USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR

Türk Piyanist Ayşe Taşpınar: Osmanlı kültürü Ermenilerle aramızda bir köprü

(USASABAH)

Suzan Batmankaya/ LOS ANGELES

Sanat bir yaşamdır. Gerçek sanatçılar kendilerini o yaşamın içine adarlar. Kendini sanatına adamış ender sanatçılarımızdan biri: " Ayşe Taşpınar "


Belki de sanatının inceliğinden belki de mütevazılığinden birçok alandaki başarılarını yeni duyuyoruz. Fakat Taşpınar'ın kariyeri başarılarla dolu.

Müzik eğitimine Ankara'da başlayan Taşpınar, daha sonra "Santa Cecilia (Roma) Konservatuvarı"nı birincilikle kazanarak, buradaki eğitimine Pieralberto Biondi'nin öğrencisi olarak devam etti. İlerleyen yıllarda Türkiye'ye dönen piyanist, calışmalarını Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde Ersin Onay ile sürdürdü. 2000 yılında Bilkent Üniversitesi'nden Bölüm ve Fakülte birincisi olarak mezun oldu.

Eğitimine İtalya'da devam eden sanatçı bir yıldan daha kısa bir sürede "Giuseppe Verdi (Milano) Konservatuvarı"nın Diploma di Pianoforte programını Vincenzo Balzani'nin öğrencisi olarak en yüksek dereceyle tamamladı. Aynı konservatuarın Post Diploma konsertislik bölümüne kabul edildikten sonra İtalya'daki kariyerini uluslararası yarışmalarda kazandığı çeşitli derecelerle pekiştirdi.

California Üniversitesi'nde doktora çalışmasını tamamlayan sanatçı, doktora tezinde de Osmanlı tarihini ve kültürünü inceleyerek sanatını kendi tarihiyle özdeştirmeyi başardı.

Halen Amerika da yaşayan Taşpınar ile sanatı, müziğe bakışı, Ermenilerle dostluk adına yaptığı Dünya basınında ses getiren konseri ve en son düzenlenen Van depremi yardım konseri hakkında konuştuk

***

Yakın zamanda Santa Monica'da bir konser verdiniz. Bu konserin amacını bize anlatır mısınız?


Van depremi hepimizi derinden sarstı. Biz de, buradaki insanlarla, oradaki acılara ortak olduğumuzu göstermek istedik. Amerikan Birliği ve LATAA ( Los Angeles Turkish American Association ) katkılarıyla 19 Kasım'da Santa Monica'da bir konser düzenlendi. Bizler buradayız belki ama kendi ülkemizin sorunlarından uzak kalamayız. Bu düşünceyle bir şeyler yapmak istiyordum bende sesimi en çok müziğimle duyurabilirim diye düşündüm.
Konserden sonra verilen davette katılımcılara Türk yemekleri ikram edildi.

Konser haberi bazı dış basın bültenlerinde de yer aldı. İlgi bir hayli yoğun oldu mu?

Evet, konseri zaten dış basın takip ediyordu. Birçok haber kanalına da röportaj verdim. Duyarlı, acıya dayanıklı ve yardımsever bir toplum olduğumuzdan bahsettim. Ortaya çıkan sonuç beni hiç yanıltmadı. Başta Los Angeles Başkonsolosumuz olmak üzere birçok önemli isim oradaydı bizlere destek verdi. Müziğimiz oradaki bir acıya bir araçtı sadece. Özellikle California bölgesinde yaşayan önemli bir kitle var. İşadamları, sanatçılar, öğrenciler, herkes ordaydı.

Yurtdışında Türkiye'ye bakış nasıl?

En çok önyargıyla karşılaştım. Buradaki bazı kişilerin yaşadığımız topluma halen kulaktan dolma yanlış bilgilerle bir önyargısı var. Modern ve özgür bir ülke olduğumuzdan habersizler. Bu tarafımızı daha çok vurgulamalıyız diye düşünüyorum. Bu kitlenin önyargılarını kırmaya çabaladım. Bunu da başardığıma inanıyorum . Osmanlı'dan gelen köklü bir tarihimiz var ve ben bu kültürü alarak yola koyuldum. Kendi tarihimize hâkimim.

Tezinizde Osmanlı tarihini kapsıyordu sanırım

Evet. Osmanlı Dönemi Tanzimat Dönemi eserlerini inceledim. Bir sanatçı kendi kökenine inmeli ve iyi araştırmalı. O kadar duyarlı, o kadar sanata düşkün , o kadar erdemli bir tarihten geliyoruz ki gurur duyuyorum ve bulunduğum her fırsatta müziğimle tarihimizi uluslar arası platformda duyurmaya çabalıyorum. Anadolu tarafımızın zenginliğinden habersiziz. Kökenlerimize sahip çıkmalıyız.

"ERMENİLER'DE TÜRKİYE'YE BÜYÜK BİR ÖNYARGI VAR"

Ermenilerle buzları eritmek adına önemli bir adım attınız ve ortak bir konser düzenlendi. Türk ve Ermeni halk müziğinde yer alan Sarı Gelin türküsüne de konserde yer verdiniz.

Aslında her şey tez konumla başladı. Hangi konuda tez yazmalıyım diye araştırma yaparken Hocamız İlhan Baran'ın tavsiyesiyle Osmanlı dönemi bestecileri ve eserleri üzerine bir tez yazmaya karar verdim. Hocamıza teslim edilmiş ve Ermeniler için önemli olan Ermeni Halk müziği eserleri de vardı. Ankaralı olduğum için, Ermeni nüfusunun fazla olmadığı bir yerde yaşıyordum ve bu konuya kesinlikle hakim değildim. Osmanlı Döneminde yazılmış eserleri incelemeye başladığımda Osmanlı'da yaşayan ermeni kökenli bestecilerimizi keşfetmeye başladım. İncelemeye başladıkça birçok kişiyle iletişime geçtim. İstanbul'da bir kilisede çok candan ve yardımsever bir rahiple tanıştım. Bana o dönemde yazılmış ortak eserlerimizden bahsetti. Her şey öyle bir anda gelişti ki inanılmaz. Los Angeles'tayım en çok Ermeni kökenli nüfusun yaşadığı bir yerdeyim. Burada Ermeni hocaları buldum elimizdeki ortak eserlerden bahsettim ve ortak bir konser teklifinde bulundum.

Size nasıl yaklaştılar ?

Akıllarında inanılmaz bir önyargı var. Çok temkinli ve mesafeli yaklaştılar. Başta algılayamadılar. Neden böyle bir projede olmak istediğimizi sordular. Fakat doğal yaklaştıkça, içten oldukça, amacımızın ortak kültür ve sanat olduğunu algıladıkça mesafeler ortadan kalktı. Karşılıklı çaylar içildi, sohbet edildi ve çalışmaya başlandı.

Bir de eserleri arama süreci var…


O dönemde yaşamış önemli bestecilerden "Gomidas'ın bazı eserlerini de Ermenistan'da bulabileceğimizi söylediler. Böylelikle ortak eserlerimizin tarihi araştırması başlamış oldu. Müzikologlarla halk melodilerini incelediğimizde, bazı ortak ezgi ve eserlerin farkına vardık. Özellikle Adana ve Bingöl tarafında o zamana ait ortak eserler var. Yaklaşan konser için hazırlıkta bu eserleri Ermeni düdüğü ve piyanoyla harmanladık. O konserde Halife Abdülmecit'in eserine de yer verdik. Bu eserlerin sahibi Gomidas tarihte delirerek ölüyor. Yanlış yansıtılan şey Türkler yüzünden öldüğüdür. Halbuki Türk yazar Halide Edip Adıvar Gomidas'a en büyük destek olan kişidir. Onu sürgünden kurtarmıştır bir nevi. Ama onların okuduğu tarihte bunlara yer verilmiyor ve korku doğuyor bize karşı.

Ortaya çıkartılan yanlış bir nefret mi var?

Ne yazık ki evet. Türkler hiçbir zaman Dünya'daki hiçbir ırka nefret duymadı. Osmanlı'dan bu yana herkesle barış içinde iç içe yaşayan bir toplumuz. Dünyanın sahibiyken bile çocuklarını nefretle değil cesaretle büyütmüşüz. Fakat bu araştırmalar süresince duydum ki çocukluktan bu yana dayatılan, yanlış tarih kitaplarıyla büyütülen Türklerden korkan nefret eden bir nesil yetiştirilmiş.

"TÜRKİYE'DE KLASİK MÜZİK TANZİMAT'LA BAŞLADI"

Biz de tarih konusunda çok başarılı değiliz...

Kendi adıma yanlış bilinen ve vurgulanması gereken bir konuya değinmek istiyorum izninizle. Klasik müzik Türkiye'de Atatürk Döneminde değil, Tanzimat Döneminde başlamıştır. Yani o kadar eski ve köklü bir müzik kültürüne köklerine sahibiz. Düşününki Hacı Arif Bey in oğlu Cemil Arif Bey sarayın müzisyenleri arasındaydı. O zamandan bu zamana kadar gelmiş koca bir tarihimiz var silip atamayız.

Son olarak müzik sizin için ne ifade ediyor?

Müzik çok sessiz ama en derin mesajdır. Evrenseldir. Klasik müzik dünyasında adımızı daha sesli duyuracağımıza inanıyorum.




DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar