USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

30 yıl önce stajyer olarak girdiği BM'de Direktör oldu

(USASABAH)

Dilek Sancılı / NEW YORK

Fotoğraflar: Abdülkerim Tever

Ayşe Cihan Sultanoğlu tam 30 yıldır Birleşmiş Milletler'deki görevi nedeniyle 100'den fazla ülkeyi ziyaret etti.


Afrika'dan Asya'ya oradan Avrupa'ya uzanan bu ziyaretlerin bazısı bir iki günle sınırlıyken bazısında yıllarca kaldı ve her seferinde hayatını yeniden kurdu. Tüm bunları yaparken ise tek bir ideali vardı o da insanlık için bir şeyler yapabilmek. Geçtiğimiz Nisan ayında ise Sultanoğlu, Birleşmiş Milletler gibi dünyanın en önemli uluslarüstü organizasyonunda daha önce hiçbir Türk'ün bugüne kadar gelmeyi başaramadığı bir göreve getirildi. BM Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesi'nin Direktör'ü ve de aynı zamanda Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanan Sultanoğlu ile 30 yıllık Birleşmiş Milletler serüvenini New York'taki ofisinde konuştuk.

***

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından BM Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesi'nin direktörlüğüne ayrıca bu pozisyonda da Genel Sekreter yardımcılığına atandınız. Böylesi üst düzey bir görev için niçin sizi seçtiler?

Kararların nasıl verildiği konusunda yorum yapmam doğru olmaz. Ancak bütün bu pozisyonlar için yapılan atamalarda bakılan çeşitli kriterler var. Deneyiminize, o bölgeyle olan yakınlığınıza, bildiğiniz lisanlara ve ayrıca bölge için yaptığınız araştırmalara bakıyorlar. Benim de bu bölgede on yıllık bir tecrübem var. Litvanya ve Belarus'ta sekiz yıla yakın ayrı zamanlarda Birleşmiş Milletler'in temsilcisi olarak görev yaptım. Ayrıca da iki yıl kadar da bölge bürosunun direktör yardımcısıydım.

Açıkçası titrinize baktığınızda size hayranlık duymamak mümkün değil. Ama yine de tam olarak ne yaptığınızı anladığımız konusunda emin değilim. Bu göreve sahip biri neler yapıyor?


Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Milletler'in sürdürülebilir kalkınma örgütü olarak çalışıyor. Bizim tam 177 ülkede etkinliklerimiz var. Yaptıklarımızı en kısa yoldan size şöyle özetleyebilirim. Yoksulluk olmaksızın büyüme ve demokratik yönetişimlerin geliştirilmesi üzerinde çalışıyoruz. Birleşmiş Milletler'in kalkınma programına Birleşmiş Milletler'in küresel kalkınma ağı da diyebilirsiniz.

Bu durumda her ülke için ayrı ayrı çalışmalarınız mı oluyor?

Benim çalıştığım bölge çok değişik yerleri olan bir bölge. Mesela Balkan ülkelerine ve Türkiye'ye bakarsanız yaptıklarımızın büyük bir çoğunluğu bu ülkelerin Avrupa Birliği'ne üye olmak veya Avrupa'ya entegrasyon önceliklerine katkıda bulunma ile bağlantılı. Orta Asya'da yaptığımız çalışmalarda ise enerji, su, iklim değişikliği gibi sorunlar üzerine çalışıyoruz. Bütün bu sorunlar ise bazı konumlarda ülke çerçevesinin dışına çıkıyor. İşte bizim ülkelere en büyük katkılarımızdan biri de ülkeler arası diyalogları geliştirebilmek ve sonuçlara ulaşabilmek için çeşitli işbirlikleri yaratabilmek.

Ama aynı bölgede her ülkenin ekonomik şartları ve kalkınma planları farklı öyle değil mi?

Doğru, mesela şu anda bizim bölgemizde bulunan ülkelerin büyük bir çoğunluğu orta veya orta-üstgelir grubunda. Onun için bizim bu bölgedeki çalışmalarımız, mesela Afrika'da yaptığımız kalkınma programı çalışmalarından farklı. Kalkınmaya daha değişik şekillerde yaklaşmamız gerekiyor. Kalkınma çok uzun bir süreç. Zengin ülkelerde bile sosyal konularda ya da çevre konularında eksiklikler olabiliyor. Yani zenginliğin yakalanması, o ülkenin kalkınmasını tamamladığı anlamına gelmiyor. Fakat bu orta gelirli ülkelerin birbirlerine verecekleri çok güzel bilgi birikimleri ve deneyimler var. Biz, ülkeler arasındaki bilgi alışverişine de katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Sonra bu orta gelirli ülkeler başka ülkelere yardımda ve dünya kalkınmasına katkıda bulunmak istiyorlar. Bizim görevimiz de bu ilişkileri kolaylaştırabilmek. Bu konularda, hükümetlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve özel sektör dâhil olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası örgütle işbirliği yapıyoruz.

"TÜRKİYE KALKINMA KONUSUNDA BÜYÜK BİR ATAK İÇERİSİNDE"

Türkiye şu anda sizin bölgeniz içinde. Bu işte profesyonelleşmiş biri olarak Türkiye'yi kalkınma konusunda nasıl görüyorsunuz?

Türkiye şu anda çok taraflı konularda büyük bir atak içinde. Çok güzel çalışmalar var. Afrika ve Asya'ya, az gelişmiş ülkelere yönelik kalkınma ve yardım projeleri gerçekleştiriliyor. Yeni kurulan Kalkınma Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Türkiye'nin bu konulara ne kadar ciddi yaklaştığının bir göstergesi. Bizim de amacımız Türkiye'nin uluslarası alanda kalkınmaya katkısı olan donör bir ülke olma yönündeki hedeflerini desteklemek. Türkiye bu konuda değerli bir yol üzerinde. Ayrıca son bir kaç yılda Türkiye'nin önemli uluslararası toplantılara ev sahipliği yapması memnuniyet verici.

Sizin Birleşmiş Milletler kariyeriniz otuz yıla dayanıyor. Yolunuz buraya nasıl düştü?

Üniversite eğitimimi New York'ta Columbia Üniversitesi'nde aldım. Yine aynı üniversitede yüksek lisansımı yaparken bir staj yapmam gerekiyordu. Benim üzerinde çalıştığım konu ise uluslararası kalkınma, ekonomi ve uluslararası ilişkiler üzerineydi. Tabii Birleşmiş Milletler'de staj yapmak çok uygundu. Tam o dönemde de iş hayatına yeni başlayan profesyonelleri yetiştirmek üzere Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nda yeni bir program başlatmışlardı. Yüksek lisanstan sonra programa kabul edildim. 30 yıldır da Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışıyorum.


"BU GÖREVE GELMEK AİLEM İÇİN İFTİHAR KAYNAĞI OLDU"

Kariyer olarak hep yükselen bir ivme mi çizdiniz?

Profesyonel olarak en alt basamaktan yönetici adayı olarak kariyerime başladım. Hakikaten şu anda bulunduğum göreve gelmek hem benim hem de ailem için iftihar kaynağı oldu. Özellikle bizim gibi kariyer sisteminden geçip bu pozisyona gelen çok fazla kimse bulunmuyor. Şu anda Birleşmiş Milletler içinde bu derece üst düzey pozisyonda bulunan tek Türk benim. Bildiğiniz gibi sayın Kemal Derviş 2005-2009 yılları arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın Başkanı olarak görev yaptı. Ayrıca kadın yöneticilerin sayısı da oldukça az. Ama bu görev kadar Litvanya'dayken Birleşmiş Milletler'in temsilcisi olarak ayrılmadan önce bu ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından Litvanya'nın Avrupa Birliği'ne katılma sürecindeki katkılarımdan dolayı ödüllendirilmek de beni hakikaten çok memnun etmişti.

Türk insanının böyle önemli bir uluslararası bir organizasyonda böyle bir göreve gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence çok daha etkin olmamız gerekiyor. Birleşmiş Milletler'e ilk girdiğimde burada çalışan Türklerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Şimdi daha çok katılan var. Genç arkadaşlarımız var ve onlara destek vermek çok önemli. Benden de bu konuda yardım istediklerinde elimden geldiğince yardım etmeye çalışıyorum.

"100'DEN FAZLA ÜLKEYİ ZİYARET ETTİM"

Kariyeriniz boyunca nerelerde görev aldınız?

100'den fazla ülkeyi ziyaret ettim ama uzun süreli olarak Tayland'da, Malavi, Fas, Litvanya ve Belarus'ta kaldım. Merkezde de New York ofislerinde çalıştım. Çok değişik deneyimler kazandığım güzel bir süreç oldu.

Birebir bu ülkelerde yaşadınız mı?

Birleşmiş Milletler her ülke için ayrı bir çalışma süresi belirliyor. Mesela Afrika'da Malavi benim ilk görev yerimdi. Ondan önce Tayland'da eğitim için bulunmuştum. Malavi'de üç buçuk yıl görev yaptım. Benim için çok ilginçti çünkü o bölgeyle ilgili akademik bir çalışmam da yoktu. 80'li yılların ortalarında bugünle
kıyaslanamayacak bir ortam vardı. Hatta bir ara ilginçtir ülkedeki tek Türk bendim.

"AFRİKA'DAN HİÇ KORKMADIM"


İlk görev yerinizin Afrika olması sizi korkttu mu?

Birleşmiş Milletler'e katılınca insandaki öğrenme, farklı kültürleri tanıma isteği gelişiyor. Hiç bir zaman bir korku olmadı ama yeni hiç tanımadığınız bir yere gidince orayı tanımak biraz zaman alıyor. Her seferinde hayata yeniden başlıyorsunuz. Yaşadığınız ülkeyi anlamanız gerekiyor. Ekonomik veya sosyal durumlarını, kalkınma anlamında önceliklerini görmeye, kendinizi onların yerine koymaya çalışıyorsunuz.

Dillerini öğrenme şansınız da oldu mu?

Tabii ki, ama ben ne yazık ki kulaktan dolarak dilleri öğrenme yeteneği olan insanlardan değilim ama zamanla insanlarla iletişim kurabilecek kadar öğrendim diyebiliriz. Tabii dil insanlarla köprü kurmanın en iyi yolu, bir iki kelime bile öğrenmek yararlı oluyor. Fas'ta Arapça ve Belarus'ta Rusça dersleri aldım. İngilizce ve Fransızca ise çalışma dillerim.

Çalışmaya gittiğiniz bölgelerde halkın kalkınma önceliklerine bakıyoruz dediniz. Bir ülkeye gitmeden önce düşündüklerinizle gittikten sonra düşünceleriniz çok değişti mi?


Kişisel olarak açık fikirli yaklaşımları olan biriyim. O konuda hiçbir ön yargıyla başlamazsa insan herşeyi daha iyi tanımlayabiliyor. Tabii bir ülkeyi, bir toplumu anlayabilmek içinde yaşadıktan sonra çok daha sağlıklı olabiliyor. Görev açısından ise bizim yaklaşımımız ülkelerle elele çalışmak. Biz ülkelerin kalkınma önceliklerine yönelik pratik çözümler bulmayı hedefliyor ve bu amaçla hükümetler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörle birlikte projeler üretip yürütüyoruz. Bu süreçte uluslararası hedefler var, çalışmalar var. Biz bunlar üzerinde çalışıp bunları gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ama her ülkedeki çalışmalarımız o ülkenin öncelikleri esas alınarak yapılıyor.

Türkiye ile ilgili olarak bizzat hiç çalıştınız mı?

Hayır, ben BM sisteminde bir uluslararası eleman olduğum için Türkiye'de hiç çalışmadım. Ama şu anda çalıştığım bölge Türkiye'yi de kapsıyor. Geçen yıl Türkiye ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı çok kapsamlı bir Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladı. Bu nedenle Türkiye ile çok yakın ve derinden çalışma imkanına sahip olacağız.

Türkiye yıllarına dönersek, nasıl bir aileden geliyorsunuz?

Nazilli doğumluyum. Eğitime çok önem veren bir aileden geliyorum. Babam bankacıydı. Ailede her zaman, Cumhuriyet'in ilk yıllarında bile aile bireyleri hep daha iyi eğitim almak için İstanbul, Ankara, Avrupa'ya hatta Amerika'ya gitmekten çekinmemişlerdi. Ben de çocukken her zaman "kızımız büyüyünce avukat olacak, diplomat olacak" gibi telkinlerle büyüdüm. Yani onun için hiçbir zaman bana yaptıklarım özel gelmedi. Şimdi geriye doğru bakınca özel olduğunu anlıyorum.

"AİLEM YURTDIŞINDA OKUMAMI İSTEMEDİ"

Siz Nazilli'den ne zaman ayrıldınız?

Nazilli büyük bir şehir olmasa da her zaman dinamik, kaliteli okulları, gelişmiş bir ekonomisi ve de sosyal dokusu olan bir yer. Ben liseyi İstanbul'da Robert Kolej'de bitirdim. Üniversite için Amerika'ya geldim. Ama ilginç olan, ailem benim yurtdışında okumamı, geri dönmem diye istemedi. Açıkçası benim de burada kalmak gibi bir hedefim yoktu ama akademik kariyerim ve yapmak istediklerim Birleşmiş Milletler'in değerlerine çok uygundu. Önüme fırsatlar çıkınca da bu fırsatlara kayıtsız kalamadım. Benim hedefim her zaman insanlığa yararlı şeyler yapmak olduğu için, hangi ülkede bulunduğum önemli değildi. Duygusal olarak tabii ki insan her zaman kendisini ülkesine çok daha yakın hissediyor.

Bütün bu meşguliyet sırasında aile kurmaya vaktiniz oldu mu?

Maalesef olamadı. Açıkçası devamlı bir ülkeden başka bir ülkeye taşınmanızı gerektiren kariyerler özellikle kadınlar için daha zor. Çünkü karşınızdaki insanın da bir kariyeri söz konusu olunca bir noktada buluşmak zorlaşıyor. Tabii bir de benim görevimin ve onun getirdiği yaşam tarzının getirdiği değişik çalışma saatleri var.

"GÜNDE ON-ON İKİ SAAT ÇALIŞIYORUM"

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Öyle belirli bir saatim yok. Ancak günde en az on, on iki saat çalışıyorum, haftasonlarını saymazsak.Bölgemde bulunan ülkelerle New York arasındaki zaman dilimi farklı olduğu için sabahın erken saatlerinde ya da gecenin bir yarısında telefonda olabilirim.

İnsan bir kişiye bile yardımı dokunduğunda müthiş bir manevi haz duyuyor. Bunca yıldır insanların daha iyi yaşam şarlarında yaşaması için emek veren biri olarak siz neler hissediyorsunuz?

Birleşmiş Milletler'in Kalkınma Programı, çalışmalarına, üye olan ülkelerin katkılarıyla, gönüllü bağışlarıyla devam eden bir kuruluş. O yüzden uyguladığımız programların kişilere ulaşmasına çok önem veriyoruz. Yaptığımız işlerin sonuçlarını görmek istiyoruz. Tüm bu görevlerim boyunca beni çok mutlu eden sonuçlar yaşadığımızı gururla söyleyebilirim.

Bu kariyer sizi bir gün BM Genel Sekreter pozisyonuna getirebilir mi?

O yol herkese açık.


DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar