USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

Uluslararası bestseller Kayıp Gül'ün yazarı Serdar Özkan: Karşılıksız ve sonsuz sevgiyi arıyorum

(SABAH)

İbrahim Altay

Serdar Özkan'ın, Kayıp Gül romanının 'uluslararası bestseller' olması bundan iki yıl önce inandırıcı bulunmamıştı. Ancak o zaman Türkiye'de 60 bin olan satış rakamı bugün 310 bine ulaştı. Özkan da Kayıp Gül'ün ikinci kitabı Ölümsüz Kalp'i yayımladı.

Gazeteci Ezgi Başaran, 8 Kasım 2009 tarihinde, Hürriyet gazetesinde bir yazı yazdı. Yazı, pek bilinmeyen genç bir Türk yazarın uluslararası bestseller olarak sunulan kitabı hakkındaydı. Yazıya göre Başaran, kapaktaki iddialı tanıtımdan etkilenmiş ve kitabı almıştı. Aldıktan sonra da 'sıkı' bir araştırma yapmış ve yayıneviyle yazarın foyasını ortaya çıkarmıştı. Başaran'a göre bu kitap bir uluslararası bestseller değildi ve yazarın da pek bir uluslararası bilinirliği yoktu. Yazı, ciddi bir araştırmacı gazetecilik örneği sayıldı. Olay, Başaran'ın anlattığı şekilde akıllarda kaldı. Böyle bir durumda kitabın ve yazarın gözden düşmesi beklenir. Oysa öyle olmadı. Başaran o yazıyı yazdığında 60 binlerde olan satış rakamı, iki yıl içerisinde 310 bine yükseldi.

ROBERT KOLEJ MEZUNU

Kitabın yazarı Serdar Özkan'la görüştük. 1975 doğumlu. Robert Kolej mezunu. Daha sonra eğitimine ABD'de devam etmiş; Lehigh Üniversitesi'nde İşletme Yönetimi ve Psikoloji bölümlerini birlikte bitirmiş. Kayıp Gül'ü yazdığında 26 yaşındaymış. Başaran'ın yazısını sorduk. Yazı yayımlandığı sırada yurtdışında olduğunu söyledi. Ama Başaran'a yazısıyla ilgili bir mektup göndermiş. Başaran mektubu köşesinde yayımlamadığı gibi cevap da vermemiş. Bu mektupta Özkan özetle Başaran'ın araştırmasının eksik ve yanlı olduğunu savunuyor. Birkaç örnek vermek gerekirse şunları söylüyor. Yazısında Haber 7 yazarının yorumunu verip küçümseyen Başaran'a, Özkan soruyor: "Peki, Talat Sait Halman'ın ve İskender Pala'nın yorumlarından niye söz etmediniz?" Kitabın farklı ülkelerdeki yayımcılarının 'kenarda köşede kalmış yayınevleri' olduğunu yazan Başaran'a, Özkan; Random House, Bompiani, Hachette, Maeva Ediciones, Bertelsmann, Livanis, Mladinska, RAO, Bard, Gramedia gibi yayınevlerinin bulundukları ülkelerin en prestijli yayınevleri arasında bulunduğunu hatırlatıyor.

Kitabın Japon yayımcısı Village Books'la Washington'daki Village Books arasında bir bağlantı olabileceğini düşünen ve gerçek yayıncıyı bulamayan Başaran'a, Özkan, Japonya'daki Village Books'un web adresini gönderiyor. Özkan mektubunda Fransa'daki 'trade edition' rakamlarını 6 bin olarak verdiği halde, kitabın Rusya ve Ukrayna'da birkaç hafta içerisinde 32 bin basıldığından söz etmeyen Başaran'a sitem ediyor. Bir de Telegu dili konusu var. Telegu, çok dilli Hindistan'da konuşulan bir mahalli dil. Başaran, kitabın, adı bile bilinmeyen bu dile çevrilmesini başarı olarak görmek yerine, yayıncının çocuk kitapları basan, 'küçücük' bir yayınevi olduğunu anlatıyor.

Telegu dilinde yayım yapan 'kocaman' bir yayınevi var mıdır bilmiyoruz, ama Özkan'ın mektubundan anlıyoruz ki Paulo Coelho'nun Simyacı'sını Telegu dilinde basan da aynı yayınevidir.

Özkan ısrarlarımız üzerine mektubu bizimle paylaştı ama bu konudaki düşüncesini de şöyle açıkladı: "Herkes yazdığı yazının altına imzasını atıyor. Ben Kayıp Gül'ü yazdım ve onun altına imzamı attım. Gazeteci arkadaşımız altına imza attığı yazıyla bir haksızlık yapmışsa ben önemsemiyorum; bu haksızlığı kendisine yapmıştır."

EFES VE GÜL SEMBOLİZMİ

Kayıp Gül serisi devam ediyor. İlk kitaptan esinlenerek yazılan ve devam niteliği de olan Kayıp Gül 2: Ölümsüz Kalp geçtiğimiz günlerde Artemis Yayınları tarafından basıldı. İlk baskı 100 bin adet yapıldı.

- Kayıp Gül, 300 binin üzerinde sattı. Neydi sizce bunun sebebi?

- Bu benim değil, hikayenin başarısı. Hepimiz insanız ve bir kalbimiz var. Görünmeyen bir yönümüz var, bir iç dünyamız... Bu dünyada benlik de var ama sonsuz bir sevgi de. Kitap, benlik ve sevgi yani benlik ve ruh çatışmasını ele alıyor. O sevgi ile o benliği eritip, karşındakiyle bir olmayı. Özde aynı şeye sahip olduğunuzu anlamayı.

- İlk kitap Diana'nın, ikiz kardeşi Mary'yi arayış öyküsüydü. Güçlü bir Efes ve gül sembolizmi vardı. İkinci kitapta ne oluyor?

- Arayış sürüyor. Bu kez Diana küçük bir kız çocuğu. Kendi kalbinin içine giriyor ve oradaki odalarda ikizi Mary'yi arıyor. Artemis ve Meryem; kayıp gül sembolizmi devam ediyor.

- Neden, arayış?

- Çünkü hepimiz dünyaya geldiğimiz zaman sürekli bir arayıştayız. Kimimiz ne aradığını biliyor, kimimiz bilmiyor, kimimiz bildiği halde arayamıyor, kimimiz bilmediği halde arayabiliyor. Hayatın özü bu arayış.

- Bulmak için ne yapmalı?

- Vazgeçmemek gerek. Bir dağ düşünün. Üstüne, istediğiniz kadar su püskürtün, delmenize imkan yok. Ama bildiğimiz şu güzelim koylar, o dağın hiç vazgeçmeyen bir su tarafından delinmesiyle oluşur.

- Ama siz aramak derken daha soyut bir şeyden söz ediyorsunuz...

- Sevgiden yaratıldığımıza, içimizde sonsuz ve sınırsız bir sevgi olduğuna inanıyorum. Bunun üstünü benliğin karanlığıyla örtmüşüz. Eğer özümüzdeki o sonsuz ve sınırsız sevgiyi arıyorsak, bu tabii ki oldukça zor ama imkansız değil. Bulanların sayısı fazla olmuyor.

- Diyelim ki bulduk. Hikaye bitiyor mu? Her şeyin sonuna mı gelmiş oluyoruz?

- Bitmez; çünkü bulduğunuz şeyin bir sınırı yok. Hayat boyu sürecek bir süreç.

- O zaman bu da, bulmayı önemsiz hale getirmez mi?

- Getirmiyor. Çünkü sonsuz bir yolda yürüdükçe sürekli farklı manzaralar, yeni şeyler görüyorsunuz. Özünüzdeki varlık sıkıcı değil; Allah sıkıcı değildir. Her an yeni anlamlar ve özellikler çıkıyor ortaya.

- Dindar bir insan mısınız?

- Bir dış yüzüm var, bunu görüyorsunuz. Bir de iç yüzüm var. İçimde, benim ötemde bir varlık olduğuna inanıyorum ve onu tanımak, tanıyamasam da tanıma konusunda mesafe kat etmek için var olduğuma inanıyorum. Bunun da yolunun, sadece ve sadece karşılıksız sevgiden geçtiğine inanıyorum.

'BEN' DEĞİL, 'SEN' DEMELİ İKİ TÜR KISKANÇLIK VAR

- Karşılıksız sevgi mümkün mü?

- Yani ben sizi her açıdan sevebilirim. İyi bir gazetecisinizdir; onun için sevebilirim. Bana çok iyi davranırsınız, kibar olursunuz, müthiş bir ropörtaj yaparsınız; onun için sevebilirim. Ama bu sevgide her zaman benim bir çıkarım vardır. Halbuki karşılıksız ve o sonsuz sevgiye ulaşmak için; içimdeki benin yok olması, erimesi lazım. Bir menfaat beklemeksizin sevdiğinizde karşılıksız sevgi mümkün. Şöyle bakarsanız muhatabınıza; benliğin karanlığıyla örtülmüş olsa bile onun içinde de benimki gibi sonsuz ve sınırsız bir sevgi var. Ben onu iyi bir insan olmak için seviyorum. Kendi benimi onun beninin içinde eritmek istiyorum. Ben değil de sen dediğiniz zaman sevgi olur. Her şey zıddıyla yok olur çünkü.

- Genelde tam tersi söylenir. Ama siz 'Her şey zıddıyla yok olur,' dediniz.

- Evet! Her şey zıddıyla ortaya çıkar ve var olur. Ama aynı zamanda zıddını koyarak, mesela siyah boyayı içine beyaz boya katarak açabilirsiniz. Dolayısıyla beni eritmenin, zayıflatmanın yolu da karşılıksız sevgiden; içine sen katmaktan geçer. Yunus Emre'nin dediği gibi 'Yaratılanı, yaratandan ötürü sevmek' gerek. Çünkü yaratılmış olan, içinde o sonsuz ve sınırsız sevgiyi taşıyor. Bunu görüyor ve bu yolla o içimizdeki varlığa daha yakın olabileceğimize inanıyorum. Beni bu anlayışa götüren, Mevlana, Yunus Emre ve bizim sufiler diye tabir ettiğimiz insanlar oldu. Ben de kendimi onlar gibi hissediyorum.

- Sufi gibi mi hissediyorsunuz?

- Onların bastığı ayak izinde bir toz olabilmeye niyet ediyorum. Onlar gibi olunamaz. Olunur belki ama 'oldum' diyen olamaz.

İKİ TÜR KISKANÇLIK VAR

- İlişkiler neden sorunlu?

- Çünkü karşınızdakini beklentilerinizi yerine getirdiği için seviyor veya bir şekilde kendi hükmünüz altına almak, ona bir şekilde sahip olmak istiyorsunuz. Sahiplenme içgüdüsü sadece benlikten gelir ve mutlu bir ilişkide 'ben'e yer yoktur.

- Kıskançlığa yer var mı?

- Sevgisiz kıskançlık, sahip olma içgüdüsünden kaynaklanıyor. Ama sevgi de kıskançlığa yol açar. Sevgi birliktir. Birliğin bozulup, ikilik doğduğunu düşündüğünüzde rahatsız oluyorsunuz.

- 'Bir başkası' şüphesi mi?

- Evet, birliğinizi bölüyor. Kıskançlık, sevginin bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor.
DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar