USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

MIT Profesörü Daron Acemoğlu: Türkiye holding egemenliğinden kurtuldu

(SABAH)

Tarık Yılmaz

OECD büyükelçiliği ve Dünya Bankası başekonomistliği teklif edilen, Nobel'in habercisi ödülünü alarak pek çok kesimin dikkatini çeken M.I.T profesörü Daron Acemoğlu, "Ekonomi artık İstanbul'daki birkaç holdingin üzerinde olmaktan çıktı. Sepet farklılaşırsa güçleniriz" dedi


Daron Acemoğlu... Bizden biri... Massachusetts Institute of Tecnology (M.I.T) de bir ekonomi profesörü. James Robinson ile birlikte yazdığı 'Why Nations Fail?' (Uluslar neden başarısız olur) adlı kitabıyla inanılmaz büyük övgüler aldı.

2005'te Nobel'in habercisi olarak adlandırılan John Bates Clark Ödülü'nü aldığından bu yana dikkatler Acemoğlu'nun üzerinde. Yakın zamanda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Acemoğlu'na OECD büyükelçiliği teklifinde bulunduklarını açıklamış ancak kendisi "Onur duydum ama çalışmam lazım" diyerek geri çevirmişti. Öğrendik ki, sadece büyükelçiliği değil Dünya Bankası başekonomistliği teklifini de istememiş Acemoğlu. Önceki gün ilk kez verilen Galatasaray Ödülü'nü alan Acemoğlu'yla bir araya gelerek Türkiye, gelir dağılımı ve büyük ekonomik grupların durumunu konuştuk.

TÜRKİYE İYİ YOLDA AMA...

Kitabınızda ülkeleri; özgür düşünceyi ve aldığı kararları halkın önünde savunan kapsayıcı kurumlar (inclusive) ile özgürlükleri kısıtlayan, ekonomik ve siyasi kararları küçük bir grubun belirlediği kapalı kurumlar (extractive) olarak ikiye ayırıyorsunuz. Türkiye'nin son 10-20 yıldır açık kurumlara sahip olan bir ülke haline gelmeye başladığını ancak bu özelliğini yitirirse ekonomik gelişme potansiyeline zarar verebileceğini söylüyorsunuz. Siz böyle bir risk mi görüyorsunuz?

1990'ların sonu 2000'lerin başında Türkiye tam bir demokrasi olmasa da büyük yol katetti. Ama aynı zamanda ülkenin hukuk devleti olması gerekiyor. Ancak son 2 yılda risk belirmeye başladı. Çünkü kapsayıcı kurumların demokratik olması lazım. Ülkelerin kurumlarının tabana eşit şekilde genel kararlar alması lazım. Hukuk devletini güçlendiremezse tehlikeler de var Türkiye için. Dışarıda Türkiye'yi iyi izleyenler, gerçekten olumlu adımlar atıldığını ancak hukuk konusunda gidilecek yol olduğunu söylüyor.

Türkiye'de birkaç holdingin söz sahibi olduğunu ancak bunun kırılmaya başladığını söylüyorsunuz. Sizce hâlâ güçlüler mi? Güçlülüğü azaltmak için ne yapmalı?


Eskiden ekonomi tamamen İstanbul'daki birkaç holdingin üzerindeydi. Bugün bu daha az. İstanbul hâlâ çok önemli. Ama artık küçük ve orta boy fabrikalar başka bölgelerde açılabiliyor. Bu Türkiye için çok sağlıklı. Eğer büyümenin yükü bir ya da birkaç holdingin üzerinde olursa, orada bir sıkıntı yaşandığında bu, tüm ekonomiye yansıyor. Eğer farklı sepetlerde olursa daha güçlü oluruz.

KREDİ VE YURTD IŞI İMKANI

"Ne yapmalı"nın yanıtına gelince; bunun da iyi ve kötü yolu var. Büyük holdinglerin işlerini zorlaştırmak işin kötü yolu. Çünkü sonuçta büyük holdinglerden ne kadar şikâyet etsem de bunların verimlilikleri çok yüksek. Süpermarketlerin verimliliği bakkallardan yüksek. Eğer süpermarketleri zorlarsanız satış sektörüne büyük darbe vurursunuz. İyi yolu ise küçük ve orta ölçekli şirketlere büyüme fırsatı verilmesi. Bu şirketlere; kredi ve yurtdışı imkânları sağlanır, hukuki sıkıntıları kaldırılsa ekonominin tabanı daha da genişler, risk azalır.


Occupy Wall Street doğru adım

ABD'de nüfusun yüzde 1'i, gelirin yüzde 10'unu alırken bugün bu oran yüzde 25'lerde.Yüzde 1'in hakimiyeti problemleri artırmayacak mı?

Elbette. Bu konu ABD için de Türkiye için de büyük problem. Çünkü bir ülke gelirde bu kadar eşitsiz olursa politik açıdan da eşitsizlik olur.

Occupy Wall Street (Wall Street'i İşgal Et) bu tepkinin sonucu değil mi?

Occupy Wall Street doğru bir adım. Organizasyonu beğenmeyebilirsiniz, önerdikleri çözümleri doğru bulmayabilirsiniz ama ABD içindeki derin problemleri içeriyor. Çözüm konusunda ise samimiyet yok çünkü masada çözüm yok.

DOĞRU YÖNDE GİDİYORUZ

Avrupa'nın, ABD'nin zor günler geçirdiği bir yerde Türkiye biraz öne çıkmıyor mu?

Yunanistan'a bakıyoruz ve Türkiye ekonomisi ne kadar iyi diyoruz. Doğru. Yunanlılar AB'ye "İstediklerinizi yapamayız orta sınıf çöktü" diyor ama hâlâ Türkiye'den zengin. Biz 10 yıldır doğru yönde gidiyoruz. Ama ne kadar iyi yaptık diyeceğimize daha gideceğimiz çok yol var demeliyiz.

MUHALEFET ÇOK ZAYIF

Başka riskler var mı?

Biz askeri diktatörlüğün olduğu toplumları sevmiyoruz. Nedeni politikaların toplumun değil küçük bir kesimin istediği şekilde olmasından... Aynı şey tek partilerde de olabilir. Özellikle muhalefet olmazsa. Türkiye'de üst üste seçim kazanılıyorsa ve iyi yönetiliyorsa sorun değil. Ama muhalefet de alternatif sunmalı. Bu konuda soru işaretleri var.

Muhalefet zayıf mı?

Çok zayıf. Bu Türkiye için hiç sağlıklı değil. Alternatifleri ben yurtdışından göremem siz daha iyi değerlendirirsiniz ama dışarıdan bakınca yok gibi duruyor.

HAREKETİN KISITLANMASI ÖNEMLİ RİSK

Türkiye için riskler neler?

Makroekonomik risk olarak cari açık önemli ancak tek problem bu değil. Özellikle son iki yılda yürütülen makro ekonomik politikalar ekonomiye destek verdi, aynı zamanda Türkiye ekonomisinde olası şoklara verilecek yanıtları da azalttı. Ülke eğer negatif bir etkiye maruz kalırsa politika olarak reel faizi azaltır ya da cari açığını artırır. Türkiye'de reel faizler çok düşük cari açık yüksek. Bu ABD ve Avrupa'nın 2000'lerde yaptığı gibi. Amerika 2000'lerde çok düşük reel faizlerle büyüdüğü için iki konuda mağdur oldu. Hareket alanı kalmadı. İkincisi bu kadar düşük reel faizlerin olduğu yerde problemler oluyor. Bunlar normal dönemlerde sıkıntı yaratıyor. Bir de bunu dünyanın sıkıntılı olduğu dönemde düşünürseniz bu büyük bir risk faktörü.

SORUNUNDA ÇÖZÜM ÖZVERİ VE ZAMAN

Arap Baharı'nda sorunların temeli 'ekonomik ve sosyaldir' dediniz. Bizde Güneydoğu'da sorun var. Güneydoğu'daki sorun ekonomik- sosyal sorun olmanın ötesinde... Türkiye'nin bu çetrefilli sorunu konusunda neler söylersiniz?

Valla bu çok zor bir konu. Bence soruna etnik problemler eklendiğinde konu ekonomik ve siyasi sorunun ötesine geçiyor. Kuzey İrlanda'ya, Sırp-Hırvat sorununa bakın. Bunlar içinde ekonomik temelli sorunlar da vardı. Sırpların Yugoslavya ekonomisini çok etkin şekilde yönetmeleri Hırvatlar'la uçurumu artırdı ve patladığı zaman etnik bir yapı doğdu. İrlanda da protestanlar ile katolikler arasındaki sorun o kadar büyüdü ki, ekonomik olmaktan çıktı. Ancak olaylara pozitif yaklaşıldığında çözülmeyecek görülen problemler artık çözülebiliyor. K.İrlanda'da katolikler ile protestanlar artık birbirlerini öldürmüyor. Nasıl oldu? 1985'ten başlayarak yavaş yavaş 15 yılda taraflar çözümün bir parçası oldu. Özveri iki taraftan kolay değil. Şehitleri görünce insanlar kızıyor ama olaya sinirli bir şekilde yaklaşıp sonuç getirmek mümkün değil. Bunu dışarıda yaşayan biri olarak söylemek kolay. Diyarbakır'da yaşayana sormalısınız.
DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar