USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
RÖPORTAJLAR

Obama'dan ödül alan ilk Türk bilim kadını Hatice Altuğ: Makalelerim beni daha çok mutlu ediyor

(USASABAH)

Dilek Sancılı / BOSTON

Genç yaşına rağmen çok sayıda ses getiren makale yazdı ve prestijli ödüller aldı. Son olarak ABD Başkanı Obama tarafından ödüllendirilen Türk bilim kadını Hatice Altuğ'la konuştuk.

ABD'deki Boston Üniversitesi'nde yaptığı çalışmalarla ve aldığı ödüllerle Türk kadınının adını altın harflerle yazdıran bir isim Hatice Altuğ (33). Genç yaşına rağmen bugüne kadar yaptığı teknolojik buluşlar ve akademik araştırmalarıyla onlarca kez bilim dergilerine kapak olan, bilim dünyasında büyük bir prestiji olan National Science Foundation'ın (Ulusal Bilim Vakfı) verdiği ödül de aralarında olmak üzere, pek çok ödüle sahip olan Altuğ geçtiğimiz hafta da Beyaz Saray'da ABD Başkanı Obama'nın elinden çok önemli bir ödül daha aldı. Altuğ, Presidential Early Career Awards for Scientist and Engineers (Bilim Adamları ve Mühendisler için Başkanlık Ödülü) ile geleceğin en önemli bilim adamları arasına girdi. Altuğ ile birlikte bu sene bir başka Türk bilim adamı daha, Aydoğan Özcan da bu ödüle layık bulundu.

Nanoteknoloji ile ilgili pek çok araştırmaya imza atan Altuğ'a ödül kazandıran çalışması, ileride çok ses getireceği tahmin edilen bir buluşun ilk aşaması. Stanford Üniversitesi'nde uygulamalı fizik okuyan Altuğ'un hedefi, insanların evlerinde bile vücutlarında herhangi bir virüs olup olmadığını test edebilecekleri, cep telefonu büyüklüğünde bir alet geliştirmek. Hatice Altuğ ile çalışmaları ve ödül hakkında konuştuk.
***
- Genç bir akademisyen olarak pek çok prestijli ödüle sahip almak nasıl bir duygu?

- Ödül almak tabii ki keyifli ama açıkcası yaptığım araştırmaların makale olarak çıkması beni daha çok mutlu ediyor. Makaleler pastanın keki, ödüller de o pastanın kreması. Krema pastayı güzelleştirir ama kek doyurur. Makaleler sayesinde, öğrencilerle birlikte büyümek işin keyifli yanı. Çünkü yaptığımız şey kitaplarda olan bir şey değil. Sen bir şey bulmaya çalışıyorsun. İşin heyecanı da riski de burada.

- Nedir o risk?


- Birçok şey deniyorsun ve bazen beklediğin gibi bir sonuç çıkmıyor. Üstünde aylarca uğraştığın alet bir de bakıyorsun ki çalışmıyor. Bu durumda hayal kırıklığına uğrayıp bırakabilirsin. İşin hayal kırıklığına çok açık olması durumu zor kılıyor.

- Bir araştırmaya başlarken yaratıcı olmak mı, hayal etmek mi daha önemli?

- Bazen geçmişten esinleniyorsun; örneğin 40 yıl önce denemiş bir aleti, nano boyutlarda yapınca enteresan şeyler ortaya çıkabiliyor. Ama öyle, 'Bugün yataktan kalktım, aklıma acayip bir şey geldi ya da Newton gibi kafama elma düştü, aklıma fikir geldi,' şeklinde değil. Bilim ve teknoloji öyle ilerlemiyor. Ben aynı zamanda işin teknoloji tarafındayım. Bir sorun var, onun üzerine gidiyorsun. Kimileri de önce alet üretip sonra sorun arıyor; benim aletim neyi çözer diye.

- Hangi aralıklarla makaleleriniz yayımlanıyor?

- Bazı projeler iki-üç yıl sürüyor. Ama bazı projeler de var ki, şansınız yaver giderse her şey çok çabuk ilerliyor ve altı ayda makaleyi yazabilecek hale gelebiliyorsun.

- Yayımlanan makalenin size getirisi nedir?

- Kariyerini bu makaleler üzerinde kuruyorsun. Bazıları binanın taşları oluyor, bazılarıyla da o taşların arasını dolduruyorsun. Bu makaleler bilimsel veya teknolojik olarak çığır açabilir. Mesela benim öyle şanslı olduğum makalelerim oldu. Bu da insanların sana yatırım yapması anlamına geliyor. Projeni anlatmak için akademik davetler alıyorsun. Yani bir sanatçı için CD çıkarmak neyse, makale yayımlatmak da bizim için aynı şey.



VÜCUTTAKİ VİRÜSLERİ TESPİT EDEN ÇİPLİ BİR ALET

- Sizi Obama'nın elinden ödül almaya kadar götüren çalışmanız ne hakkındaydı?

- İçinde çip olan bir alet düşünüyoruz. Bu alet, vücuttaki virüsleri yakalıyor. Çalışmamızın şu anki aşaması bu, ama ilerleyen aşamada bu çalışmayı geliştirerek cep telefonu büyüklüğünde bir alet geliştirmek istiyoruz. Bu alet sayesinde, vücuttan kan veya tükürük gibi biyolojik örnekler alarak evde insanlar kendi kendilerine test yapabilecekler.

- Sonrasında ne olmasını bekliyorsunuz?

- Aletin nasıl bir şeye dönüştüğüne bağlı. Sen aleti küçük ve ucuz yapabilirsen, insanlar belki eczaneden alıp, evde ateşlerini ölçer gibi kullanabilir. Eğer o aşamaya geçemezsek, doktorların ofisinde olabilir. Bir de ABD'nin en korktuğu şey dışarıdan gelebilecek virüsler. O yüzden böyle bir alet, havaalanlarında ya da başka bir ülkede görev yapan askerler için de kullanılabilir. Şu ana kadar yaptığımız araştırmaların sonucunda National Institute of Health (Amerikan Sağlık Ensitütüsü) bize bu çalışmamızı geliştirmemiz için 5 milyon dolar verdi. İlk iki yıl üniversite seviyesinde çalışma olacak. Sonra araştırma geliştirme kısmına geçilecek; son olarak da şirket nasıl bir alet olması gerektiğine karar verecek.

TEK BİR KONUYA KONSANTRE OLAMIYORUM

- Bilimle uğraşmaya nasıl karar verdiniz?

- Analitik olarak güçlüydüm, hızlı kavrıyordum. Mesela yer çekimi kuvvetine çok kafa yorduğumu hatırlıyorum. Sürekli balkondan aşağıya bakardım. Şimdi düşününce, 'İyi ki atmadım kendimi,' diyorum. Mekanik şeyleri seviyordum. Radyoların içini açıp hiç anlamasam da kablolarına bakıyordum. Bazen elektrik çarptığı da oluyordu. Hiçbir zaman okulu bitirip çalışma hayatına atılacağım diye düşünmedim. Daha okulun ilk yılında akademik anlamda planımı yapmıştım.

- Amerika planı o zamandan var mıydı?

- Amerika olarak değil ama yurtdışında eğitimime devam edeceğimi biliyordum. Yaz okullarında hocalarımla araştırmalara kaldım. Onlar bana bu konuda örnek oldu. O yüzden yurtdışında eğitimimi tamamlamak için çok hazırdım. Doktoramı uygulamalı fizik alanında yaptım.

- Siz biraz hızlı mı ilerlediniz?

- Yaşıma göre hızlı ilerledim. Pek çok arkadaşım kariyerlerine yeni başlıyor. Bir beş yıl öndeyim diyebiliriz. Bunun için de önemli işler yapmak ve de ödüller almak gerekiyordu.

- Sizin diğer akademisyenlere göre bir farkınız var. Araştırma yapanlar tek bir şeye odaklanırken, sizin araştırmalarınızda birden çok alan var.

- Ben bir tek şeye konsantre olamıyorum, çok çabuk sıkılıyorum. Şaşırıyorum, insanlar nasıl oluyor da tek bir konuya yıllarca konsantre olabiliyor diye. Mesela ben doktora konumu da değiştirdim, daha heyecan duyabileceğim bir şeye geçiş yapmak istedim.


LABORATUAR BİR NEVİ ŞİRKET

-Bu işin en üst noktası nedir?

- Öyle bir şey yok. Laboratuarınız bir nevi şirketiniz. Öğrencilerinizi kendiniz belirleyip alıyorsunuz, parayı kendiniz getiriyorsunuz. Şirket yönetmekten pek farkı yok. Laboratuar verilmesi çok önemli ama o laboratuarı size neredeyse dört duvar olarak veriyorlar. Sadece biraz para veriyorlar, çok önemli gereçleri almanız için. Bu süreçte pek çok kişi eleniyor. Ancak yola devam edebilecek enerji ve gücü olanlar kalıyor.

- Doktora öğrencileriyle yaptığınız araştırmaların yanı sıra lisans öğrencilerine de ders veriyor musunuz?

- Lisans öğrencileri için Nanoteknolojiye Giriş isimli deneysel yeni bir dersim var. O ders Boston Üniversitesi'nde kabul gördü ve bu dersi veriyorum.

- Bu kadar çok çalışıyor, birçok işi bir arada yapıyorsunuz. İyi para kazanıyor musunuz bari?

- Bu kadar zamanı ve enerjiyi profesyonel alanda harcasaydım çok para kazanabilirdim. Akademik olarak da fena değil ama açıkcası para harcayacak çok da vakit yok.

- Evde nasıl bir etki yaratıyor?

- Ailem seviniyor, bazen onlara ödülü anlatmak zor oluyor. Türkiye'de haberlerim çıkınca da seviniyorlar.

Macera dolu ödül yolu!


"Obama'dan alacağım ödülden birkaç gün önce İspanya'ya konferansa gittim. Plana göre çarşamba günü ABD'ye dönecek ve cuma günü de ödülümü alacaktım. Ama konferansın bittiği gün, içinde pasaportum ve yeşil kartım olan çantam çalındı. Hemen Türk konsolosluğunu aradım ama bana yapacak bir şey olmadığını, işlemler için Türkiye'ye gitmem gerektiğini söylediler. Ancak yine de pasaportumun ve yeşil kartımın fotokopisiyle havaalanına gittim. Görevlilere diyorum ki, "Pasaportumu ve yeşil kartımı çaldırdım ama benim mutlaka ABD'ye gitmem lazım, çünkü ABD Başkanı beni bekliyor". Yani tamamen deli bir kadın profili! Tabii ki beni almadılar ve ben arkadaşlarımdan para alıp otele döndüm. Bu arada işin daha da kötü tarafı, ertesi gün İspanya'da resmi tatil ve her yer kapalı. Perşembe sabahı konsolosluğa gittim. Havaalanındaki görevliler, acil durum pasaportu diye bir şeyden bahsetmişlerdi çünkü. Onlar da bu uygulamayı iki gün önce başlattıklarını söyleyip pasaportumu hazırladılar. Perşembe günü öğle vakti tekrar havaalanına gittim ama Barselona'dan ABD'ye giden bütün uçaklar kalkmıştı! Hemen Frankfurt'a giden uçağa bindim, bir gece orada kalıp, sabah ilk uçağa atlayıp ABD'ye geldim. Havaalanından taksiye bindim, üstümü değiştirdim ve saat üç buçukta Beyaz Saray'daydım. "



DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar