USA SABAH 24 Kasım 2017 Cuma
RÖPORTAJLAR

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu: "Rumlar AB'yi, İsrail de ABD’yi arkasına alıyor"

(USASABAH)

Nur Özkan Erbay / NEW YORK

Fotoğraflar: Eren Abdullahoğlu

BM Genel Kurul toplantıları nedeniyle geçtiğimiz haftalarda New York'ta bir dizi temaslarda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile KKTC New York Temsilciliği'nde görüştük.


Eroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile New York'ta imzaladıkları Kıta Sahanlığı Anlaşmasının perde arkası, Rum Kesimi ile Ekim ayı sonunda Birleşmiş Milletler'de başlayacak müzakereler öncesi son durum, İsrail'in Rum Kesimi ile yakınlaşması, Rum'ların gelecek sene Avrupa Birliği dönem başkanlığı ve AB ile ilişkiler üzerine sorularımızı yanıtladı.
***
HRISTOFYAS ŞOVUNA KARŞILIĞI GÖRDÜ

Türkiye ile imzalanan Kıta Sahanlığı Anlaşmasının perde arkasını anlatabilir misiniz bizlere?

Kıbrıs Rum tarafı ve BM Genel Sekreteri'nin de katılacağı Ekim sonunda New York'ta bir üçlü zirve yapılacağı da dikkate alınarak Kıbrıs Rum kesiminden doğal gaz arama çalışmalarını ertelemelerini istemiştik. Rum Kesimi Lideri Dimitris Hristofyas'a "eğer ertelemezseniz bizim de atacağımız adımlar olacaktır" demiştim. "Siz beni tehdit mi ediyorsunuz" gibi bir şov yapmıştı. Müzakereler devam etti. Bizim adım atacağımıza inanmadı. Biz hemen Türkiye hariciyesi ile temasa geçtik. Ondan sonra da New York'ta Sayın Başbakan ile Kıta Sahanlığı konusunda bir anlaşma yaptık. Bu çok önemli bir anlaşma. Bundan sonra hükümetimizin alacağı kararlar bu anlaşmaya göre alınacaktır. Sayın Başbakan'la yaptığımız anlaşmanın meclisimizden geçmesi lazım. Anlaşma metnini Meclis'teki siyasi partilere de gönderilmiştir. Bakanlık Kurulumuz TPAO'nun da KKTC'de çalışmalarına başlama iznini de vermiştir.
Kıbrıs'ın genelinde Türk tarafı olarak bizim de haklarımız vardır. Dolayısıyla gelişen durumlara göre verebileceğimiz bu izine Güney tarafı da uyacaktır.

Peki bu sondaj çalışmalarında önümüzdeki dönemde uluslararası firmalara da izinler verilecek mi?

Bunu şu anda sadece Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı ile düşündük. İleride başka adımlar atılması gerekirse Türkiye ile birlikte değerlendireceğiz.

RUMLAR ANLAŞMAMA ÜZERİNE AB'YE GİRDİ

Uluslararası camianın tepkileri, değerlendirmeleri nedir anlaşmaya yönelik?


Sayın Hristofyas'ın dışında herhangi bir ülkeden bize bir tepki gelmiş değildir. İsrail'den dahi herhangi bir tepki gelmedi, dahi diyorum çünkü Rumlarla işbirlikleri, araştırma işlerinde onların da ortaklıkları vardır. Buna rağmen sadece Hristofyas'ın bir tepkisi olmuştur. Çıkacak doğalgazın satışından elde edilecek payı Türklerle paylaşacağız gibi bir açıklama da yapmıştır. Tabi ki buna inanmak mümkün değildir. Öyle bir düşüncesi olsa anlaşmayı bekler veya hiç olmazsa New York zirvesinin sonuçlarını bekler ve ona göre hareket ederdi. Bunun için bizimle anlaşma ve paylaşma niyeti olsa zaten Kıbrıs sorunu çözülecek.

Biliyorsunuz Rumlar AB üyesi oldular. 1960 Anayasa'sına göre kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki eşit ortağı vardır, Türkler ve Rumlar. Ortaklardan biri bu hükümetten ve bu Cumhuriyetten dışlanmıştır ama o cumhuriyet maalesef Rumların cumhuriyeti şeklinde BM üyesi olmaya devam ediyor. Üstelik bir de AB üyeliği görüşmelerinin devam ettiği bir zamanda, görüşmelerde anlaşmaya yardımcı olur varsayımı ile Rumları AB'ye aldılar ama Rumlar AB'ye girdikten sonra anlaşmamak için her şeyi yaptılar. Kendilerini koruma altında hissetmeye başladılar. Dolayısıyla bizimle herhangi bir şeyi paylaşmak istemezken müzakere eder gibi göründüler. Hiçbir anlaşmaya imza koymadılar ve bundan da gurur duyduklarını ifade ettiler.

Bu durum biraz İsrail'in yıllardır Filistin devletinin tanınmamasına yönelik ret politikalarını, Orta Doğu Barış sürecindeki politikalarını hatırlatıyor.

Tabi bizim durumumuz 1974 öncesi öyleydi. Yani Rumların baskısı altında hem ekonomik olarak çökmüş hem de can güvenliğinden yoksun bir yaşantımız vardı. 1974 Mutlu Barış Harekâtından sonra ortaya çıkan bir coğrafya var. Halkımızı kuzeyde toplayarak ayrı bir devlet kurduk. Dolayısıyla topraklarımız işgal altında değil, Rumların baskısı altında değil. Ama Filistin hala İsrail'in baskısı altında maalesef ve her an can güvenliklerinin tehlikede olduğunu hissederek yaşıyorlar.

RUMLAR AB'Yİ, İSRAİL ABD'Yİ ARKASINA ALIYOR

Yöntem olarak da İsrail'in "uzlaşmama" zemini üzerine kurduğu bir durum Rumlar için de söz konusu.

Rum'lar arkasına AB'yi alırken, İsrail de ABD'yi almaktadır. Geçtiğimiz gün Başkan Obama BM Güvenlik Konseyi'nde Filistin'in müracaatını veto edeceklerini söyleyebilmiştir. Hâlbuki insanlar özgürlükleri için ve bu özgürlüğü bir devletle taçlandırmak amacıyla mücadele ederler. Filistin devleti İsrail'den daha önce kurulmuş bir devlet. Filistin halkının da ayrı bir devlet çatısı altında yaşamaya hakkı vardır, İsrail'de kendi topraklarına çekilsin ve barış içerisinde yaşasın. Bizim de istediğimiz budur. Biz de güneyle bir anlaşma yapmadık ama kapılarımızı açtık. İki taraf da birbirinin topraklarına giriş yapıyor. İki halk birbiri ile temas halindedir ama her halk akşam olduğunda kendi toprağına çekilir. Bu iki halkın yan yana barış içinde yaşayabileceğini gösterir. 2003 yılında ben Başbakan iken hudut kapılarının açılması kararını almıştım. Dünya şunu görmüştür; iki halk yan yana barış içinde yaşayabiliyor. Dolayısıyla dünyanın artık iki halkın barış içinde yaşayacağı bir formülü ortaya koyması gerekirken Rumların tavrı sonucunda Kıbrıs Cumhuriyeti devam edecek, Türkler de bunun içinde emileceğiz düşüncesi ortalarda dolaşıyor. Hâlbuki bizim aradığımız yeni bir otaklık. Burada da bir tezat vardır.

AKDENİZ DEĞİŞİYOR, İSRAİL'İN RUMLARI TERCİH ETMESİ MENFAATİNE DEĞİL

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan ile stratejik olarak yakınlaşması son günlerde dikkat çekiyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs ile yakınlaşma içerisine girmesi Türkiye ile aralarının bozulması ile gerçekleştirilmiş bir harekettir. Daha önceleri Rumlarla ve Yunanlılarla bu kadar sıkı ilişkileri yoktu. Dolayısıyla Türkiye'ye karşı güneyi tercih etmesi, Yunanistan'ı tercih etmesi aslında İsrail'in menfaatine değil çünkü artık Akdeniz'de her şey değişmiştir. Yeni demokratikleşme hareketleri başlamıştır ve devam ediyor. Türkiye Orta Doğu ve Akdeniz'in en güçlü ülkesi pozisyonuna gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye'nin dostluğuna karşı güneyin dostluğunu tercih etmesi İsrail'in kendi menfaatine değil. Ama bir özür dilemeyi bile kabul etmediklerine göre demek ki daha alacakları çok dersler vardır.

ALMANYA GİBİ ÜLKELER KÜÇÜK ÜLKELERİN ARKASINA SAKLANIYOR

AB ile ilişkilere dönersek… AB süreci şu anda nasıl gelişmekte? Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın başkanlığı döneminde ilişkileri askıya alacak. Nasıl bir süreç beklemeliyiz?


Esasında Türkiye'nin AB'ye müracaatı ve Kıbrıs'taki olayların bağlantısız olması gerekir. Çünkü Yunanistan AB'ye alınırken de Kıbrıs sorunu vardı, Kıbrıs sorunun bizzat yaratan Rumlar da AB'ye girerken Kıbrıs sorunu çözümlenmemiştir. Şimdi Kıbrıs sorununu çöz ve gel denmesi bana göre son derece yanlıştır ve art niyetlidir. Rum tarafı AB'ye biliyorsunuz 10 ülkenin adaylığı ile birlikte alınmıştır. Ayrı ayrı onaylansaydı Rum tarafını AB'ye almazlardı diye düşünüyorum. Maalesef Yunanistan'ın ve Almanya'nın baskısı ve onların etkilediği ülkeler ile bu oyuna başvurulmuştur ve başarılı da olmuşlardır.
Dolayısıyla Türkiye'nin zannedersem AB'ye bakış açısı değişmektedir. Koca bir ülkeyi sen yıllardan beri kapında bekletiyorsun. Ne içeri ne dışarı. Herhalde bunun da bir sınırı olmalı. Biz ise zaten bir anlaşma olmadan zaten AB'ye giremeyeceğimizi biliyoruz. Rum'larda bunu bildiği için AB menfaatlerinden faydalanmayı istediğimiz için bizi müzakere masasında tutmaya devam edecek, böyle bir stratejileri var, biz de bunu biliyoruz.



AB'Lİ YETKİLİLER DE RUMLAR'DAN BIKTI

Peki AB'nin Kıbrıs meselesinin çözümünde olumlu yönde bir tavır değişikliğine gidebileceği yönünde işaretler var mı?

Artık AB yetkilileri de Rum'un bu tavrından sıkıldıklarını bizlere hissettirmekteler. Özellikle AB dönem başkanlığını önümüzdeki yılın ikinci yarısından itibaren Rum Kesiminin alacak olmasının AB'deki bazı yetkilileri rahatsız ettiğini de ilk ağızdan dinlemiş bulunuyoruz. Ama maalesef yine de dönem başkanlığını yapacaklar. Dönem başkanı olmalarından itibaren müzakerelerin de devam etmesinin bir anlamı kalmaz. Türkiye AB ile Rum'ların dönem başkanı olacağı 6 aylık dönem içerisinde ilişkilerini donduracağını zaten söylemiştir. Dolayısıyla bir 6 aylık donmuş süresi olacaktır ve tabi müzakereleri de menfi olarak etkileyecektir. Onun için dedik ki yılsonuna kadar çözüm, eğer niyet varsa yapılır, gelecek yılın ilk aylarında da referandumu yapar bu işi bitiririz dedik ama Rum'lar da böyle bir niyet göremiyoruz.

Rum Kesimi'ne yönelik Kıta Sahanlığı Anlaşması çerçevesi dışında önümüzdeki dönemde öngörülen başka anlaşmalar, yaptırımlar olabilir mi?

Türkiye Sayın Başbakan'ın ağzından dünyaya bir mesaj verdi. Rumlarla bu konuda işbirliği içinde olan şirketlere Türkiye'de şans verilmeyecek. Biliyorsunuz Türkiye'de iş yapan birçok şirket var bu mesaj da bana göre önemli bir mesajdır.

Dünya başta ABD ve Avrupa ülkelerinin içinde bulunduğu ekonomik kötü gidişat ile yüz yüze… Bu anlamda KKTC'nin ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir?

KKTC aslında küçük bir ülke 250-300 bin nüfusu ile. Her yıl Anavatan Türkiye'den belli bir rakam bizim bütçemize konmaktadır. Bir de kendi faaliyetlerimiz, özellikle hizmet sektörünün ön plana çıkararak yapmış olduğumuz uğraş ve yatırımlarda da KKTC ekonomisinde bir canlılık oluyor ama zaman zaman bütçe açıkları ve dünyadaki gelişmeler bu küçük ekonomiyi sarsmakta ve ekonomik sıkıntılar içerisine girebilmekteyiz. KKTC ekonomisinde de bir durgunluk dönemi vardır. Bu dönemde herhalde kısa bir sürede geride kalır diye düşünüyorum. Bunun için bazı tedbirler almak lazım. Tabi ki her alacağınız tedbir de tepki uyandırır. Özellikle bizde sendikacıların tepkisi büyük olur. Bunları da dikkate alarak bazı kararları diyalog içerisinde vatandaşa da hazmettirerek almakta fayda var diye düşünüyorum.

BİZİM BM'DE TANINMAMIZI DA ABD ENGELLEDİ

KKTC'nin BM nezdinde tanınmaya yönelik bir başvuruda bulunma çabası olabilir mi örneğin yakın gelecekte?


BM'de böyle bir başvuru olmadı. 15 Kasım 1983'de Cumhuriyeti ilan ettiğimiz zaman BM Güvenlik Konseyi hemen toplanarak 541 sayılı KKTC'nin tanınmaması yönünde bir karar almıştır. Herhalde öfkelerini alamadılar bir müddet sonra 550 sayılı bir karar daha aldılar ve burada da tanınmamızı engellediler. Halbuki ilk kurulduğumuzda BM'de Bangladeş ve Pakistan bizi tanımaya meyletmişti.

Maalesef bize gelen bilgiye göre daha ziyade ABD'nin etkisi ile devlet olarak tanınmamızdan vazgeçilmiştir. Hatta o zamanın Bangladeş Dışişleri Bakanı görevden aldırılmıştır. Dolayısıyla ondan sonra bizim tanınma yönünde herhangi bir müracaatımız olmadı. Müzakereler başladı, devam ederken tanınmanın doğru olmayacağı düşüncesiyle Türkiye'de biz de bir karar verdik ama şimdi bu görüşmeler yıllardan beri devam ediyor. Müzakerelerin artık bir sonu olması gerekir derken de Ekim sonu yine New York'ta BM Genel Sekreteri'nin başkanlığında yine bir araya geleceğiz. Eğer bir anlaşma olmazsa Genel Sekreter'in bir tavır ortaya koyması lazım. Birçok genel sekreter geldi geçti ama Kıbrıs sorunu devam ediyor. Müzakereler devam ediyor. Artık Genel Sekreterin BM Güvenlik Konseyi'ne bu misyonla, görevi süresinde müzakerelerin müspet sonuçlanıp sonuçlanmayacağı yönünde bir karar bildirmesi gerekir diye düşünüyorum.

Sürecin sonunda KKTC'nin başvurusu olur mu?

O zemine ve şatlara bağlı ama müzakereleri devam ettirirken böyle bir düşünce içerisine girmemiz doğru olmaz. Ama tabiki eğer bu müzakereler başarısızlıkla sonuçlanırsa elbette halkımızla birlikte birşeyler düşünmemiz gerekecek. Alternatifsiz olmadığımızı hissetttirmemiz gerekecektir. Çünkü 1963 olaylarından bugüne kadar ilk görüşme Denktaş-Kleridis arasında başladı. Federal bir Cumhuriyet kurulmasında anlaştılar ama Makaryos reddetti. Daha sonra 1977-79 Doruk anlaşmaları, Javier Pérez de Cuéllar (Eski BM Genel Sekreteri) anlaşmaları ve en son Annan planı. Her çıkan anlaşma metni Rumlar tarafından reddedildi. Şimdi 6 başlık altında görüşüyoruz. Eğer 6 başlık altında mutabakat sağlanmazsa Kıbrıs Türk'ü de artık elini kolunu bağlayıp oturacak değil. Düşünülmesi gereken, atılması gereken adımlar neyse bu adımların Anavatan Türkiye ile birlikte atma gayreti içine girecektir. Ama bugünkü hedefimiz müzakerelerden bir sonuç çıkartmak.

MÜZAKERELER SONUÇSUZ KALIRSA GEREKLİ ADIMLAR ATILACAK

Bugün itibariyle Annan Planı'nın üzerindeki mutabakat ne ölçüdedir?


Biliyorsunuz bir cümle var orada. Taraflar ya da taraflardan ikisi bu planı reddettiği zaman bu plan ortadan kalkmış sayılır. Şimdi Rumlarla müzakere masasına oturduk. Sayın Hristofyas'a "ikimiz de hayır dediğimize göre yeni bir çözüm planı yapacağız. Onun için Annan planını reddeden taraflar olarak Annan planı geride kalmıştır dememiz gerekir" dedim. Bizim şimdi yapmamız gereken Kıbrıs Türk halkının kabul edebileceği, huzur ve güven içinde yaşayabileceği bir anlaşmayı sağlamaktır. Ondan sonra müzakereler sonuçsuz bir şekilde bitirilirse elbette o günün koşullarına göre atılması gereken adımlar atılacaktır.



DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar