USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

Türkiye'yi dünyaya çayla anlatan yazar Katherine Branning: Hayattan keyif almasını biliyorsunuz

(USASABAH)

Dilek Sancılı / NEW YORK

Fotoğraf: Fatih Ergun

Geçtiğimiz haftalarda Amerikalı bir kadın yazarın Türk çayını anlattığı görüntü sosyal paylaşım sitelerinde en çok konuşulan video oldu. Katharine Branning isimli Amerikalı yazarın bir panel sırasında yaptığı konuşmada çekilen bu kısa videoda Türk çayı üzerinden nefis bir Türk ve Türkiye profili ortaya koyuluyor.


Adeta paylaşma rekoru kıran videoyu izleyenlerin yaptıkları yorumlardaki ortak konu ise Katharine Branning'in bizi bizden bile nasıl daha iyi tanıdığıydı.

New York'ta French Institute Alliance Francaise'de Başkan yardımcısı olarak görev yapan Katharine Branning aynı zamanda enstitü içindeki kütüphanenin de direktörlüğünü yapıyor. Türkiye'den binlerce kilometre uzakta çok sevdiği kütüphanesinde bizi Türk usulü ağırlayan Branning (kapıda karşılayıp, giderken binanın dışına kadar geçirdi) ile merak edilen videosunu, 30 yıllık Türkiye macerasını ve de bizler hakkında yazdığı Bir Çay Daha Lütfen isimli kitabını konuştuk.

***


Sosyal medyada Türk çayını ama aslında Türkiye'yi anlattığınız kısa video geçtiğimiz haftadan beri en çok paylaşılan video oldu. Siz de şu anda internette hakkında yorum yapılan isimlerin başındasınız.

Böyle bir videonun varlığından aslında haberim bile yoktu. Geçen hafta tanıdıklarım arayıp haber verdiler. Ben de ondan sonra izledim. Açıkcası videoyu kim hazırladı bilmiyorum ama bence çok güzel olmuş. Yaptığım konuşmayla birlikte Türkiye'de çay içen insanlardan da örnekler koymuşlar. Bunlar arasında özellikle yaşlı kadın ile tombiş çocuğun tepsiyle çay servis ettiği kısıma bayıldım. Çok kısa bir konuşmayı çok güzel ifade etmişler. Bu arada tabii ki bu durum sosyal medyanın gücünü bize bir kez daha fark ettirdi.

"ÖĞRENCİYKEN GÖK MEDRESE'YE AŞIK OLDUM"

Türkiye sevdanız nasıl başladı?


Türkiye'deki bir yapıya aşık olmamla Türkiye maceram da başlamış oldu. Amerikalı genç bir öğrenci olarak Fransa'da İslam Sanat'ı okuyordum. Memleket özlemimin beni sardığı ve biraz da kendimi yalnız hissettiğim bir dönemde ders aldığım amfide otururken bir anda duvara yansıyan slaytlardan biri beni benden aldı. Bu slayt Sivas'ta bulunan Gök Medrese'ye aitti. Hayatım boyunca hiç bir örneğini görmediğim bu yapı inanılmaz ilgimi çekti. Dersten çıktığımda aklımda sadece ülke ismi olarak Turkey vardı, bu duygularla kütüphanenin yolunu tuttum. Selçuklulara ait olduğunu öğrendiğim 13. Yüzyılda yapılan bu yapıyı, Gök Medrese'yi, görmeyi ve bu kültürü tanımayı çok istedim. Altı ay sonra da Sivas'a gitmek üzere Paris'ten yola çıktım.

1978 yılına denk gelen bu ilk yolculuğunuz aklınızda nasıl bir Türkiye izlenimi bıraktı?

Yolculukla ilgili hatırladığım en ilginç ayrıntı Gök Medrese'nin etrafındaki otlayan ineklerdi. Çünkü etrafında hiçbir şey olmayan tarihi yapının fotoğrafını çekmekte çok zorlanmıştım. Türkiye o dönemlerde çok farklı bir yerdi. Kaldığım otel bile çok otel gibi değildi.

"ANNEM GECE YARISI EKSPRESİ'NDEN ETKİLENMİŞTİ"

Peki özellikle o tarihte genç bir kız olarak hakkında hiç bir şey bilmediğiniz bir ülkeye yolculuk yapmaktan hiç korkmadınız mı?

Biliyorsunuz insan gençken korku nedir pek bilmiyor. Bir de zaten ülkemden uzakta bambaşka bir kültürde yaşıyordum. Oradan başka bir ülkeye yolculuk yapmak beni korkutmadı. Tabii ki kafasında Gece Yarısı Ekspresi imajı olan anneye Türkiye'ye gittiğimi söylemedim. Düzenli olarak her yıl buraya gelmeye başladıktan sonra annemin haberi oldu ve oldukça endişelendi. Hakkında pek de iyi şeyler duymadığı bu ülkeye neden gitmek istediğimi sordu. O zaman ona Türk halılarını anlatan bir kitap hediye ettim. Ve de sadece okumasını istedim çünkü o zaman gazetelerde okuduğu ülke ile benim gördüğüm ülke arasındakı farkı anlayabilecekti.

Türkiye'ye geldiğiniz ilk günden bu yana yani 30 yıldan fazla olan bu sürede Türkiye'de neler değişti?

İlk geldiğim zamanlar biraz karanlık dönemlerdi. Belki de zaman olarak her şeyin yeni başladığı genç bir cumhuriyetti. Ayrıca geçmişinizde hep kapalı kapılar ardında kalan koca bir imparatorluk vardı. Belki de o yüzden Türkiye dünyayla çok iç içe değildi. İnsanların kola demesi bile farklıydı. Turizm açısından doğru düzgün kalacak otel bile yoktu. Daha sonraki dönemlerde her şey değişti siz dışarıya açıldınız. Politik olarak askerin geri planda kalması gerektiği görüldü, ekonomık ve sosyal olarak ne kadar büyük bir potansiyel olduğunuz anlaşıldı. Bunlarla birlikte siz dünyanın ürünleriyle, dünya da Türkiye ürünleriyle tanıştı. Özellikle gençler eğitimin karanlıktan kurtulmak için bir gereklilik olduğunu öğrendiler. Şu anda Amerika'daki en büyük 10. öğrenci topluluğunu Türkler oluşturuyor. Bu inanılmaz güzel bir şey. Buradan alacaklarını alıp ülkelerine yararlı oluyorlar. Tıpkı benim Fransa'da yaptığım gibi. Yani özetle politika ve ekonomi alanında ülkenizde çok şey değişti.

"AİLE BAĞLARINIZ VE BÜYÜKLERE DUYULAN SAYGI DEĞİŞMEDİ"

Peki ne hiç değişmedi?

Bazı şeyler var hiç değişmiyor, umarım da hiçbir zaman değişmez. Mesela değişmeyen aile bağları, büyüklere duyulan saygı. Aileye söylemeden hiçbir sey yapmıyorsunuz. Diyelim ki eve gece geldiniz. "İyi geceler" deyip odanıza gidemezsiniz. Kimilerine göre bu çok aşırı bir durum ama bence bu çok güzel. Mesela "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisindeki Mukaddes Yenge normalde hayatınızda hiç tutmayacağınız biri ama aileden diye kimse bir şey diyemiyor. Çünkü aile her şeyden önemli.

Bununla birlikte bana göre sizin iki farklı yanınız var. Mesela bazı şarkılar, filmler var ki tam bir karanlık ruhun ürünü. Çok depresif. Ama sizin bir de her şeye iyiden bakan kaderci bir tarafınız var. Bu da sizi keyifli bir millet yapıyor. Her şeyden önce ben Türk insanının hayattan aldığı zevke hayranım. Sizden başka hiç kimse pikniği halının üzerinde yapmıyor. Bunun dışında inanılmaz çok gülüyorsunuz. İşte bu hayata iyi yanından bakma ve hiç bitmeyen umudunuz size ne isterseniz yapabilme şansını veriyor. Ayrıca çok çalışkansınız. Özellikle kadınlarınız, evleri sanki askeri kamp gibi, çok düzenliler. Bence muhteşem insanlar.

30 yıldır süre gelen Türkiye maceranızda ne sizin bu kitabı yazmanıza neden oldu ve neden bu kadar beklediniz?

Bu kitap dostum, şair Muhsin İlyas Subaşı'nın hediyesi. Bana 'Türkiye ile ilgili bir kitap yazmalısın çünkü Batılı bir kadının gözünden Türkiye'nin nasıl göründüğü ilginç olabilir' dedi. Ben de kimse için bunun enteresan olmayacağını söyledim. Ama ne zaman kendisinin yanından ayrıldım dediklerini düşünmeye başladım. Dostumun söylediği bir nokta doğruydu. Sadece ara sıra buraya gelen biri değildim. Belki de haklıdır dedim ve yazmaya karar verdim.

Kitabınızı Osmanlı döneminde İngiliz elçisinin eşi olarak İstanbul'a gelen Lady Mary Montagu'ya mektuplar yazarak kurgulamak aklınıza nasıl geldi?

Kitabı yazmaya karar verdikten sonra o zamana kadar tuttuğum bir sürü detaylı notlarım vardı onları etrafa yaydım. Sonrasında aklıma 1700'lü yıllarda İngiliz Elçisinin eşi olarak İstanbul'a gelen ve buradan ailesine o dönemin Osmanlısını anlatan mektuplar yazan Lady Mary Montagu geldi. Daha sonra kitap haline gelen o mektuplar bugün bile ilgi çekiyor. Lady Montagu'nun mektuplarındaki en ilginç nokta ise o da tıpkı benim gibi asla yeni tanıdığı kültürleri eleştirmiyordu. Mesela Türk çayı hakkında konuşurken sadece şunu diyordu, ' Türk çayı kırmızıdır, İngiliz çayı gibi siyah ya da Çin çayı gibi yeşil değildir.' Ben de bu kitabı benden yüzyıllar önce bu ülkeye gelen Lady Mary'e gönderilecek mektuplar gibi kurgulamak istedim. Yani onun zamanından benim zamanıma kadar nelerin aynı kaldığını, nelerin değiştiğini sanki o yaşıyormuşcasına ona yazmak istedim. Çünkü onun beni anlayabileceğini düşündüm.

"CUMHURBAŞKANI DA, AYAĞINDA AYAKKABI OLMAYAN YAŞLI BİR KADIN DA ÇAY İKRAM ETTİ"

Neden Türk çayı sizin için bu kadar önemli?

Herkes bana "Türk kahvesi daha bilinen bir şey, neden Türk çayını kullandın" diyor. Onlara "demek ki yeteri kadar Türkiye'yi bilmiyorsunuz" diyorum. Çünkü çay sizin kültürünüzün en belirgin unsuru. Çaya demokratik içecek dememin de nedeni bu. Çay söz konusu olduğunda ne dinin, ne farklı politik görüşün ne okumanın, ne ekonomik seviyenin önemi var. Ayrıca çay, sembol olarak da misafirperverliği ve de diyaloğu sembol ediyor. Çünkü Türkiye'nin neresine giderseniz gidin herkes size bu çayı ikram etmek istiyor. Onu kabul ettiğinizde karşınızdaki kişiyle diyaloğu da kabul ediyorsunuz. İnanılmaz bir şey değil mi bu?

Sosyal medyada paylaşılan videonuz ile ilgili yapılan yorumların hemen hepsinde insanlar yabancı birinin bizi nasıl bu kadar iyi anlatabildiğine şaşırıyor. Herkesin merak ettiği bu soruyu ben de size soruyorum, nasıl?

Benim yazar olduğumu unutuyorsunuz. (Gülüyor) Türkiye'ye geldiğim ilk günden beri heralde binlerce bardak çay ikram edildi bana. Cumhurbaşkanı Gül ile tanıştığımda da bana ilk şey olarak çay ikram etmek istedi, Anadolu'da ayağında ayakkabısı bile olmayan yaşlı kadın da. Yani öyle bir içecek ki herkesi birbirine bağlıyor. Bir sabah uyandığımda kitabımın başlığı olarak Türk çayını yazmaya karar verdim.

Kitabınızda bizimle ilgili başka hangi konular var?

Herkesin artık bildiği misafirperverliğiniz. Şahane kahvaltı alışkanlığınız, tarihi yapılarınız, yabancılara karşı yardımseverliğiniz, köprüler ile nasıl farklı kültürleri bir araya getirdiğiniz, kadınlarınız, ve muhteşem isimleriniz ve bir de benim favori bölümüm TT.

TT'yi soracağım ama isimlerimiz niye sizin ilginizi çekiyor?

Evet isimleriniz. Mesela senin isminin bir anlamı var ve sen o ismin anlamıyla yaşıyorsun. Bir de bizim isimlerimize bakalım mesela Joe, anlamı yok, sadece isim. Buraya geldiğimde bana ismimin anlamını sordular ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü anlamı yok. Ama dostum Muhsin Subaşı benim ismimi de ses olarak çağrıştıracak bir isim olan Kadriye ismini verdi. Şimdi kendi ismimle birlikte bu ismimi de kullanıyorum.

"YAŞAYIŞINIZ ÇOK İNSANİ"

Gelelim kitaptaki sizin favori bölümünüz TT'ye nedir bu TT?

Mesela çok lüks bir otele gidiyorsunuz beş yıldızlı. Ama odada asılı tablolar asla düz değil. Merdiven basamaklar asla eşit değil. Mükemmeliyetçilikten üstelik bilerek uzak duruyorsunuz çünkü inanışınıza göre sadece Allah kusursuz yaratabilir. Tüm bu kusursuzluktan uzaklık benim için de çok insanca bir şey. Tıpkı hayat gibi çünkü hayat da mükemmel değil.

Kitabınızda Türkiye'nin geleceği ile ilgili beklentilerinizden bahsediyorsunuz ve Türkiye'yi bölgesinde lider olarak görmek istiyorsunuz.

Her zaman diyorum ben politika uzmanı değil sadece hikaye anlatıcıyım. Ama demokrasiye inanan biri olarak Türkiye'nin orta doğu için iyi bir örnek olacağına inanıyorum. Çünkü Atatürk'ün attığı güçlü temelle bu ülkede inanç ve demokrasi yan yana yaşayabiliyor. Diğer ülkeler de sizden bu konuda feyz alabilirler. Benim umudum Türkiye'nin bu konuda ileri gitmeden örnek olarak liderlik yapmasıdır. Belki kimse farkında değil ama bu bölgede barış ve huzur olmazsa dünyada barış olamaz. Ayrıca sizin doğuya ya da batıya da ait olmanız gerekmiyor. Türkiye kendi ayakları üzerinde de gayet güçlü bir ülke.

Kitabınızda Türkiye'de eleştirdiğiniz bir şey yok mu?

Tabii ki var. Özellikle kadınlarla ilgili konularda çok şey yapılması gerekiyor. Ama bu kitap benim kalbimden daha doğrusu kalp gözümden yazdığım çok samimi bir kitap onu da belirtmek isterim.







DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar