USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR
İngiltere Müslümanlar Birliği Başkanı: İnsanlara aşırılara gitmekten başka yol bırakmıyorlar

İngiltere Müslümanlar Birliği Başkanı: İnsanlara aşırılara gitmekten başka yol bırakmıyorlar

Ayşe Betül Kayahan - İSTANBUL

Geçtiğimiz günlerde, Birleşik Arap Emirlikleri Bakanlar Kurulu, terörizmle ilişkilendirdikleri tüm dünyadan yaklaşık 83 kuruluşun, birliğin, derneğin, grubun, partinin ve işletmenin listelendiği bir federal kanun çıkarttı.

İslami Refah, Amerikan İslami İlişkiler Konseyi, İngiliz Müslümanlar Birliği ve Cordoba Vakfı gibi tanınmış kuruluşlar da IŞİD, Boko Haram ve El- Kaide gibi terör örgütleriyle birlikte listelendi.

İngiltere Müslümanlar Birliği ile Cordoba vakfının kurucusu Dr. Anas Altikriti ile Birleşik Arap Emirlikleri'nce çıkartılan son terörist listesini ve Irak-Şam İslam Devleti dahil bölgedeki en son gelişmeleri konuştuk.

***

BAE tarafından ilan edilen "terörist örgütler" listesinde El- Kaide, IŞİD ve Boko Haram gibi kanlı terör örgütleriyle birlikte anılmak nasıl bir his?

Listeyi ve bu kanunu hazırlayanların Cordoba Vakfı, Amerikan İslam İlişkileri Konseyi, İslami Refah, İngiltere Müslümanlar Birliği, Müslüman Amerikan Toplumu ve başka birçok kendi toplumlarına yıllardır olağanüstü hizmetler sağlayan onca saygın kuruluşu Boko Haram, IŞİD ve El-Kaide gibilerinin yanına koyduklarını gördüğümde ilk tepki gülmek oldu. Böyle yaparak aslında, kanun tümüyle itibarsızlaştırılmış ve tüm değerini ve geçerliliğini yitirmiş oldu. Ancak, asıl tehlikeli olan BAE hükümetinin herhangi bir muhalif sesi terörist olarak farz ediyor olması. Sırf bundan dolayı terörizm kavramı başka bir boyuta ulaşıyor. Bu da toplumları için daha iyi şartlar oluşturmak amacıyla çalışan herkesi hedefleyen, daha katı ve umursamaz politikaları beraberinde getirecektir.

Dahası, aralarındaki taban tabana zıt olan taktikleri, değerleri ve ideolojileri tümüyle görmezden gelip Cordoba Vakfı gibi kuruluşlarla IŞİD gibi örgütleri aynı listede yan yana getirdiğinizde, öfkeli olan bazı Müslüman gençleri Cordoba Vakfı gibi kuruluşlardansa IŞİD gibilerine katılmaya teşvik etmiş olursunuz. Çünkü bu listeye göre zaten kanun yapıcılar tarafından her ikisi de benzer. Orta yolu tahrip ettiğinizde insanlara aşırılardan başka gidecek yer bırakmazsınız ve bugün tüm dünyanın karşı karşıya olduğu asıl tehlike de böyle ahmakça bir listenin BAE hükümetince çıkartılmış olmasıdır.

İngiltere Başbakanı David Cameron da Cordoba Vakfını "Müslüman Kardeşler' in politik cephesi" olarak tanımladı ve Müslüman Kardeşlerin ingiltere'deki çalışmalarına yönelik geçtiğimiz Nisan ayında bir soruşturma emri verdi. Oysa ki ABD ve Avrupa, Muhammed Mursi darbeyle görevden alınmadan önce, kendisiyle çalışmaya hazır görünüyorlardı. Batı ne oldu da birden Müslüman Kardeşlere yönelik olumsuz bir tavır takındı?

Cordoba Vakfı, birçok kez David Cameron'ı Müslüman Kardeşlerin ya da başka bir örgütün cephesi olmasıyla ilgili iddiasını kanıtlamaya çağırdı. Fakat Cameron, hiçbir zaman bir cevap veremedi. Ancak; Suudi Arabistan İngiltere büyükelçisi Sir John Jenkins tarafından kaleme alınan raporda, Müslüman Kardeşlerin ve liderlerinin terörizmle bağlantısı olmadığı belirtilmişti. Bu durum İngiltere'nin dostlarını ve ticari ortakları olan özellikle Suudi Arabistan ve BAE gibi- körfez ülkelerini kızdırmış olmalı ki hükümet yetkililerine bu raporun yayımlanmasını engellemeleri için baskı yaptılar. Bir kez daha sadece etik değil mantık ve akıl yoksunu bir politikanın açık bir örneğini görmekteyiz.

Eğer dünya, gerçekten IŞİD'e ve şiddet fanatizmine karşı mücadele veriyorsa, şiddeti reddeden ve demokratik değerleri benimseyen bir gruba karşı aynı anda bir mücadele yürütmek akla uygun mu? Üstelik IŞİD'inki gibi bir ideolojiyi füze ve kurşunlarla yok etmeye çalışmak mümkün olmadığından, Müslüman Kardeşler gibi grupların destekçilerinin yok edeceği ideolojik değiş tokuşla bir araya getirmek önemlidir. İngiltere, maalesef, şiddet fanatikliğine karşı savaşta başarı pahasına ahlak ve erdem değerlerini bir tarafa bırakarak ticari ve finansal karların peşinde koşmaktadır.

İngiltere hükümetinin, BAE'nin saygın İngiliz kuruluşlarını terörist örgüt olarak etiketlemesi konusunda bir tepki vereceğini ya da aksine David Cameron'ın bu listeyi tanıyarak size karşı harekete geçeceğini düşünüyor musunuz?

İngiltere zaten BAE hükümetiyle bu kanunun açıklığa kavuşturulması için iletişime geçti.Biz de insan hakları ihlalleriyle dolu, özgürlük karşıtı, antidemokratik bir dikta rejimi tarafından orta yolcu Müslüman İngiliz kuruluşlarına karşı yapılan bu saldırıyı reddetmesi konusunda Cameron'a çağrıda bulunduk. Muhakkak ki, Cameron'ın BAE yasasını bu tür örgütlerin ve daha fazlasının üzerine gitmeyi savunmak için kullanması mümkün, fakat bizim de bu tür zorba yöntemleri hiçbir hukuki ve medya savaşı vermeksizin kabullenmek gibi bir niyetimiz yok.

Bir röportajınızda diyorsunuz ki: "2003'ten önce Irak'ta El-Kaide denen bir şey bile duymadık, şimdi ise El-Kaide'nin dünya üzerindeki merkezi Irak haline gelmiş gibi bir durumla karşı karşıyayız." El-Kaide'ye ek olarak Irak şimdi başka bir terörist örgüt kriziyle karşı karşıya, IŞİD. IŞİD'in nerede ya da ne şekilde ortaya çıktığını düşünüyorsunuz?

Bu nihilist, anormal ideolojiler, El-Kaide, IŞİD, Boko Haram ya da bir başkası, sadece anormal, yozlaşmış, baskıcı ve başarısız ortamlarda ortaya çıkar ve büyürler. Norveç'teki Anders Breivik ve Oklahoma'daki Timothy McVeigh gibi, ki bu liste uzar gider. Her insan toplumunda insani olmayan aşırı öğeler mevcuttur. Ancak, bunlar bir seviyede özgürlük, adalet ve şeffaflığın hüküm sürdüğü durumlarda aykırılık olarak kalırlar. Birçok Arap ve Müslüman ülkelerin durumunda ise adalet ve özgürlük eksikliği yüzünden, bu tür öğeler kökleşir ve toplum içindeki ve bölgedeki gerçek oyuncular halini alır. Sonuç olarak, bizim demokrasi mücadelemiz, bu tür insani olmayan, kötü, nihilist ideolojilerin ortaya çıkma ve gelişme şansını yok etmek, bozguna uğratmak içindir.

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere Irak'a karşı bir savaş başlatmaya karar verdiğinde, dünyadan milyonlar bunun daha çok kötülüğe yol açacağı ve El-Kaide gibi grupların ortaya çıkacağı konusunda da uyardılar. Maalesef, bu yok sayıldı ve Irak halkı 11 yıldan daha fazla bir sürede, bu tür gruplarla birlikte yozlaşmış ve mezhepçi politikalar izlemiş başarısız bir hükümetten dolayı çok zarar gördü.

IŞİD de, Suriye diktatörü Beşşar Esed'in kendi halkına uyguladığı soykırım karşısında uluslararası toplumun etik olmayan duruşunun sonucu olarak ortaya çıktı. Uluslararası ya da ülke içi adaletsizlik devam ettiği sürece bu tür grupların ortaya çıkışını, büyüdüğünü, yıkım yaptığını ve herkese karşı korkunç bir şiddeti salıverdiğini görmeye devam edeceğiz.

Peki IŞİD karşıtı koalisyon için ne düşünüyorsunuz? Koalisyon Esed rejimine değil de sadece IŞİD üzerine odaklanmış görünüyor. Rejimi düşürmeden IŞİD'i durdurmanın mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Tekrar söylüyorum, bölgedeki Batı politikalarının en ciddi sorunlarında biri de budur. Şu bir gerçek ki Dünya, IŞİD'den başka hiçbir şey üzerine konuşmamızı istemiyor; sanki bölgenin tüm problemleri IŞİD'in ortaya çıkmasıyla başlamış ve bundan öncesin de aslında her şey mükemmelmiş gibi.

Amerika Birleşik Devletleri ve başlıca Batı ülkelerinin IŞİD'in daha derin bir problemin yan etkisi ve sonucu olduğunu onaylamadaki ihmalleri, bu krizi asla çözmeyi beceremeyeceklerini işaret ediyor. Bu durum batılı devletlerin, El kaide, IŞİD ve diğerleri gibi başka grup ya da fikirlerin türemesine izin verecekleri anlamına gelmektedir.

Suriye konusunda, dünya kamuoyunun Esed'in halkına uyguladığı soykırımı ele alırken ki etik olmayan duruşu, direk olarak IŞİD gibilerin ortaya çıkmasında sorumludur. Bu da, Suriye devriminin en kritik anında rejimi yıkılmaktan kurtarmaya hizmet etmiştir. Bu yüzden Esed ve benzeri rejimler var olmaya, Işid ve benzerleri çıkmaya devam edecek ve bölgenin güvenlik, istikrar ve gelecekteki refah şansını tehlikeye atacaktır.

Türkiyenin Ortadoğu'daki gücü ve dış politikasıyla ilgili özellikle bölge ile alakalı meseleleri ele alan bir politik analiz uzmanı olarak neler söylemek istersiniz?

Son 20 yıldır ve tabi yakın gelecekte de Türkiye'yi bölgedeki en önemli oyuncu olarak görüyorum. Güvenli ekonomik modeller, sınır ülkelerle sıfır sorun, tüm dünyaya açık sınırlar ve her daim etik olan mülahazalar temelli şekillenmiş olan Modern Türkiye, bölgedeki pek çok ülke için model oluyor. Aynı zamanda, Türkiye'nin uluslararası ve bölgesel olarak başarısı yüzünden karşılaştığı bir çok zorluğun da farkındayım. Türk halkına ve Türk hükümetine sürekli bir başarı, zenginlik ve barış dilemeye devam ediyorum.


Dr.Altikriti Londra Westminister Üniversitesi'nde politik çalışmalar konusunda doktora eğitimi almıştır. Uluslararası bir konuşmacı ve öğretim görevlisi olmasının yanı sıra düzenli olarak BBC, el Cezire ve el Arabiya gibi Arap ve uluslararası medyada Arap, Müslüman ve uluslararası meselelerde yorumcu olarak yer almaktadır. Aynı zamanda Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile ilgili stratejik meselelerde hükümete bağlı olan ve bağımsız birçok kuruluşa danışmanlık yapan Dr. Altikriti, Ortadoğu ve politik İslâmî fikir ve fanatiklik meselelerinde bir uzmandır.


DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar