USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

Galatasaray Başkanı Ünal Aysal: Bu seneki lig, en temiz lig

(USASABAH)

Dilek Sancılı / NEW YORK

Fotoğraflar: Enes Özdil

Bir yılı aşkın süredir Galatasaray Kulübü'nün başkanlığını yürüten Ünal Aysal ile konuştuk. Aysal "Kulüp benimle son derece demokratik bir yapıya kavuştu," diyor.


Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal ile lig maratonunu aratmayacak bir röportaj maratonuna imza attık. Yaklaşık iki ay kadar önce, Galatasaray USA'in gecesi için geldiği New York'ta tanıştığım Aysal'la önce fotoğraf çektirdim, ardından da röportaj yapmak istediğimi belirttim. Çok kısa bir süre için New York'ta olmasına rağmen beni kırmadı ve ertesi güne randevu verdi. Ertesi gün Aysal ile çay içip sohbet ettik, ancak başka acil işleri çıkınca, sorularımı alıp İstanbul'a döndü. İşte bu noktadan sonra, yoğun bir e-mail trafiği ile (Başkan'ın asistanı Nur Karagülle'nin yardımlarıyla) bu röportajı yaptık. Bu söyleşide Aysal'ın sadece Galatasaray başkanı kimliğini değil, çocukları ve torunlarıyla olan ilişkilerini, kadın-erkek ilişkilerine bakış açısını ve hayata dair düşüncelerini de okuyacaksınız.

***

- Galatasaray'a başkan olmanızın üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti. Bu süreçte Galatasaray Kulübü'nde ne gibi değişiklikler oldu?

- Galatasaray, genelde başkanlık sistemiyle yürütülen bir kurumdu. Ancak geçtiğimiz günlerde yönetim kurulundaki arkadaşlarımdan birinin de dediği gibi, benimle birlikte sanırım herkesin konuşup fikrini söyleyebildiği, son derece demokratik bir yapıya ve halihazırda üzerinde çalıştığımız kurumsal kimliğine kavuştu. Bu bir yıllık süreçte borçlar büyük oranda azaldı.

- Peki bu bir yılda sizin hayatınızda neler değişti?

- Her ne kadar zor olsa da, tatilsiz de yaşanabildiğini öğrendim. Şaka bir yana, büyük kitlelerin sorumluluğunu taşımanın ne kadar ürkütücü, aynı zamanda da insanı kamçılayan, dik durmasını sağlayan ve güçlü kılan bir duygu olduğunu Galatasaray'da yakından gördüm. Belki de hayatımda ilk defa benim önüme başka bir şey geçti, onu gördüm. Galatasaray benim önüme geçti.

- Camia, başkan olmanız için 10 yıl boyunca oldukça ısrarlı davrandı ve siz her seferinde uzak durmayı tercih ettiniz. Hangi noktada 'Artık tamam, ben bu işi devralmalıyım,' dediniz?


- Tüzüğe göre, 10 yıl boyunca zaten başkan olma şansım yoktu, o 10 yılı tamamlamak zorundaydım. 10 yılın bitimiyle, kulübün idari ve mali açıdan oluşan kaos dönemi çakışınca biraz iş başa düştü sanki. Tabii bu bir ekip işi, ben ve arkadaşlarım iyi bir kadro kurduk.

- Sizin başkanlığa gelmeniz, futbol dünyasını sarsan ve her gün yeni bir boyut kazanan olayların yaşandığı bir döneme denk geldi. Bu durum sizin başkanlık politikanızı ne kadar etkiledi?

- Tam bir sürpriz oldu. Tabii ki bütün planlarım etkilendi.

- Siz bu seneki Türkiye liginden zevk aldınız mı?

- Aldım, çünkü eğer geçmişle ilgili söylentiler doğruysa, konu hâlâ yargıda biliyorsunuz, bu seneki lig, en temiz lig diye düşünüyorum.

PLAY-OFF'LAR YERSİZ VE LÜZUMSUZ

- Beşiktaş'ın eski kulüp başkanı Yıldırım Demirören artık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı. Seçimlerden önce onun başkanlığına karşı çıktınız, ama akabinde de desteklediniz.

- Sayın Demirören'in şahsıyla ilgili değildi reaksiyonumuz. O seçimde oy kullanmadık, çünkü bizim için sorun üstündeki formaydı. Ama seçildi ve Futbol Federasyonu Başkanı olarak onu desteklemek kaçınılmaz oldu.

- Galatasaray, play-off'lar öncesinde, dokuz puan farkla ligi birinci olarak bitirdi. Takımınızın şampiyonluk için tekrar oynuyor olması hakkında ne düşünüyorsunuz?


- Play-off sisteminin çok geçerli bir yöntem olmadığı aşikar. Aksi halde, dünyadaki futbolun önde gelen ülkeleri uygulardı. Bu sebeple son derece yersiz ve lüzumsuz buluyorum. Hele bu seneki gibi ligi açık ara farkla önde bitirmiş, normalde şampiyonluk kutlamaları yapması gereken bir takımın, tekrar tekrar rakipleriyle karşılaşması, onlara yeni bir şans verilmesinden başka mana ifade etmemektedir. Bir de tabii, işin yayıncı kuruluşlar adına işleyen maddi boyutu var; ki muhtemelen en büyük etken de bu.

- Camianın içinde olmakla başkan olmak arasında ne gibi farklar var?

- Sorumluluk farkı var, ki bence en önemli boyut. Sonuçta milyonların yakından takip ettiği bir kulüp sizin sorumluluğunuzda.

- Pek çok kişi, sizin '20 milyon Galatasaraylı AKP'ye oy verdi' sözünüzü, Başbakan'dan korktuğunuz için söylediğinizi düşündü...


- Asla böyle bir şey söz konusu değil ve olamaz da. Neticede ben de insanım ve '20 milyon Galatasaraylının bir kısmı da AKP'ye oy verdi,' demek isterken, sürç-i lisan ettiğimi her fırsatta izah etmeye çalıştım, ama medya böyle polemikler yaratmayı sever. - Sizi ne kadar süre başkan olarak göreceğiz? - Muhtemelen kendime biçtiğim ana hedefleri yakaladığımda müsaade isteyeceğim. Yani planım süreye göre değil, göreve göre.



KARDEŞLERİMDEN BİRİ FENERLİ, BİRİ BEŞİKTAŞLI


- Anneniz Selanik tarafından, babanız ise Makedonya Manastır'dan geliyor. Sizin tabirinizle 'suyun öteki tarafı'ndan gelmenin size yansıması nasıl oldu?


- Sanırım vizyon farkı oldu.

- Ailenizde Galatasaraylı olmayan var mı?


- Var tabii. Mesela kardeşlerimden biri Beşiktaş, diğeri Fenerbahçe taraftarı. Ama çok sevdiğim yeğenlerimden biri bana olan sevgisinden dolayı Galatasaray'ı tuttu. Ancak maalesef kendisini bir kazada kaybettik. Oğlum gibi severdim onu.

- Galatasaray USA'in gecesinde geceye katılanların hemen hepsinin dilinde, ne kadar mütevazı olduğunuz vardı. İnsanlar sizinle rahatlıkla fotoğraf çektirebildi, hatta ayaküstü de olsa muhabbet edebildi. Bu mütevazılığın kaynağı nereden?

- Özgüven ve insanlara olan çok samimi bir sevgi ve saygıdan diyebiliriz. Ben hayatta herkesten ama herkesten bir şeyler öğrenilebileceğine inanan biriyim. Bu bir çocuk da olabilir, ayaküstü tanışıp beş dakika muhabbet ettiğiniz biri de. Bu yüzden insanlarla konuşmaktan ve onları dinlemekten çok zevk alıyorum.

- Sizin de uzun yıllar Belçika'da yaşamış olmanız, gurbetçi psikolojisini anlamanıza yardımcı oluyor mu?


- Her ne kadar uzun yıllar Belçika'da yaşamış olsam da, ben kendimi dünya vatandaşı olarak tanımlayabilirim. Zira ömrüm seyahat etmekle geçti. Bu bağlamda gurbetçi psikozunu kendi adıma yaşamadım, ama insanların ülkelerinden kilometrelerce uzakta yaşadıkları memleket özlemini tabii ki anlıyorum.

- Okul hayatınızdan ya da iş hayatınızdan hatta sahip olduğunuz ekonomik durumdan bahsederken hep 'şanslı olmak'tan bahsediyorsunuz. Çünkü siz Galatasaray Lisesi'ne girerken, bin kişi arasından 12. olarak giriyorsunuz ve sadece o yıl 50 öğrenci alınıyor. İş hayatınızda, Forbes dergisinin en zenginler listesine geçen yıl 51. sıradan girdiniz. Bütün bunlar gerçekten şansla mı oldu?


- Başarı, pek çok katmandan oluşan bir kavram. Şans, bu yolda önemli bir katman, ama şüphesiz sadece şans yeterli değil. Şansı iyi değerlendirip avantaja çevirmeyi becerebilmek için tecrübe ve enerji de gerekli diye düşünüyorum.

- İnanılmaz bir enerjiye sahipsiniz, insan sizi takip ederken bile zorlanıyor. Bu enerjinin kaynağını lütfen bize bir anlatın.

- Zamana sığmamak.

KADINLAR, ERKEKLERDEN ÇOK DAHA ZEKİ


- Kadınların, ayrıldıkları erkeklerin arkasından nasıl konuştuğu, o erkeklerin nasıl insanlar olduğunu gösteriyor. Eski eşinizin yorumlarına bakınca, insan 'Bu adam gerçekten iyi biri,' diyor...

- Bu, eski eşimin (Ahu Aysal) teveccühü ve olgunluğu. Ama herhalde hep kendim gibi oldum ve saygımı sonuna kadar gösterdim. Bunun yanında iyi empati kurabildiğim için bu güzel iltifatları aldığımı düşünüyorum.

- Kadınlar arasında 'Erkekler hastalıklar karşısında çok dayanıklı değildir. Öyle durumlarda genelde kaçarlar,' diye yaygın bir kanı var. Ama siz, eski eşinizin kanserle mücadelesinde bir saniye bile yanından ayrılmamışsınız.

- Aksi düşünülemezdi bile. O, artık benim en iyi dostum ve bugün de olsa, yine yanında olurum. Biz çok şeyi birlikte aştık, yılları devirdik. Ayrıca o da benim için aynı şeyi yapardı.

- Bu arada sizin kadın erkek ilişkileri konusunda çok ilginç saptamalarınız var. Mesela bir erkek 40 yaşından önce evlenmemeli diyorsunuz? Neden siz bu kadar erken evlendiniz öyleyse?

- Zaten erken evlendiğim için olmamalı diyorum (gülüyor).

- 'Tecrübe sahibi biri olarak öyle konuşuyorum,' diyorsunuz yani?


- Özellikle erkeklerin geç evlenmeleri durumunda, evliliklerin ayrılıkla neticelenme oranının büyük ölçüde azalacağını düşünüyorum. Kadınlar 25 yaşında evlenebilir, çünkü onlar erkeklerden çok daha zeki ve daha çabuk olgunlaşıyorlar, ama erkekler için bu yaş 30'ların sonu 40'ların başı diyebiliriz.

- Şiir okumayı çok severmişsiniz. Okumaktan hiç bıkmadığınız şiir ya da mısra nedir?

- Özdemir Asaf'ın 'Beni hiçbir şey değil bu telaş öldürecek' dizesi.

BAŞKAN'LA KISA KISA


- Sonsuz mutluluğun tarifi sizce nedir?
- Huzuru üretmek ve başkalarına da aktarmak.

- En büyük korkunuz?
- Elimde olmayan sebeplerden, çaresiz olduğumu hissetmek.

- Hangi tarihi figürü kendinize yakın buluyorsunuz?

- Mevlana.

- Hangi kelimeyi ya da deyimi çok fazla kullanırsınız?
- Üretmek.

- En büyük pişmanlığınız?
- Vizyonumu edebiyat yerine iş hayatında kullanmış olmak.

- Favori yazarınız?
- Knut Hamsun.

- Nasıl bir yeteneğiniz olsa mutlu olurdunuz?
- Bir müzik aletini çok iyi çalabilmek isterdim.

- Hayatınızın dönüm noktası?
- İlk evliliğim, ilk çocuğum.

- Hayatta en büyük aşkınız kim ya da ne?
- Hayatın kendisi.

- Hayatta sahip olduğunuz en büyük hazine?
- Geri kalan zamanım.

- Nasıl ölmek isterdiniz?
- Uykuda ve sıhhatli olarak.

- Hayat mottonuz nedir?
- Timeless mind, ageless body (sonsuz zihin, yaşlanmaz beden).

KIZLARIMIN HEM ARKADAŞI, HEM SEVGİLİSİYİM

- İki kızınız, üç torununuz var. Kızlarınızın gözünde nasıl bir baba figürüsünüz?

- Bunun en iyi cevabını, muhakkak ki onlardan alabilirsiniz, ama benim görüşüme göre, onlarla olan ilişkilerimde, her şartta ve durumda yoğunluğum ne olursa olsun, önce arkadaşları, sonra sevgilileri, sanırım en son da babalarıyım. Son derece demokrat, sevecen, paylaşımcı, onlara daima geriden ışık tutmayı tercih eden, asla yaptırımlar uygulamayan bir baba olarak kurguladım kendimi.

HER FIRSATTA TORUNLARIMLA OLURUM

- Torunlar için 'paranın faizi gibi' derler ve sevgilerinin çok farklı olduğu söylenir. Sizin nasıl bir iletişiminiz var torunlarınızla?

- Her fırsatta, özellikle onların tatillerine rastlayan dönemlerde birlikte vakit geçiririz. Her ne kadar sürekli meşgul bir hayatım olsa da, tüm gelişimlerinden ve yaşadıklarından haberdarımdır.



DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar