USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR
Müslüman Kardeşler Sözcüsü: Darbeyi hiç beklemiyorduk

Müslüman Kardeşler Sözcüsü: Darbeyi hiç beklemiyorduk

Taha Kılınç / İSTANBUL

Müslüman Kardeşler Teşkilâtı sözcülerinden Abdulmevcud Derdari ile Mısır'da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye karşı düzenlenen askeri darbeyi, yaşanan son gelişmeleri ve bundan sonra izlenecek yol haritasını konuştuk.

***

Kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Abdulmevcud Râcih Derdari. Mısır'ın Luksor kentinde bulunan Cenub el Vadi Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyim. 25 Ocak Devrimi'nden sonra siyasete atıldım. Çünkü Müslüman Kardeşler mensupları olarak daha önce siyasete girmemiz yasaktı. Adaylığımızı bile koysak hemen tutuklanıyor ve hapse atılıyorduk. Bu nedenle devrimden önceki zamanımı öğrencilerime barışçıl direnişi öğretmekle geçirdim. Seçimlerde Luksor'un rekorunu kırarak, tek başıma 120 bin oy alarak Meclis'e girmeye hak kazandım. Parlamento'da Hürriyet ve Adalet Partisi kontenjanından Dış İlişkiler Komisyonu üyesi oldum. Milletvekilleri olarak, anayasal sistemin devamı için gayret gösterdik, tek amacımız buydu. Gerçekten de biraz ilerleme kat etmiştik. Ama askeri darbe gerçekleşince, her şey mahvoldu maalesef. Görevim çerçevesinde defalarca ABD'ye giderek partimizin görüşlerini anlattım. Müslüman Kardeşler'in ABD'ye gönderdiği ilk heyette yer aldım.

Mısır'da neler oluyor? Türk okuyucusu için izah edecek olursanız, nerden başlamak gerekir?

Mısır'daki hürriyet ve diktatörlük mücadelesinden başlamak en doğrusu olur. Mısır halkı şu anda iki kısma ayrıldı: Bir grup hürriyet peşinde ki bunlar Mısır halkının çoğunluğunu temsil ediyor. Diğer grup ise kişisel menfaatlerinin ve diktatörlüğün peşinde koşan insanlardan oluşuyor. Maalesef, ordunun bir kısmı -hepsi kesinlikle değil-, gruplardan ikincisinin tarafını tuttu ve darbe gerçekleşti. Asker bütün yetkiyi gasp etti. Anayasayı askıya aldı. Sonra halkını temsil etmeyen birini başa getirdiler. Silahlı kuvvetler halkı temsil etmiyor. Halkı temsil eden tek kişi, seçilmiş cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi'dir. Asker daha sonra televizyon kanallarını ve gazeteleri kapattı. Yüzlerce Mısırlı tutuklandı ve hapsedildi. Ve geçtiğimiz pazartesi sabahı, bildiğiniz üzere, Cumhuriyet Muhafızları Alayı'nın önünde, Mısır tarihinde ilk kez Mısır ordusu Mısırlıları öldürdü. Barışçıl gösteri yapan insanları, hatta kadınları ve çocukları sabah namazı sırasında öldürdüler. Size olayın nasıl olduğunu anlatayım: İlk önce göz yaşartıcı gaz sıktılar. İnsanlar hiçbir şey göremez oldu. Sonra bilerek ve kasten, insanların vücutlarının üst kısımlarını hedef aldılar. Bu, tamamen öldürme niyetiyle ateş ettiklerini gösteriyor. En az bin kişiyi öldürmeyi amaçladılar, ama hamd olsun ölü sayısı yüz dolayında kaldı. Olaydan sonra yüzlerce kişiyi günahsız yere hapse attılar. Bu insanlar sadece Mısır'ın onurunu savunuyordu.

Peki, neden Cumhuriyet Muhafızları Alayı'nın önünde gösteri yapıyorlardı?

Çünkü bize Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin orada tutulduğu söylenmişti. Bu konuda net bir bilgimiz yok, ancak böyle bir şayia yayılınca, insanlar orada gösteri yapmaya başladı. Cumhuriyet Muhafızları Alayı, ana gösterilerin düzenlendiği Rabiatül Adeviyye Meydanı'na çok yakındır zaten. Biz oraya sadece "Mursi, sen bizim hâlâ cumhurbaşkanımızsın, seni burada bekliyoruz" demek için gitmiştik.

Çatışma nasıl başladı?

Muhammed Mursi'nin sevenlerinden biri, askerin çektiği dikenli telin üzerine Mursi'nin posterini asmıştı. Askerler birden bire ateş açmaya başladı. Polis ve asker, katliama ortaklaşa katıldı.

"SİSİ'YE ÖZEL BİR KONUM VERİLMİŞTİ"

Askeri darbe sizin için sürpriz oldu mu? Böyle bir gelişmeyi tahmin ediyor muydunuz?

Darbeyi kesinlikle, hiçbir şekilde beklemiyorduk. Darbeyi yapan General Abdulfettah Sisi, kabinede Savunma Bakanı olarak yer alıyordu. Dolayısıyla hiyerarşi sırasında önce Başbakan Hişam Kandil'e, ardından da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye tabi idi. Cumhurbaşkanı Mursi, General Sisi'nin rütbesini yükseltmiş ve kendisine özel bir konum vermişti.

Neden?

Mısır'da ordunun durumu oldukça hassastır. Cumhurbaşkanı Mursi, orduya güvenmek durumundaydı. Ve ne yazık ki Abdulfettah Sisi, ona ihanet etti. Sisi, ettiği sadakat yeminini de tamamen çiğnedi. Mursi, sertliği ve zorbalığı seven bir insan değildi. Buna rağmen, kendisinin muhalifleri hapse attığı ve basın-yayına sansür getirdiği söylenebiliyor. Şimdi bakın Mısır'a ne yapıyorlar. Muhammed Mursi'ye, yapmak istediği ıslahat için fırsat vermediler. Mursi, bütün siyasi tutukluların salıverilmesini sağladı. Şimdi kendisinin hapsedilmiş olması, akla ve mantığa aykırı.

"MURSİ'NİN HATALAR YAPMASI KAÇINILMAZDI"

Mursi'nin yaptığı bazı hatalardan da söz ediliyor, buna ne dersiniz?

Bir takım hataların yapılması, geçiş sürecinin tabiatındandır. Mısır, eski ve yeni düzenin çarpıştığı bir ülke. Geçtiğimiz 30 yıl tamamen fesat ve yıkımla yaşandı. O kadar büyük problemler vardı ki, Mursi'nin hatalar yapması kaçınılmazdı. Zaten hata yapmasa, melek olurdu. Ancak hata yapmış olması onun darbeyle devrilmesini gerektirir miydi? Elbette hayır. Mursi herhangi birini hapsetmiş mi? Kanunla karşı gelmiş mi? Basına baskı uygulamış mı? Mısırlıların mallarını zimmetine geçirmiş mi? Göstericilerin üzerine ateş açtırmış mı? Tabii ki hayır. Bir suç işlediyse, yapılacak şey onu yargılamak olmalıydı. Normal bir demokraside seçilmiş bir başkan, ancak seçimle değiştirilebilir.

Ayrıca kim hata yapmıyor ki? ABD Başkanı Barack Obama'yı ele alalım mesela. Guantanamo'yu kapatacağını söylemişti, kapattı mı? İsrail-Filistin görüşmelerinde sayısız hatalar yapmadı mı? Bütün devlet başkanları mutlaka hata yapar. Bir devlet başkanı hata yaptığında, onu asker değil halk yargılar. Mısır'da seçimler yaklaşıyordu. Halkın Mursi'yi yargılamasına izin vermediler.

Mısır'daki askeri darbeyi planlayan ve uygulayan çevreler kimlerdi?

Darbe birkaç grubun ittifakıyla gerçekleşti. Birinci aktör elbette ordu. İkinci grup, Fulûl dediğimiz, eski dönemin kilit adamları ve kadroları. Üçüncü ekip, bazı gençler ve aktivistler. Bu gençler arasında iyi niyetle değişim isteyenler de vardı, ama kullanıldılar.

"POLİS ASKERLE BİRLİK OLDU"

Peki, polis teşkilâtının ve İçişleri Bakanı'nın tavrı nasıl oldu?

Polis, askerle birlikte hareket etti. İçişleri Bakanı polis kökenli ve ordu ile ittifak kurdu. Düşünebiliyor musunuz, polis, Tahrir Meydanı'nda Muhammed Mursi'ye karşı gösteri yapanlara soğuk su bile dağıttı. Polis teşkilâtı, on yıllardır bize işkence ediyor, bizi hapsediyor ve her türlü kötü muameleyi reva görüyordu. Yine aynı şekilde davrandılar. Polis kanunsuzluğa alışmıştı ve kendisini kanunun hükmü altına almaya çalışan Muhammed Mursi'den de hiç hoşlanmadı.

Darbeden sonra gelen tepkiler konusunda neler söylersiniz? Mesela Arap ülkelerinin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arap ülkelerinin bazıları, kanun ve meşruiyet sınırları içinde kaldı ve darbeye karşı çıktı: Tunus, Katar ve Libya. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi zengin Körfez ülkeleri ise, maalesef, darbeyi destekledi ve alkışladı. Çünkü demokrasiden hoşlanmıyorlar.

Bu ülkelerin özellikle Müslüman Kardeşler'e karşı bir tavrı da yok mu?

Belki bu da düşünülebilir. Müslüman Kardeşler'in hedef ve programı özgürlük olduğu için, bunun kendi ülkeleri için 'kötü örnek' oluşturacağını düşünmüş olabilirler. Birleşik Arap Emirlikleri'nde çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi hapsedildi. Onlar demokrasi ve hürriyeti sevmiyor. Müslüman Kardeşler'i kendileri için tehdit olarak görüyorlar. Körfez ülkeleri bu nedenle bizim devrim sürecimizden uzak dururken, askeri darbeyi şevkle destekledi. Darbe sürecinde milyonlarca dolar harcadılar, darbeden sonra milyarları Mısır'a akıttılar.

ABD'nin tavrı?

Amerika Birleşik Devletleri, yaşadığımız şeye henüz darbe demedi. Kendi aralarında bunu tartıştıklarını ve müzakere ettiklerini biliyoruz. Eğer bu çizgilerini sürdürürlerse, İslâm dünyası ile ABD arasında ciddi bir bunalım oluşacak. Çünkü askeri darbe tamamen özgürlüklere karşı düzenlendi.

"EZHER ŞEYHİ KENDİNİ TEMSİL EDİYOR"

Ezher Şeyhi'nin darbecilerle birlikte hareket etmesi, Türkiye'de büyük bir şok yarattı. Çünkü Ezher Üniversitesi, saygın bir eğitim kurumu olarak biliniyor.


Evet, Ezher Şeyhi'nin askerlerle birlikte poz vermesi gerçekten şok ediciydi. Ancak işin iç yüzünü bilenler şaşırmadı. Ezher Şeyhi Ahmed Tayyib, Hüsnü Mübarek'in partisinin üyelerindendi. Şu da unutulmamalı ki, Ahmed Tayyib sadece kendi adına hareket etti. Tek bir kişi, koca bir kurumu temsil edemez. Cuntaya destek kararı, Ezher'in toplu kararı değildir. Ezherli alimlerin oluşturduğu geniş bir birlik, Ahmed Tayyib'in istifasını bile istedi, bunu da hatırlamak gerekir. Ezher Şeyhi'nin kendine göre planları ve askerlerden menfaatleri var. Bu durumun başka bir açıklaması yok. Mübarek'in devrildiği süreçte insanlara "Tahrir Meydanı'na gitmeyin" diyen adam, birden bire "Tahrir'e gidin" demeye başladı. Ezher, Ezher Şeyhi'nden daha büyüktür.

Selefi Nur Partisi'nin darbeye desteği de şaşırttı.

Evet, bu gerçekten bizi de çok şaşırttı. Nur Partisi'nin muhtemelen Suudi Arabistan'la direkt bağlantıları var. Suudilerden para ve istihbarat yardımı görüyorlar. Suudi İstihbaratı, Müslüman Kardeşler aleyhine Nur Partisi ile işbirliği yapıyor. Nur'un gerçekleri görmesini ve daha fazla destek kaybetmemesini ümit ediyorum. Nur Partisi, Selefilerin tamamını temsil etmiyor. Birçok Selefi grup, darbeye karşı bizimle birlikte hareket ediyor.

"RAMAZAN BİZİ GÜÇLENDİRDİ"

Bundan sonra ne olacak? Bir yol haritanız var mı?

Cunta yönetimi, gösterilerin Ramazan ayıyla birlikte sona ereceğini düşünüyordu. Açlık, susuzluk ve sıcak yüzünden insanların meydanlardan çekileceğini sanıyorlardı. Ama tam tersi oldu. Ramazan ayı, insanları manevi olarak güçlendirdi. İslâm tarihinde de birçok zafer, Ramazan ayında nasip olmuştur. Beden her şey değildir, ruh bedenden daha önemlidir. Mesela biz bütün sıkıntılara rağmen, dün Kahire'de yeryüzünün en uzun yer sofrasını kurduk. Bu tamamen Ramazan'ın bereketi…

Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan, kapalı kapılar ardında temaslarını yoğunlaştırmasını ve Mısır'daki bütün grupları bir araya getirmesini talep ediyoruz. Şu anda yaratıcı ve faydalı bir çözüm yolunun bulunmasına ihtiyacımız var. Mesela şöyle bir yol haritası izlenebilir: Muhammed Mursi serbest bırakılır ve görevine döner. Ardından Mursi tarafından darbeci kadroya yönelik genel bir af ilan edilir. Daha sonra da özgür bir şekilde seçimlere gidilir ve Mısır halkı kimi seçerse, iktidara da o gelir.

"TÜRKİYE'NİN TAVRI TAKDİRE ŞAYAN"

Türkiye'nin bu süreçteki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk ve hükümet olarak Türkiye'nin duruşu gerçekten takdire şayan. Mısır'da darbe olur olmaz, Türkler işi hemen kavradı ve tavır aldı. Çünkü Türkiye'nin tarihinde birçok askeri darbe var ve sizin tecrübeniz çok fazla.

Türk halkına bir mesajınız var mı?

Her şeyden önce, devam eden desteğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Bu desteğin bundan sonra da her türlü sürdürülmesini istiyoruz. Mısır halkı, Türk halkının duruşunu takdir ediyor ve asla unutmuyor. İki halk arasında gerçek bir dostluk ve sevgi var.



Taha Kılınç ve Abdulmevcud Derdari...

DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar