USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
RÖPORTAJLAR
İçişleri Bakanı Efkan Ala: Hedefimiz Türkiye'de açık toplumu inşa etmek

İçişleri Bakanı Efkan Ala: Hedefimiz Türkiye'de açık toplumu inşa etmek

Ragıp Soylu - WASHINGTON, D.C.

ABD'nin başkenti Washington, D.C.'ye üç günlük bir ziyarette bulunan çiçeği burnunda İçişleri Bakanı Efkan Ala röportaj talebimizi kırmayarak USASABAH'a özel açıklamalarda bulundu. Türkiye'de "Açık Toplum" idealini gerçekleştirmek için çalıştıklarını belirten Ala bürokrasi dışında bazı içine kapalı ve gizlice hareket eden grupların direnişleriyle karşılaştıklarını vurguladı.

Ala'nın Pazartesi günü Ortadoğu Enstitüsü (MEI)'de yaptığı konuşmanın da ana teması Karl Popper'ın "Açık Toplum ve Düşmanları" kitabından ilham alınarak yazılmıştı. Salonda bulunan izleyiciler Bakan Ala'nın güçlü bir demokrasi ve Açık Toplum ideali öne süren konuşmasını kuvvetli bir şekilde alkışlayarak destek gösterdiler. Ala'nın "bir kişinin bile düşüncesi nedeniyle içeride olması büyük bir sorundur. Gerçekten çözülmesi, ilgi gösterilmesi gereken önemli bir meseledir. Türkiye demokrasisinin kurumsallaştıracaktır" açıklamaları ise izleyicilerde büyük bir memnuniyet yarattı.

***

Ortadoğu Enstitüsü'ndeki konuşmanızda açık toplum fikri üzerinde durdunuz. Konuşmanızın entelektüel içeriği hakikaten Türkiye'nin pek alışık olmadığı bir içişleri bakanı olduğunuzu gösteriyor. Açık Toplum'dan ne anladığınızı biraz açar mısınız?

Açık Toplum derken hedefimiz olan ileri demokrasiye ulaşmış, ekonomi politikası olarak özel girişime dayalı, girişim özgürlüğünün tam olduğu bir pazar ekonomisinden bahsediyoruz. Sosyal yapı olarak sivil toplumunu geliştirmiş, siyasal açıdan da düşünce özgürlüğünün kurumsallaştığı, eleştirilerin rahatça yapılabildiği, düşüncenin eleştiriye tabi tutulabildiği, her düşüncenin konuşabildiği, insanı merkezine alan gelişmiş bir düzenden bahsediyorum. Açık Toplum'un temel tanımı budur. Kurumsallaşmış, ileri bir demokrasidir. Bizim de hedefimiz bu seviyeye ulaşmaktır.

Bazı grupların bu fikre uyum sağlayamadığından bahsettiniz. Özellikle bürokrasinin bir direnci olduğunu söylediniz. Hangi aktörler Açık Toplum fikrine şu anda Türkiye'de direniyor?

Açık Toplum varsa elbette Popper'ın dediği gibi bunun düşmanları da oluyor. Bu düşmanlar kapalı yapılardan beslenen, eleştiriye açık olmayan, düşünceye tahammülü olmayan, düşüncelerin kolaylıkla tartışılmasını istemeyen, kapalı bir sistem içerisinde kendi kendini sorunlarla besleyen, çözüm odaklı olmayan, bir yerde bir problem varsa o problemi çözmeyi değil, o problemden beslenmeyi hedefleyen yapılardır. Kendilerini idame ettirmek için, etraflarında ne varsa onlardan yararlanmaya çalışırlar.

Kendilerine gerçekleşmeyecek, gerçekleşmesi mümkün olmayacak hedefler koyarlar. Toplumun önüne de bu hedefleri koyarlar, kendi takipçilerine de bu hedefleri koyarlar. Bu hedefler gerçekleşmeyince de suçu kendilerinde arayacaklarına, bir takım düşmanlar üretirler, "bu düşmanlar yüzünden hedeflerimiz gerçekleşmedi" diye deklare ederler. Birilerini o anda tanımlarlar ve düşmandan beslenirler. Ütopyalarının gerçekleşmemesinin adresi olarak, ürettikleri, yoksa da icat ettikleri düşmanları gösterirler. Bu sistemler kendi kendilerini bitirirler. İsterse devlet mekanizmasında örgütlenmiş olsun, isterse STK olarak ortaya çıksın. Eğer dışarının eleştirisine açık değilse, toplumun arzu ve itirazlarının bir karşılığı yoksa, şeffaf değilse, hesap verilebilir değilse bunlar açık toplumun düşmanı olarak hareket ederler.

"PARALEL YAPI AÇIK TOPLUM İSTEMİYOR"

Paralel yapı olarak belirtilen grubun da açık toplumun düşmanlarından olduğunu söyleyebilir miyiz?

Zaten bunlar açık bir şekilde bahsettiğimiz bu kategoriye giriyor. O kadar belli ki. Kapalı bir yapı. Az önce söylediğimiz tüm tanımlamalara somut olarak uyan bir yapı. Bu yapı darbe teşebbüsüne hangi yıl başladı? Geçen yıl 17 Aralık'ta. Aynı yıl içerisinde biz, Türkiye'de başörtüsü yasağını ortadan kaldırmışız. Üniversitede yıllardır sıkıntısı çekilen, büyük maliyetlerin ödendiği, büyük zulümlerin yapıldığı konuyu çözmüşüz. Artık üniversitelere başörtüsüyle rahatlıkla girilebilir. Bu özgürlük gelmiş. Aynı yıl Kur'an-ı Kerim seçmeli ders olarak serbest hale gelmiş. Hz. Peygamber'in hayatı okutulabilir hale, seçmeli ders haline gelmiş. Şimdi ne beklenir aslında. Bu din ve vicdan özgürlüğü, bu kadar güzel realize edilebilir hale gelmiş durumdayken, beklenir ki, kendisine dini cemaat olarak paye biçenler ziyadesiyle memnun olsun. Ama bu memnuniyet yerine saldırı oluyor, darbe girişimi oluyor.

Özgürlüklerin artması sizce neden onları memnun etmiyor?

Bu sorunlardan besleniyorlar. Bunlar yasak olsun ki, kendilerine adam devşirsinler. Bu yasaklarla kendilerine saklı, gizli bir zemin oluşturuyorlar. Bu yasaklar ortadan kaldırılınca da, bunu gerçekleştirenlere saldırıyorlar. Bu ahlaken ve dinen bir çelişkidir. Bunun izahı siyaset biliminde yapılabilir. Yoksa bunun ahlaken ve dinen izahı yapılamaz.

Bu gruplar kapalı sistem içerisinde sektöre ve nihayet bir örgüte dönüşüyor. Neden bir araya geldiklerini bile unutuyorlar ve böyle acayip bir yapı ortaya çıkıyor. Türkiye'nn 100 yıllık arzularının gerçekleştiği, dini ve toplumsal hayatta paradigmaların değiştiği, yeni bir özgürlük anlayışının kurumsallaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Ne demek paradigma değişimi? Önceki idareler dini sosyal ve siyasal hayattan dışlamayı laiklik olarak tanımlamışlardı. Laiklik İngilizce tabirle söylersek, "freedom from religion"dı (dinden özgürlük). Şimdi biz onu "freedom of religion"a (din özgürlüğüne) dönüştürdük. Böyle bir dönüşümün heyecanını yaşamalıydılar fakat bu olmadı. Elbette insanlar dini bir örgütlenme içinde olabilir, siyasi tavırları da olabilir. Bunun yolu sandıktan çıkmaktır, böyle iktidar olmaktır yahut iktidarlarla ortak olmaktır. Darbe ve kumpaslarla iktidara gelme dönemi bitmiştir bunun bilinmesi gerekir.

Pazar ekonomisi açık toplum idealinin de bir parçası mı?

Türkiye demokrasisini kurumsallaştıracak adımlar attıkça, çözüm süreci gibi aşamalar kaydettikçe, ekonomisi de büyüyor. Çözüm süreci de etnik kimliklere dayalı sorun alanını çözmeye yönelik bir harekettir. Bunun gerçekleşmesi ülkeye güveni artıracaktır. Yine daha önce bahsettiğimiz kapalı yapılar orda da bir saldırı girişiminde bulunmaya çalıştılar. Bu güven ortamı, milyarlarca dolarlık sermaye imkânı sağladı Türkiye'ye. Türkiye hiç yatırım yapmak zorunda kalmadan yatırım aldı. Bu güvenin sağladığı sermayedir. Bu güven demokrasinin kurumsallaşmasıyla oluştu, oluşuyor.

"ABD TEMASLARINDA ÖN PLANA SINIR GÜVENLİĞİ ÇIKTI"

Burada üç gün boyunca detaylı görüşmelerde bulundunuz. ABD Adalet Bakanı Eric Holder, İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson ve Başkan Barack Obama'nın Terörle Mücadele Danışmanı Lisa Monaco ile görüştünüz. Burada hangi konular gündeme geldi?

Ana olarak ulusal güvenliğimizi ilgilendiren konuları tartıştık. ABD ve Türkiye eski ilişkileri olan, güçlü ilişkileri olan önemli aktörler ve aynı zamanda müttefikler. Türkiye'nin güneyinde Suriye ve Irak'ta yaşananlar konuştuk. Bunların yansımaları, bu ülkelerde ortaya çıkan idari boşluklardan, bu boşlukları kullanan terör organizasyonları ve bunların yarattığı olumsuz etkiler gündemimizdeydi. Bu grupların sadece bölgeye değil, dünyaya da etkisini istişare ettik. Bu konuda alınabilecek önlemleri konuştuk. Bunun dışında siber güvenlikten, göçe kadar pek çok mesele gündeme geldi. Çok yoğun bir program oldu. Görüşmelerimiz devam edecek. Güncel hadiselerin yoğunluğu bu ziyaretleri sıklaştırıyor.

ABD Başkanı Barack Obama birkaç hafta önce yaptığı açıklamada 5 milyar dolarlık bir büyüklüğü olan Terörle Mücadele Ortaklık Fonu kuracaklarını ve bu fon aracılığıyla Suriye'ye komşu olan ülkelerin sınır güvenliğini artırmaları için yardımda bulunacaklarını söyledi. Görüşmenizde bu da gündeme geldi mi?

Bizim Suriye ile 1000 kilometreye yakın bir sınırımız var. Irak'la da uzun bir sınırımız var. Sınır güvenliği, Suriye'de iç savaş varken, Türkiye'ye 1 milyona yakın Suriyeli kardeşimiz göç etmişken bu bizim ana konumuz oluyor doğal olarak. 3,5 milyar dolarlık harcama yaptık. Bu meselenin ana konu olması çok tabii. Sınır güvenliği meselesini de detaylı bir şekilde ele aldık.

(USASABAH)


DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar