USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
RÖPORTAJLAR

New York Times’in ödüllü eski Baş Muhabiri Patrick Tyler: İsrail Mavi Marmara saldırısının maliyetini hesaplayamadı

Nur Özkan Erbay / WASHINGTON, DC

İsrail'in kuruluşundan bu yana geçen son 60 sene içerisinde barışa neden bir türlü geçit vermediği yeni bir kitapla gözler önüne serildi.

ABD'nin iki önemli gazetesi, New York Times ve Washington Post'un uzun yıllar baş muhabirliğini yapmış olan Patrick Tyler, Eylül ayında yayınlanan "İsrail Kalesi: Ülkeyi Yöneten Askeri Elitlerin Gerçek Hikayesi ve Neden Barış İstemiyorlar" isimli kitabında İsrail'in saldırgan ve savaşçı karakteristiğini tarihsel bir süreçte inceliyor. Tyler kitabında kuruluşundan bu yana askeri gelenekten gelen siyasi figürlerin yönetiminde olan İsrail'in barış için diplomasiyi neden bir çözüm olarak görmek istemediğinin ardındaki sebepleri sıralıyor. Ünlü yazar, savaşçı kütürün ve askeri propagandanın İsrail'de aile kurumunun kimliğinde ne denli baskın olduğunu ve toplumun kalbinde nasıl merkezi bir rol oynadığını tanımlıyor.

Washington Post'da uzun yıllar görev yaptıktan sonra 1990 yılında baş muhabir olarak New York Times gazetesine geçen Tyler, gazetenin Londra, Pekin, Moskova, Bağdat Büro Şefi olarak dönemin en önemli haberlerine imza atan bir isim. Tyler'in ABD'nin Soğuk Savaş'tan Afganistan ve Irak savaşlarına kadarki dönemde Orta Doğu'daki Dış Politikası ve ABD-Çin ilişkileri üzerine iki biyografik tarih kitabı daha bulunuyor.

Tyler ile İsrail'in ABD, bölge ülkeleri ve Türkiye ile günümüz ilişkilerine ışık tutabilecek bir mülakat gerçekleştirdik. Ünlü yazar ile başta Başkan Obama'nın İsrail'e verdiği açık çek olmak üzere, İsrail'in diplomasiye olan mesafeli tavrı ve müzakerelerden yana olan Hamas üyelerine düzenlediği suikastlara kadar pek çok konuda sorular yönelttik.

***

"ASKERİ DÜRTÜLER İSRAİL'İN KALBİNDE"

Yeni kitabınızda, 1950'lerden bu yana İsrail'in devlet nizamında askeri karakteristiğin ne denli hakim olduğunu ve neden komşuları ile bölgede barışı tesis edemediğini tarihsel bir süreçte aktarıyorsunuz. Özetle kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?


Kitapta tarihsel süreç içerisinde savaşçı ve askeri karakteristiğin İsrail'in kalbinde nasıl egemen bir dürtü olduğunu anlatmaya çalıştım. 1950'lere kadar bu konuda birçok arşiv ve günlük erişime açık hale geldi. O günlerden bu güne baktığımızda bu genel karakteristik devam ediyor. Ortada İsrail için Araplarla uzun vadede bir uzlaşı sağlayacak mıyız sağlamayacak mıyız sorusu var. Bu çok derin ve temel bir karar onlar için. Önemli bir yol ayrımı. Çünkü askeri elitler İsrail'in silahlanması gerektiğini büyük bir ordu kurması, nükleer silahının olması gerektiğini savunuyor. İsrail bunun için dostları ve düşmanları ile gizli ve ikiyüzlü olmak durumunda. Diğer yanda müzakerelere, diplomasiye kendini açan bir seçenek var ancak bu seçenek onlara göre riskler taşıyor. İkinci yolda ise nihai hedef barış. Bu stratejik bir hedef. Buna göre kendinizi savunmanız için gerekli donanıma sahipsiniz ancak diplomasiye odaklanarak düşman ve rakiplerle müzakere etme yolunu tercih ediyorsunuz. Genelde İsrail'in içinde bulunduğu bu derin yol ayrımını anlamıyor. Bu Ben Gurion'dan beri böyle. İnsanlar bu yol ayrımının İsrail'deki her politik savaşın arkasındaki en önemli neden olduğunu görmek zorunda.

"İSRAİL ŞEYH YASİN AHMED'İ DİNLEDİ Mİ?"

Peki bu karakteristik daha büyük resime nasıl yanısıyor? Askeri dürtüler ve gelenek siyasete, topluma, müzakerelere nasıl yanısıyor? Neden İsrail için diplomasiyi seçmek bu kadar zor?

Gazze'de son yaşananlara bakalım. 100'den fazla Filistinli hayatını kaybetti, Gazze'deki binlerce ev yerle bir oldu. Bu Filistinliler için çok büyük bir tahribat ve kendilerine soruyorlar: "diplomasi bize nasıl yardım edebilir, roketleri üzerimize gönderiyorlar." Şimdi öyle spontan bir argüman geliştiremezsiniz bu konuda. İsrail'in askeri stratejilerinden ayrı olarak bir diplomatik strateji geliştirmiş midir, bunu söylemek lazım. 2004'e geri gidelim, Hamas Lideri Şeyh Ahmet Yasin olası bir müzakere ve uzun vadeli bir ateşkes için niyet gösterdiğinde İsrail onu dinlemiş midir? Görüşmelerde bulunmak için herhangi bir gizli kanal açmış mıdır? Cevap hayır. Çünkü o dönemde Sharon yönetimi vardı. Ancak Olmert döneminde Alon Liel gibi isimlerin arabuluculuk yaptığı görüşmeler oldu başka ülkelerle. Türkiye'nin de aracı olduğu görüşmeler oldu. Sonuç olarak askeri seçeneklerin uzun vadede çözüm olmadığını anlayan ve tek çözümün diplomasi olduğuna ve bunun kararlı bir şekilde sürdürülmesi gerektiğine inanan kişiler vardı İsrail Dışişlerinde. Ancak İsrail'in kültürü bu seçeneğin gerçekleşmesini zor görüyor çünkü askeri mentalite çok hakim ve diplomasi riskli bir yol olarak görülüyor. Askeri çözümler onlara göre daha çabuk netice veriyor.

Sizce İsrail Ahmet Cebari'yi de mi aynı motivasyonla öldürdü?

Bazı haberler, Cebari'nin görüşmelere hazır olabileceği ihtimalini yazdı. Cebari öldürülmeden birkaç gün önce görüşmeler yapılabileceği ihtimalinden bahsetmiş ki, bu Hamas'ın yeniden politik arenaya entegre edebilecek ve kabul görmesini sağlayacak bir gelişme olabilirdi. Fakat, İsrail'in bu yöndeki siyasi kararı Hamas'ı "terörist" olarak ilan etme yönünde gelişiyor. Birisini terörist ilan ettiğinde ordu bu kişiyi bulup, görüşme ihtimalini değerlendirmiyor. Onlar bu kişinin düşman olduğunu ve görevlerinin de düşmanı öldürmek olduğunu düşünüyorlar.

"ORDU'NUN NEREDE GÖREVİ BİTER BELLİ DEĞİL"

Peki, İsrail'de siyaset kurumu orduya bu rolü kendisi mi biçiyor yoksa Ordu kendisi bu gücü zorla mı alıyor?

İsrail'de siyasi kültürün ordu kurumu ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu söylemek gerekiyor. Ordu'nun görevinin nerede bittiğini, hükümetin görevinin nerede başladığını görmek mümkün değil. Başbakanın ofisinde üniformalı yardımcıları var. İsrail Meclisi Knesset üniformalılarla dolu. Ordu siyasete istihbarat, bilgi, personel, politika önerileri sunuyor ve siyasiler bunlara derin bir şekilde bağlı. Bu yüzden karşılıklı olarak birbirlerine güç veriyorlar. Ordu, "Hamas teröristtir" deyince politikacılar "neden olmasın" diyor ve askeri yanında istiyor. Doğru politika askerle birlikte haraket edilen politikadır görüşü hakim. Birisin terörist ve terörist örgüt olarak adlandırdıklarında onunla konuşmayız diyorlar. Yaser Arafat uzun yıllar bu pozisyondaydı. İshak Rabin yönetime geldiğinde barış için müzakerelerin tek yolunun düşmanla konuşmaktan geçtiğini söyledi. Ancak diğer yandan devletin güvenlik kurumlarında kalabalığın sesi öyle değil. Rabin'in dönemindeki Mossad şefi Halevy de diplomatik gelenekten geliyordu ve Hamas'la görüşülmesinden yanaydı çünkü ona göre de barış için başka yol yoktu.

"AİLELERİN AKLI MİLİTARİZE OLMUŞ DURUMDA"

Bu karakteristiğin toplumdaki yansımaları neler? İsrailli gençler bölgelerinde olan biteni görmüyor mu? Neden asker hakim bir görüşü reddetmiyorlar?

Bu durumun topluma etkisine baktığımzda, her aile otomatik olarak askeri bir paydaş oluyor. Eğer 4 çocuğunuz varsa hepsinin askere gideceğini biliyorsunuz ve siz de 49 yaşınıza kadar orduda rezervsiniz. Dolayısıyla ailenin dünya görüşünde askeri bir inanç sistemi hakim. Sparta demek, Ordu geniş anlamda ülkenin kendisi demek. Ordu'daki liderler propaganda ürettiklerinde, mantık süzgecinden bakıldığında toplumun, ailenin Hamas'a nasıl bakması gerektiğine dair askerin propagandasına bakıyor. Bu bilginin alındığı kanal ordu ve bu bilgi sindiriliyor. Toplumun düşüncesi ve konuşmasının arkasında bu mantık yer alıyor ki tamamen mantıksız da olabilir, toplumu birleştiren ve ateşleyen bir rol oynuyor. Bu mantık biçimi test edilmiyor çünkü buna karşıt bir mantık üretecek ve ordunun söylediklerini yanlışlığını ortaya koyacak kurumlar yok. Belki düşman olabilir ama muhtemel diğer pazarlık yollarını denemeliyiz, bu bizim çıkarımızadır denilemiyor. Bu Israil toplumunun en zayıf yönü. Diplomasi, anlaşmaya varma, devlet adamlığı... Bunlar zayıf bir varoluş göstergesi olarak sayılıyor.

"CLINTON KARŞI OLMASINA RAĞMEN AIPAC AĞZIYLA KONUŞUYOR"

ABD-İsrail ilişkileri için bu bağlamda neler söyleyebilirsiniz? Obama'nın ilk 4 yıllık döneminde barış görüşmeleri için büyük hayal kırıklığı yarattığını yer yer AIPAC'in ağzıyla konuştuğunu siz de söylüyorsunuz. Netanyahu ile kişisel olarak anlaşamamasına rağmen Başkan Obama'nın son Gazze saldırısında İsrail'e tam destek verdiğini gördük...

Kendisi de aynı sorunla karşı karşya. Diğer bir deyişle esasen Netanyahu tarafından yenilgiye uğradı. Netanyahu barış görüşmeleri yerine İran'dan konuşmayı tercih ediyor. Şimdi Washington'da Obama'nın halletmesi gereken ve zamanının büyük bölümünü alan en önemli konu mali uçurum, borç krizi, işsizlik ve genelinde ekonomi. Sadece bu konu önümüzdeki dönem başkanlık seçiminin sonucunu belirleyecek. Peki ne yapabilir? Obama, barış görüşmelerinde aktif olarak yer almak adına Senato ve Temsilciler Meclisi'nin bir kısmını kendisinden uzaklaştırma riskini alabilir mi? Ki bu Kongre'de pozisyonlarını her gün daha da sağlamlaştırmak için uğraşan israil tarafgirlerinin gürültülerine neden olacakken... Bu yüzden Obama Kongre'deki bu güçleri uzaklaştırmayı göze alamaz. Kongre'de ekonominin düzeltimesi için gerekli yasaların geçirilmesi için uğraşacak ve bunu dengelemeye çalışıyor. Aslında Bill Clinton gibi barış görüşmelerini yeniden başlatabilecek kadar idealist olduğunu düşünüyorum. Hillary Clinton'ın da isteği bu yönde ancak diğer yandan o da yönetimin içinde bulunduğu duruma düştü ve zaman zaman AIPAC'in söylemlerinin ağzıyla konuşuyor. Bu pozisyon, Clinton'un barış sürecinin devamı için basıtırılması konusundaki düşüncelerinin zıttı. Bu zor bir durum onun için ama politikacılar bunu yapabiliyorlar.

"ARAPLARA ÖDÜN VERMEK SİYONİST KODLARA AYKIRI"

Kitabınızda ABD'nin eski başkanlarından Nixon'un dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir'e atfen söylediği bir söze yer veriyorsunuz. Buna göre Nixon, her türlü desteğine rağmen İsrail'in ABD'ye hiçbir diplomatik esneklik sağlamadığından bahsediyor.

Golda Meir döneminde Araplara ödün vermek politikacı için imkansızdı. 1967'deki savaştaki kayıplarına karşılık Arapları yendiklerine inandılar. Bu yüzden Araplara ödün vermek siyonist kodların ve DNA'nın ihlal edilmesi anlamına geliyordu. O dönem Enver Sedat barışı istedi ama Golda buna yanaşmadı çünkü iç politikada kendi gündemi ile hayli meşguldu.

Bunu bugün Netanyahu hükümeti için de söyleyebilir miyiz?

Evet. Golda Meir bugün yok. İshak Rabin bu yolda insiyatif alan ilk başbakandı, başarılı olamadı ama önemliydi. Netanyahu'nun İsrail ordusunda ve güvenlik güçleri içinde birçok düşmanı bulunuyor. Güçlü bir başbakan olmasına rağmen kendisine hayran olunan biri değil ve bu bir paradoks. Çünkü sağ kanada tamamen hakim, toplumu arkasına alıyor yoğun bir şekilde. Diğer yandan sol ve merkez fraksiyonlara ayrılmış durumda, Netanyahu'yu yenmek zor.

"MAVİ MARMARA SALDIRISININ MALİYETİNİ HESAPLAYAMADILAR"

Türkiye'nin mevcut pozisyonunun İsrail'de büyük bir etki yarattığını söylediniz? Bunu biraz açabilir misiniz?

Evet. Şayet israil, Mavi Marmara gemisi krizinin kendisine faturasını bilseydi, NATO'nun en önemli ülkelerinden biri olan Türkiye ile verimli bir ilişkileri varken böyle bir krize sürükleneceğini hesaplayabilseydi bunu yapmazdı. Ben etkilerini hesaplayamadıklarını düşünüyorum. Meşru olarak giden protestocuların öldürülmesine karşı, dost bir ülke sorunu çözmenin tek yolu bu mudur diye sorar ve bu dostlarınla ilişkilerinde kullanılan bir yöntem değildir. Amerikalılar da bunu 6 gün savaşında USS Liberty gemisinin İsrail saldırısına uğradığında ve 70 Amerikalı öldüğünde hissetti. Amerika olarak İsrail'e "siz dostlarınıza ve müttefiklerinize böyle mi davranıyorsunuz?" diye sorduk. Amerikan bayrağı dalgalanıyordu gemide. Denizden ve havadan İsrail'in saldırıları devam etti çünkü aşırı bir şekilde militarizeydiler ve herkes öldürmek istiyordu.

"ERDOĞAN'IN SON SÖZLERİ İSRAİL'İ ŞOK ETTİ"

Bugün ise ABD ve İsrail'in mevcut statükonun devamı yönünde ilerleme ihtimalinin görüyoruz. Öte yandan Orta Doğu jeopolitiği değişiyor ve bundan böyle işler çok da İsrail'in arzuladığı gibi olmayacak görünüyor. İsrail ve ABD bu statükoyu mevcut koşullarda daha ne kadar devam ettirebilir sizce?

Bu talihsiz bir statüko ancak süreç şimdiki gibi donmuş olarak kalabilir ve İsrail bölgesinde izole olarak yaşar. Öte yandan İsrail aynı zamanda eğer saldırma ihtimallerini seçerse komşularını olumsuz bir şekilde etkileme kapasitelerine de sahip. Eğer politik adımlar atmazsa, bu komşuları ile yeni bir düzen kurmak için çok da yapıcı bir yol değil. Diplomasi olmadan ilerleyemezsiniz. İsrail çok da diplomasi taraftarı değil bugünlerde. Türkiye ile gizli görüşmeler yaptıklarına eminim. Çünkü Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için tam zamanlı bir mesai harcıyorlar. Başbakanınız son Gazze saldırısından sonra İsrail'e "terörist ülke" dedi. Bunu bir zamanlar yakın bir müttfeik olan böylesi büyük bir ülkeden duymaları İsraillileri şok etti. Bu acı verici ve rahatsız edici ve hataların düzeltilmesini düşünmek adına. Kısmen Arap uyanışı ve tarihten gelen kinlerin ateşlemesi ile İsrail daha da fazla izole olabilir ve yaşamak için tehlikeli bir yer haline gelebilir.

"OBAMA, İSRAİL'E DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEK"

Sizce Obama yönetimi ikinci 4 yıllık dönemde İsrail'e arka çıkmaya devam edecek mi?

Kuşkusuz ABD İsrail'i desteklemeye devam edecek. Bu sadece Obama için geçerli değil ayrıca. Eğer süreci ilerletebilmek için açık bir pencere görse yarın tekrar buna ciddiyetle kalkışabilir. Sorun, Kongre'deki güçlerin şu anda karşısında olması. Evde büyük sorunlar var ve bu sorunları riske atamaz.

"MEDYADA İSRAİL KARŞITI GÖRÜNMEME ENDİŞESİ VAR"

Son olarak İsrail ilgili bir kitap yazmak her zaman Amerikan kamuoynunda bazı kesimlerin şimşeklerini üzerine çekmek demektir. İsrail lobisinin bu konuda ne kadar aktif olduğunu geçmiş örneklerden biliyoruz. Kitabinizda ideolojilerden bağımsız olarak tarihsel gerçekleri yazdığınızı söylüyorsunuz. Siz neler yaşadınız ve yaşıyorsunuz bu anlamda?

Kitabım birkaç saldırıya uğradı ancak daha çok ideolojik saldırılardı ve kitapta yazdıklarımla alakasız şeylerdi. Wall Street bir yazı yayınladı. Ekonomist dergisi uzunca bir yer ayırdı. Ana akım olarak adlandırdığımız medya ise kitaptan uzak duruyor çünkü bu konu zor bir konu medya ve kurumlar için.

Uğraşmak istemiyorlar o nedenle. Kitapla ilgili güzel bir şey söylendiğinde İsrail karşıtı olarak anılmak istemiyorlar çünkü. Bu kitap ideolojik bir kitap değil. Ben bir tarihçiyim ve kitap bir gazetecinin bakış açısıyla yazılmıştır.

(USASABAH)

DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar