat teknolojisi silah teknolojisi istihbarat teknolojileri bunları devreye soktu. Diplomasiyi özellikle aktif hale getirdi ve yavaş yavaş proaktivite yönünde adımlar attı. Ancak Türkiye'nin bu proaktivitesi milli olması yanında teknoloji odaklı olması yanında aynı zamanda amaç değişikliğine de uğradı. Şöyle ki, daha önceden bölgesel olarak PKK'nın belli yerlerden çıkarılması amaçlanırken son dönemde PKK'nın tamamen etkisiz hale getirilmesi amaçlandı. Yani imha edici ve aynı zamanda önleyici bir strateji. Burada en bariz olarak Afrin'de gördük. Nasıl gördük? Harekâtın hedefleri orada ilan edilirken üç hedef vardı. Bu hedeflerden özelikle bir tanesi hudut güvenliğiyle ilgiliydi bir tanesi Suriye'nin insanlarını refahıyla ilgiliydi ötekisi de terör örgütünün tamamen etkisiz hale getirilmesiyle ilgiliydi. Şimdi aynı husus devam ettiriliyor. Menbiç diplomatik kanallara bırakılmış durumda. Yol alınan belirgin bir ajanda var ve bu takvim ve ajanda uygulandığı takdirde Menbiç'teki sorun çözülecek. Ancak Türkiye aynı zamanda güney hudutlarındaki güvenliği almak açısından şöyle bir yöntem izliyor, ben güneyimdeki kriz bölgelerinin ülkeme yansımasını istemiyorum diyor. Bunun için orada bir koridor oluşturacağım hudut hattıma paralel diyor. Bakıyorsunuz İdlib'ten başlayarak Afrin müteakiben Fırat Kalkanı harekâtıyla hali hazırda kontrol altına alınan bölgeler Menbiç ve şimdi ırak kuzeyinde benzer bir stratejimiz var. Çünkü bu kriz bölgelerindeki her türlü sorunun hem güvenlik hem de sosyal sonuçları Türkiye'de hissediliyor. 3.5 milyon göçmen bunun bir sonucu ve neticede şu an Türkiye Menbiç'i çözmeye müteakip Suriye'nin Fırat doğusuna kadar olan bölgeyi yine diplomasiye bırakmış durumda çünkü yapılan açıklamada sonraki adımlara örnek teşkil edeceği şeklinde bir ibare var.

Menbiç'ten devam edersek, bir takvim başladı şu an itibariyle. 3 safhadan oluşuyor. Bu üç safhalı uygulamada sizce nasıl bir süreç ile karşı karşıyayız?

Büyük resim dâhilinde Menbiç'i değerlendirmek lazım. Bunun için de amaçlara ve araçlara odaklanmalıyız. ABD'nin amacı nedir? Menbiç'le ilgili Türkiye'ye şöyle düşünün hâlihazırda ABD Menbiç'te kontrolü elinde tutuyor. Nasıl bir motivasyon Türkiye ile Menbiç üzerinde ABD'yi anlaşmaya itiyor. Bu sorunun cevabı aslında bize geleceğe yönelik tahmine yönelik merhaleler veriyor. Bir kere ABD Türkiye'yi elinden kaçırmak istemiyor. İran ve Rusya'nın gölgesi altında bölgede yürütülen hâlihazırdaki büyük güçler mücadelesinde Türkiye çok önemli bir müttefik. Neden? Türkiye'nin bulunduğu konum sadece orta doğuya hitap etmiyor. Türkiye Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu arasında kalan Akdeniz ve Egeyle Karadeniz'deki uluslararası suları kontrol eden büyük bir uçak gemisi gibi. Yani Türkiye'nin bir nevi ABD tarafından Rusya olabilir veya başka türlü angajmanlar olur. Kaybedilmesi yani eksen kayması gibi, ABD'nin lehine olan bir olay değil. Şöyle düşünelim, Balkanlarda mesela Rus nüfusundan dolayı çok büyük bir Avrupa rahatsızlığı var, Amerika rahatsızlığı var. Bazı seçimlerde Makedonya'da benim bildiği kadarıyla bir sıkıntı oldu, Rusların müdahale ettiği gibi bir algı var şu an. Bakıyorsunuz Karadeniz'e kıyı olan ülkelerde özelikle Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde ABD ile sıkı ilişkiler geliştirmek Rusya'nın tamamen karşısında pozisyon almak gibi bir durum söz konusu oluyor. Kırım başlı başına bir problem. Ukrayna NATO'ya katılacak mı katılmayacak mı bir sorun. Gürcistan'a bakıyorsunuz toprak bütünlüğü ile ilgili kaygılar var Kafkaslardan. Ermeni ve Azeri sorunları bir şekilde her an patlamaya aday. Hudut çatışmaları hem Nahçivan'da hem Karabağ'da devam ediyor. Bakıyorsunuz İran başlı başına bir sorun. Özellikle İsrail güvenliği açısından algılanıyor. O zaman ABD bütün bu coğrafya ile komşu olan Türkiye'yi bir kere yanında tutmak isteyecektir. İsteklerini dinleyip elinden geldiği kadar diğer taraflarda bir nevi avantaj elde edebilmek adına taviz demiyorum özellikle, ama fedakârlıklarda bulunacaktır. Şimdi Menbiç anlaşması bu büyük resim içerisinde değerlendirilirse kesinlikle ABD için bir fırsat. Sadece Menbiç değil Fırat'ın Doğusuna kadar olan şeritte fırsat, Irak'ın Kuzeyi de bir fırsat PKK ile mücadele de bir fırsat. Çünkü Türkiye bir şekilde karşısına alan bir ABD'nin Türkiyesiz olması halinde maliyetleri artıyor. İkinci olarak, son dönemde benimsedikleri strateji "no boots on the ground" amma velâkin Türkiyesiz olması halinde mutlaka "boots on the ground" olacak.
Buradan hareketle no boots on the ground stratejesini aslında bugüne kadar PKK mı temsil ediyordu ya da isimleri değiştirilen PKK'nın uzantıları? Örneğin neden hala ABD Savunma Bakanı Mattis'in son açıklamalarında -PKK güçlerinden oluştuğu bilinen- SDF ile çalışmaya devam edeceğinin sinyalleri veriliyor?

Şu an ABD de İsrail güvenliği öncelikli olarak bir kaygı nedeni. Çünkü lobisi çok güçlü. İsrail'in güvenliği bağlamında Amerikan kafasındaki algı İslam'ın ılımlılaştırılmasıdır. Yani islamofobia'nın bir şekilde sonucu olarak İslam'ın ılımlı bir çizgiye çekilebilmesidir. Bunu farklı yöntemleri olabilir yumuşak güç uygulamaları olabilir, kültürel tedbirler olabilir ancak Amerika şöyle bir yöntem tercih etti Marxist çizgideki bir örgütü bir nevi bölgede destekleyerek bölgedeki radikal akımları ki DAEŞ burada daha çok ön plana sunuldu. Keep your eye on the ball deniliyor yani. DAEŞ ön plana sürüldü ve neticede PKK'nın Marxist çizgisinin bölgedeki radikal gruplara bir nevi antidot olacağı hissedildi Amerikalıların zihninde. Ama bu yanlış. Çünkü siz bir bilardo topu misali topu bir şekilde ıstakayla vurduğunuzda tek bir topa değme olasılığının yanında başka toplara değebiliyor ve o top geri dönüp başka bir deliğe girebiliyor. ABD bunu hesap etmedi. PKK'nın bulunduğu hâlihazırda Suriye ve ıraktaki kolu da öyle bir ayarladı ki örneğin körfez ülkeleriyle Suudi Arabistan'la Türkiye'nin ve bölgede Sünni toplumlarla ilişiğini kesebilecek stratejik bir çizgiye çekti. Dikkat edin Türkiye'nin güneyinde Sincar'a kadar gidin Kandil'de de bunun uzantısıdır. Burada bir Marxist örgütün varlığı söz konusu. Buradaki amaç ne? Buradaki amaç Amerikan kaygılarının bir nevi bölge gerçeklerinden uzak bir örgütle giderilmesi.

Tamamen kültürel dini ve tarihsel coğrafi dokuya aykırı bir grubun burada bir kaldıraç olarak kullanılması yani?

Evet, çünkü şöyle düşünün PKK'nın varlığı ile Amerikalılar bunu şu an Türkiye üzerinde bir nevi kılıç gibi tutabilir. Neden? Türkiye'nin güney doğusunda eylem yaptırma ve ya yaptırmamak gibi. Yarın bir gün nasıl evirileceğini bilmiyoruz biz bu ilişkinin. Yani koz olarak Türkiye'ye karşı kullanılabilir. İran'a karşı çok rahatlıkla kolaylıkla kullanılabilir. Kandil de bunun uzantısıdır aslında. Irak Kuzeyindeki dengelerde bir sıkıntı olduğunda Barzani bir denge unsuru olarak kullanılabilir. PKK bölgede yine İran yanlısı Haşdi Şabi'ye karşı çıkarılabilir. Yani çok fonksiyonlu bir bıçak gibi resmen orta doğunu göbeğine saplanmış durumda PKK. Bu yüzden ABD PKK'nın bölgede yok olmasını kısa vadede istemez. Ama hesabı nedir? Aslında bu hesabı açıkça Mattis tarafından ilan edildi. Dedi ki ben aynı anda hem Türkiye ile hem SDF ile çalışacağım. SDF'in PKK'dan hiçbir farkı yok aslında. İçerisinde Araplar var. SDF'nin içerisindeki Araplar kim? Bir bakmak lazım. SDF'in içerisindeki Araplar Marxist çizgi de mi acaba eski Baas'çı mı? Kim bunlar? Sünni Baas'çı mı bilmiyoruz. Yani bunların dünya görüşünü net olarak bilmiyoruz. Oradaki aşiretler deniyor. Hayır, sadece oradaki aşiretler de değil oradaki her aşiret SDF'in içerisine alınmadı. Suriye çok etnik gruplu bir yapıdadır dolayısıyla SDF'in içerisinde kabul edilen ki bilmiyoruz bunu bilgi yok elimizde, Arap kökenli olarak da bir nevi dünyaya tepside sunulan kitlenin etnik kökeni dünya görüşü ideolojik motivasyonun mutlaka araştırılması lazım. O zaman kim oldukları tam olarak ortaya çıkacaktır.

Peki, Menbiç planını tüm bu veriler ışığında okursak, süreçte diplomasi mi ön planda olacak yoksa askeri güç mü?

Diplomasi her zaman ön plandadır. Neden? Çünkü diplomasi kilitlenirse askeri seçenekler devreye girer. Hâlihazırda Menbiç'te diplomasi bir çare buldu. Bu uygulanacak, uygulanırken Türkiye'nin karşısına bir takım trickler çıkacak mı? Aldatıcı bazı şeyler çıkacak mı bunu göreceğiz. Yani PKK'nın bir grubunu çekip başka bir grubunu bunlar şudur diyip karşımıza süreceklerse, Türkiye artık bu nevi ucuz numaraları yiyecek bir ülke değil yani Türkiye uyandı artık. Bölgenin gerçeğini biliyor. Bizim niyetimiz nedir? Bir kere Menbiç'in kendi sahipleri var bunların büyük bir çoğunluğu şu an Türkiye'de misafir mülteci statüsünde. Bir kere bu insanlar o bölgeye gidecek yani demografi değişikliğe izin verilmeyecek ve o bölgede gerçekten Menbiçliler bulunacak. İkincisi o bölgenin kendi insanı kendisini yönetecek ve biz Amerikalılarla birlikte Menbiç'te o devriye bir nevi gözetim kuracağız. Devriye nedir? Yani oranın kendi insanı kendi yönetimini yerel yönetimini teşkil ederken biz bunun gözetimini yapacağız Nasıl? Sadece askeri devriyelerle değil, bunu sivil boyutu var, altyapı boyutu var mesela burada özellikle göçten en çok korkan devletlere sorumluluk düşüyor. Bu bölgeye gelip Türkiye aracılığı ile altyapı yatırımı yapmaları gerekiyor. Türkiye bu yükü üstlendi yıllardan bu yana. Menbiç bir şekilde bir düzene sokulduğunda buranın bir mali külfeti var yani. Artık harabe halinde oradaki şehirler. Dolayısıyla çok boyutlu bir yeniden yapılandırma sürecinin hem Menbiç'te hem İdlib'te hem Azez'de hem Afrin'de başlatılması ve yürütülmesi lazım. Böyle bir girişim, altyapı dönüşümü, yeniden yapılanma Suriye'nin geri kalanının istikrarı açısından örnek olacak. Bu modellerin de mutlaka PKK kontrolünde olan Fırat'ın Doğusuna doğru yayılması lazım.

PKK'nın Suriye topraklarının yüzde 25'inde kontrolü elinde bulundurduğu şeklinde bir veri var..Peki Fırat'ın Doğusu derken somut veri var mı? Ne kadar hâkimdir ve kaç kişidir PKK burada demografik olarak? Bunlar nereye gidecek?

Evet 3'te 1'i gibi bir oran söyleniyor ama net olarak rakam bende yok. Öncelikle Türkiye'nin hemen güneyinde Nusaybin'den itibaren bakarsanız aşağıya evet PKK orada yıllardan beri bir teşkilatlanma içerisindeydi ve bu varlığı Esad destekledi zamanında. Ancak bu durum bölgeyi tamamen PKK'lı haline getirmiyor. O bölgede yaşayanlar -Ayn el-Arab 'ta- örneğin Arap aşiretlerdir PKK'lı değil. Bir kere bir normalleşme sürecine girilmesi lazım. PKK'nın o bölgeden çıkartmış olduğu Arapların, Türkmenlerin ve PKK'yı desteklemeyen Kürtlerin bir kere o bölgeye geri dönmesi lazım. Normalleşme budur. Peki, buradan çıkan PKK'lılar ne olacak nereye gidecek? Bir sürü seçenek var. Benim açıkçası bu konuda öngörüşüm şu…

PKK'nın da Deaş gibi relocate edilmesi durumu mu olacak yani Suriye içerisinde?

Buna yönelik bir emare var. Al-Tanf'ta biliyorsunuz Amerikalılar bir üs kurdu. Bu hem Suriye rejimi hem de Ruslar tarafından istenmeyen bir bölge ve Suriye'nin güneyine doğru sarkan bir bölge. Amerikalıların Tanf'ı bırakmak istememesinin nedeni bir türlü anlaşılamıyor. Çünkü o bölgede DAEŞ yok. Esad'la ABD arasında o bölgede hiçbir sıkıntı daha önce yaşamamıştı. ABD SDF adı altında PKK'yı o bölgeye sürdü. Amaç nedir? Bana göre amaç Ürdün. Yani o bölgede Ürdün'le mutlaka hudut birlikteliği arzu ediyor gibi geliyor bana. Nedeni de şudur: İsrail'in güvenliği açısından bölgede kendilerine sorun teşkil edebilecek farklı rejimleri, grupları izole etme etme amacı var. Şimdi düşünsenize, mesafe büyük gibi görünse de düz arazi. Ürdün sınırı ile PKK'yı SDF adı altında bir kere buluşturduğunuzda tamamen İran hilalini kırmış olacak. Yani Al-Tanf da o yüzden hali hazırda ABD'nin askeri var. Yani burada Amerikalıların Menbiç'ten sonra Fırat doğusunda Türkiye hudutlarının hemen güney kısımlarını değil daha çok Suriye'nin güney kısmına ben odaklanacağını düşünüyorum. O bölgenin hemen kuzeyinde çünkü hala DAEŞ varlığı da var. Dolayısıyla iyi bahaneler var ve bir şekilde Amerikalıların bölgedeki o jeo-stratejik konumları ve bir nevi o konumlara meydan okuyacak challenge edecek bir tedbir içerisinde olabileceğini düşünüyorum. Yani ABD için Suriye'nin güneyi ön plana çıkabilir bundan sonra.

PKK'nın ve dahi uzantısı YPG'nin kaydırılması anlamına geliyor yani bu… Diğer yandan YPG'den 'çekilmiyoruz buradayız' açıklamaları da geliyor Münbiç'te yapılan anlaşmaya rağmen…

Bunlar tabanlarına yönelik açıklamalar..Tabiî ki anlaşmanın işlememesi de bir seçenek. Amma velâkin eninde sonunda şu an PYD'yi veya YPG'Yi silahlı unsurunu sahada ayakta tutabilen tek güç ABD. Afrin'de bunu gördük.

Esad'ın da açıklamaları var? 'Gerekirse PKK kontrolündeki bölgeye gireceğim' şeklinde…

Esad da Rusya'nın ekseninden ayrılma lüksüne sahip değil. Rusya izin verirse bir şekilde bunu yapabilir. Ama benim görüşüm şu. ABD bölgede Esad rejiminin kalmasını istemeyecektir. İsteseydi güneyde isterdi şu ana kadar. Ama özellikle - PYD lafını kullanmıyorum çünkü bana göre PKK'dır bu bana göre hiçbir farkı yok, kardeş örgüt de değildir alenen aynı örgüttür. ABD'nin oluru olmadan PKK'nın bölgede münferit bir eyleme geçmesi pek mümkün gözükmüyor. Örnek, aynı kitle DAEŞ bölgeye yayıldığında hiçbir varlık gösteremedi yani. Kobani dediler biliyorsunuz, ABD hava kuvvetleri gelip destek vermemiş olsaydı şu an biz o konuyu tartışmıyor olacaktık. Öyle bir kapasitesi yok PKK'nın. PKK'ya kapasite kazandıran husus Amerikalıların özellikle hava kuvvetleri desteğidir. İstihbarat desteği, hava kuvvetleri desteği bunun tabii ki bazı protokolleri var. Özel kuvvet desteği adı altında geçer genellikle dediğiniz hususlar. Ama o destek olmadan da PKK'nın o bölgede tutunabilmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Bundan sonra hava desteği kesilecek midir?

Sanmıyorum. Çünkü hala Amerikalıların işi bitmedi bölgede. Neyi başarmaya çalıştığını eğer net olarak anlarsanız, bir de şu var, bölgede amacını gerçekleştirmiş olsa da bu bölgeden unsur azaltarak, Afganistan'da olduğu gibi bir varlık bıraktığında, mutlaka o varlığı devam ettirecek, bir unsur olması lazım. Yani anladığım kadarıyla şu an ABD, PKK'ya o gözle bakıyor. Bir de şimdi, ABD biraz kendiyle çelişti. Bunun da farkındalar. Bir yandan terör örgütü diyeceksin bir yandan adamlarla iş birliği yapacaksın. Bir kere bu Amerika'nın kanunlarına aykırı, o yüzden bu isim değişikliği. İkincisi, Amerikalıların şu an yapmış olduğu olay, uluslararası hukukun tamamen yok edilmesidir. Nedeni şu: şimdi düşünün A ülkesi B ülkesine kızıyor, C ülkesindeki terör örgütünü destekliyor ve terör örgütünü B ülkesine karşı kullanıyor. Biz bunu meşru hale getirdiğimizde her ülke bir terör örgütüyle ortaklığa girecektir. Bunun sonucunu bir düşünelim, Afrika karman çorman olur. Güney Doğu Asya karman çorman olur. Avrupa içerisinde, Suriye'den, Irak'tan dönen ve yalnız kurt denen kişiler örgütlenmeye başladığında bir başkası için bir nevi araç haline gelir. Dolayısıyla Amerikalılar bir kapı açıyor şu an farkında değiller. Aynı konu, kendisine karşı da kullanılabilir. Ben, o yüzden Amerikalıların şu anki stratejisinin ABD'nin elinde patlayacak bir strateji olarak değerlendiriyorum.

Kandil operasyonuna dönersek..menbiç süreci ile bağlantılı olarak..operayonun gidişatı ve hedefleri hakkında neler söylersiniz?

Silahlı kuvvetler biliyorsunuz 11 Marttan itibaren zaten Irakta operasyonlar yapıyor ve bunlar alışıldık operasyonlar. Tabii ki siyasi irade ne derse silahlı kuvvetleri onu uygulamak durumunda. Şu anki mevcut konumda, silahlı kuvvetlerin öncelikle hududa yakın olan PKK kamplarına yöneldiğini görüyoruz. Burada önceliği Hakurk'a vermiş durumda. Bunun nedeni öncelikle Şemdinli bölgesinde etkin olmaya çalışan örgütün etkisiz hale getirilmek istenmesi. İkincisi, Derecik, Türkiye için çok önemli bir bölgedir Şemdinli'de, yapılan operasyon Derecikten itibaren başlatılan bir operasyon. Şu ana kadar terör örgütü sürekli dereciği zorlamaya çalıştı. Koruculara baskı yaptı, Türkiye aynı zamanda derecik bölgesinde başlattığı operasyonlarda hem Derecik'te yaşayan insanlara hem moral verdi hem de destek oldu. Nitekim Mezi, Sini ve Hakurk kampına bakarsanız tam olarak Derecik'i arasına alan bir pozisyonda olduğunu göreceksiniz. Üçüncü konu, Türkiye'nin hudutlarına paralel olan diğer kamplar var. Şimdi Mezi ve Sini kampları Türkiye'ye en yakın olan ve Kazan vadisine açılan ve bu vadi yoluyla Bitlis'e kadar uzanabilen geniş bir bütünün başlangıcıdır. Daha batıya gittiğinizde Metina ve Zap kampları karşınıza çıkar. Ve daha da önemlisi onun güneyinde Gara kampı vardır. Gara bana göre Kandil kadar önemli bir kamp. Bizim bildiğimiz kadarıyla ABD daha çok Gara kampında PKK'lılara eğitim veriyor. Amediye kentinin hemen güneyindedir, çok dağlık bir bölgedir orası ve bu Metina Gara bloğunu aşıp daha batıya gittiğinizde de işte Haftanine ulaşırsınız. Şimdi Türkiye şu an başlattığı operasyonlarla çok geniş bir cephede büyük bir stratejiyi başlatmış durumda. Kandile doğrudan gidebilirsiniz ancak bunun sembolik olmaması gerekir. Benim tahminim Türkiye, Kandil'i böyle bir iki haftalık bir hedef olarak ilan etmedi. Çünkü bütün verilen beyanlarda zamanı gelince deniyor. Neden? Bu kampları bir kere tamamen kontrol altına alacaksınız, bu bölgede PKK'yı önce etkisiz hale getireceksiniz veya bölgeden çıkartacaksınız. Etkisiz hale gelir, ne zaman, sizinle temasa geçerse, kaçarsa gelmez, gider. Ve ondan sonra ana üs bölgelerine doğru devam edeceksiniz. Şimdi Kandilin özelliği tüm komuta, kontrol, lojistik, ikmal yani her türlü geri plan faaliyetinin yürütüldüğü bölge. İran sınırında, uzanımı zaten İran içerisine giriyor ve Türkiye bölgeye bir harekât düzenlediğinde, hemen İran'a geçiliyor. Ve İran aynı durumu yaptığında bu tarafa geçiliyor. Şimdi Sincar'da ABD geçici bir üs kurdu. Orada da PKK'lılar var. Orada özellikle Ezidi'lerin varlığı önemli. Şimdi dikkat ederseniz Türkiye şu an büyük bir stratejiyi başlattı. Yani hudutlarından itibaren bir nevi süpürerek ileri doğru gitme temayülünde. İşte Hakurk civarında yapılan şu anki harekat, bunun bir parçası. Müteakiben, ana üs bölgelerine doğru mutlaka kayış olacaktır. Ve terör örgütünün bu bölgelerdeki varlığı sona erdirilecektir. Ama buradaki kısıntı nedir, bölge bırakın toprağı burada bir egemen devlet var aslında ve bu egemen devlet Irak. Dolayısıyla durum Suriye'den biraz farklı. Irak'ın alacağı pozisyon önemli, İran'ın bölgede alacağı tedbir önemli. Ne kadar Türkiye'nin yanında olup olmayacağı önemli. Amerikalılar, Türkiye'nin bu problemidir diyip Kandil'e karışmayacağını beyan etti. Yani aslında Türkiye Amerika'nın karışmayacağım dediği yerleri temizliyor, şu an. Bana göre bölgedeki o dengeler, bir şekilde gözetilerek Türkiye adım adım, safha safha, o amaçlarını gerçekleştirecek. Ama Kandil olayı gelecek hafta olacak, bir sonraki hafta olacak dendiğinde bu çok iddialı olur. Çünkü bunun çok farklı boyutları var. Yani, asker o bölgeye gidecek. Destek unsurları, hava kuvvetleri unsurları, insansız hava araçları, birliklerin yerleşmesi, yani çok teknik konu var. Teknik konular halledilmeden, bir iki hafta içinde Kandil'in olması pek mümkün değil. Artı, Türkiye'nin hudutlarında o dizilmiş olan kampların da mutlaka etkisiz hale getirilmesi lazım. Yani, burada Türkiye, Kandil, Sincar fark etmez terör örgütünün ana yuvalarını dağıtacak şekilde safhalandırılmış bir strateji ile işini yapıyor. Öyle diyelim.

Tüm bu operasyonların hedefi nihayetinde PKK'yı bitirmek değil mi?


Şimdi terörle mücadele çok zor bir olay. O yüzden jargonda iki tane terim var. Bir tanesi terörizm ile mücadele, diğeri terörist ile mücadele. Türkiye son yıllara kadar hep teröristle mücadele etti özellikle 90'lı yıllarda. Ancak 2000'li yıllardan itibaren, sadece silahlı kuvvetlerle değil, devletin bütün organlarıyla terörizm ile mücadele etmeye başladı. yurt içinde bunu belli bir merhaleye biz getirdik. Ve 2015'te büyük bir kırılma yaşandı. PKK çok büyük bir hata yaptı orada, şehir merkezlerine inerek bir nevi halkın gözünde itibarını yerle bir etti. Halk desteğini kaybetti, katılım azaldı. O yüzden Türkiye'de eskisi kadar şu an barınamıyor. Şimdi eğer Türkiye bir tehdit algılıyorsa ve bu PKK ise benim başka bir işim var diyerek, o tehdit yokmuş gibi davranamaz. Böyle bir lüksü yok. Efendim bizim ekonomik sıkıntımız var, yok bizim işte şuraya angaje olmamız lazım. Hayır, terörle mücadele, terörizmle mücadele bunların tamamen dışında. Dolayısıyla Türkiye'de PKK'nın son ferdi, hani o tırnak içinde söylüyorum, "neutralize" diyor ya etkisiz hale getirilinceye kadar bu mücadeleye devam etmek zorunda. Bizim, bize tehdit olan bir örgüte, bulunduğumuz coğrafyada yaşama şansı verme gibi bir lüksümüz olamaz.

Nur Özkan Erbay / ANKARA
DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar