USA SABAH 21 Kasım 2017 Salı
RÖPORTAJLAR
BM Filistin Özel Raportörü Prof. Richard Falk: “Türkiye Filistin konusunda en etkili ülkedir”

BM Filistin Özel Raportörü Prof. Richard Falk: “Türkiye Filistin konusunda en etkili ülkedir”

(USASABAH)

Nur Özkan Erbay / WASHINGTON DC

Dünyanın önde gelen Uluslararası hukukçularından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Filistin Özel Rapörtörü Profesör Richard Falk, Türkiye'nin Filistin ablukasının kaldırılması konusunda aldığı tavrın uluslararası sivil toplum ve hukuk çeverelerinden giderek artan bir destek gördüğünü söyledi.

Falk, Birleşmiş Milletler tarafından Gazze'de süren abluka ve İsrail'in Mavi Marmara saldırısını soruşturma için atanan Palmer Komisyonu'nun ortaya koyduğu sonuç raporunun tam bir hayal kırıklığı olduğunu belirterek raporun uluslararası hukukun teamüllerini ve uluslararası ahlaki normları hiçbir şekilde yansıtmadığını ifade etti.

Falk, komisyona başkanlık eden her iki kişinin de İsrail yanlısı olmalarının adeta kaçınılmaz sonucu doğurduğunu kaydetti.

Rapordan sonra Lahey Adalet Divanı'na başvurmaya hazırlanan Türkiye'nin bu süreçte uluslararası alanda önde gelen hukukçu ve uzmanlardan oluşan bağımsız bir konferans düzenleyebileceğini ve bunun çok verimli olabileceğine işaret eden Falk, böyle bir organizasyonun İslam Konferansı Teşkilatı ve Arap Ligi gibi kuruluşlar tarafından da desteklenebileceğini kaydetti.

Yılda iki kez BM Genel Kurul'una Filistin'deki İnsan Hakları Durumuna ilişkin rapor sunan, yeni raporunu da önümüzdeki ay Genel Kurul'da sunacak olan Profesör Falk Palmer Raporu sonrasında yaşanan süreç, Filistin'in Birleşmiş Milletler'e üye olmak için yaptığı başvuru, Türkiye'nin Filistin konusunda uluslarası alandaki rolü, İsrail'in uluslararası toplum ve hukuki kurumlar nezdinde bundan sonraki dönemde karşılacağı süreç ile ilgili USASABAH'ın sorularını yanıtladı.

***

Palmer Raporu'nun sonuçlarına ilişkin genel değerlendirmeniz nelerdir?

İnsan Hakları Komisyonundaki diğer raportörler ile beraber hayal kırıklığı içerisindeyiz. Bu rapor İnsan Hakları hukukunun getirdiği anlayışı yansıtmamaktadır. Özellikle, İsrail'in Gazze'de uyguladığı ablukanın yasallığını savunmaya devam etmesi açısından… Gazze'de sivil halka uygulanan aşırı kısıtlamalar tamamen göz ardı ediliyor. Tüm bu kısıtlamalar Güvenlik gerekçesiyle ve Gazze'ye silah sızmalarını engellemek amacıyla meşru gösterilmeye çalışılıyor.

"PALMER RAPORU İSRAİL'İN AŞIRI GÜÇ KULLANDIĞINI GÖSTERİYOR"


Bu anlamda sizin Gazze Ablukası ve Mavi Marmara Saldırısı'nın gayri meşruluğu ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

Gazze ablukası Gazze'deki sivil halka verdiği zarar ve etkileri açısından yargılanmaldır. Burada ablukanın güvenlik gerekçeleriyle haklı çıkarılması sözkonusudur. Bu karar bundan önceki İnsan Hakları Komisyonu Soruşturma Paneli ve benim daha önceki sunumumun sonuç bölümünde de yer almıştır. İsrail Gazze'ye giren ve çıkan silahları denetleyebilir. Ama buradaki abluka Hamas yönetimini göreve getirdikleri için Gazze halkını cezalandırmaktadır. İkinci olarak İsrail'in uluslararası sularda kullandığı güç kullanımının hukuki olduğunu öne sürecek hiçbir delil yoktur. Son olarak tüm deliller Mavi Marmara'daki yaşamını yitiren bazı yolcuların infaz edildiğini ve aşırı güç kullanıldığını göstermektedir. Palmer Raporu bu anlamda diğer yetersizliklerine rağmen İsrail'in uluslararası sulardaki bu uygulamasının ve aşırı güç kullanımının hukuka aykırılık boyutunu onaylamaktadır.

Ancak Raporda İsraili bu anlamda suçlu ilan eden açık bir ifade bulunmuyor...

Evet bu kelimeleri kullanmıyor ama açık bir aşırı güç kullanımı ifadesinde saklı olan anlam aslında yapılanların hukuk dışılığına, hukuka aykırılığına işaret ediyor. Türkiye bu noktayı uluslar arası mahkemelere başvururken referans noktası alabilir.

"PALMER RAPORU BİR REFERANS OLMAZ"

Sizce Palmer Raporu'nun bu hayal kırıklığı yaratan bu sonuçları gelecekte İsrail'in uyguladığı Gazze Ablukasını sürdürmesi ve uluslararası sularda işlediği hukuk ihlallerine bir referans teşkil eder mi? Uluslararası toplumun ve kuruluşların Palmer Raporu gibi raporlara karşı alabileceği karşı tedbirler neler olabilir bundan sonraki dönemde?

Burada şimdi büyük bir çelişki söz konusu zaten. Palmer Raporu ile BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından oluşturulan Soruşturma Paneli'nin sunduğu rapor arasında büyük bir çelişki var. İnsan Hakları Paneli Gazze Blokajını hukuk dışı bulmuş ve uluslararası hukuk teamulleri açısından aşırı güç kullanımı, zorlamaları hukuk dışı bulan bir sonuca varmıştır. Bu açıdan iki uluslararası soruşturmanın konuya bakış açıları arasında görüş farklılığı vardır. Bunun da ötesinde BM Genel Kurul'u Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden bu konudaki hukuki sorulara cevap verir nitelikte bir danışma görüşü isteyebilir. Türkiye'nin de bu konuda Lahey Adelet Divanı'na gitme konusunda istekli olduğunu görüyoruz.

"TÜRKİYE PALMER RAPORUYLA İLGİLİ BİR ULUSLARARASI KONFERANS DÜZENLEMELİ"


Türkiye'nin Lahey Adalet Divanı'na gitmesi ve konuyu diğer uluslararası kuruluşlara taşıması konusunda neler diyebilir siniz?


Türkiye, uluslararası hukuk alanında otorite olmuş akademisyenleri, hukuçuları davet edeceği bir konferansı düzenleyebilir bu konunun, Palmer Raporu'nun tartışmaya açılması açısından. Böyle bir konferası düzenlemenin gayet verimli olacağını düşünüyorum şu aşamada. Böyle bir organizasyon İslam Konferası Teşkilatı, Arap Ligi gibi örgütleri de BM Genel Kurul'unda bu konuda bir önerge verilmesi ve Genel Kurul'dan bir istişari görüşün talep edilmesi yönünde de cesaretlendirecektir.

BM'in farklı organlarında, komisyonlarında özellikle son dönemde bu konularda görüş farklılıkları ve gerilim olduğu gözleniyor…

BM'deki her organın farklı bir tanımı ve çalışma şekli var. Mesela Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi açıkça 5 daimi üyeye veto hakkı vermekte. Bu durumda sadece bir ülke ortak verilecek bir kararda bu organın toplu kararını şekillendirebiliyor. Bu özellikle Filistin'in devlet olma sürecinde görüyoruz. ABD'nin bir vetosunun Filistin'in BM üye olmasını engelleyebileceği gibi.

Tabi bu farklı organların belli konularda, belli ölçülerde bağımsız olmaları belli zorlukları da beraberinde getirebiliyor.



Bu açıdan Palmer Komisyonu'nda da kuruluşu itibariyle bir sorun var mı?

Palmer Raporu kökeni itibariyle hatalı. BM Genel Sekreteri tarafından atanmış yetersiz bir panel. Bağımsız hukukçulardan ve uzmanlardan oluşan bir panel için ısrar edilebilirdi. Oysa, İsrail'in güçlü bir destekçisi olduğu çok iyi bilinen iki eski devlet ve hükümet başkanı. Böylelikle bu konuda tarafsız olmalarını beklemek için bir sebep yok ortada. Her ikisi de bu konudaki yasal soruları cevap verebilecek çok iyi uzmanlık ve ehliyette değiller. Bu yüzden süreç, amacı ile çelişen bir bir hal aldı. Amaç Türkiye ve İsrail arasındaki tartışmalara son vermek idi ki, bu anlamda samimiyetle tarafsız bir oteritenin atanması ve paneli yürütmesi gerekiyordu.

"FİLİSTİN'İN BAŞVURUSU SEMBOLİK OLARAK ÖNEMLİ"

Filistin bugünlerde BM'ye tam üyelik için başvuruyor. Bu süreçle ilgili neler söylersiniz?

Tabi bu durum oldukça karmaşık bir konu. Politik olarak, eğer ABD Filistin'in başvurusunu veto ederse dünyanın geri kalanından ayrılacak. Yasal bakış açısına göre ise Filistin bir devlet olsun ya da olmasın, BM Filistin'i üye olmayı hak eden özel bir politik aktör ülke olarak tanıma yetkisine sahiptir. BM üyeliği ile Filistin'in devlet ilanı birbirinden farklı konulardır ki Birleşmiş Milletler Genel Kurul'daki ülkelerin yarısının halihazırda Filistin'i ile diplomatik ilişkileri bulunmaktadır. Bu durum zaten Filistin'in yasal olarak devlet olma taleplerini kanıtlar, haklı çıkarır. Politik olarak ise BM'de bağımsız devlet talebi üyeliği garanti altına almaz.

Bunun yanında, BM Genel Kurul'unun Filistin devletinin bağımsızlığını desteklemesi ve bunu ilan etmesi de sembolik olarak önemlidir. Burada üyelik konusu büyük olasılıkla ABD'nin vetosu ile yenilgiye uğrayacak ama Filistin'in Genel Kurul'da tanınmasının desteklenmesinin sembolik bir değeri olacaktır ve bu da üyelik için ileride bir fırsat oluşturacaktır.

Filistin'in bağımsız bir devlet deklarasyonun mümkün olması halinde uluslararası hukuk açısından İsrail'e karşı ne kadar güçlü olabilecektir?


Bu İsrail'in Filistin'in sorunu ile ilgili yükümlülüklerinin Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na gelmesine dayanır. Eğer Filistin BM Genel Kurul'unda bağımsız devlet ilanı başarısını elde edebilirse, o zaman Uluslararası Adalet Divanı nezdinde tam üyelik başvurusunda bulunabilir. Sonra İsrail'in uluslararası ceza hukukuna göre yasaları çiğnediği gerekçesiyle dava açarak, işgalin devam ettiğini ve 1967 sınırlarına dönülmesini talep edebilir. Bu noktada neler olabileceği tam olarak net değil.

Burada bir diğer unsur olarak; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu alacağı bir tavsiye kararı ile İsrail'e karşı bir boykot ve yaptırım kampanyasını güçlendirebilir. Dünya genelinde uluslararası sivil toplum böylelikle İsrail'in üzerinde ticari ve kültürel ilişkilerin durdurulması, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin durdurulması yollarıyla bir baskı unsuru oluşturabilir.

"TÜRKİYE BU SÜREÇTE DOĞRU DAVRANDI"

Bundan sonraki dönemde İsrail'i nasıl bir süreç bekliyor sizce?

Bu noktada İsrail'in yürüttüğü mevcut politikaları yüzünden uluslararası toplumdan destek kaybettiği bir gerçektir. İsrail'in hem Filistin'le hem de uluslararası toplumla ilişkilerinde kendi çıkarlarını, gayri meşru yollardan ve uluslararası hukuka aykırı yollardan koruma ve kollamaktadır. Bu İsrail'i 1967 sınırları içinde bulunan "yasa dışı bir devlet olarak kılma" tartışmasından farklıdır. İsrail kendisi bu iki konuda kafaları karıştırma yoluna gitmektedir. İsrail'e getirilen eleştiriler dış politikada yürüttüğü politikaların gayrimeşru politikalardan kaynaklanmaktadır. Ancak bu durum İsrail devletinin kendisinin varoluşuna karşı bir gayrimeşrulaştırmayı göstermez.

Bu ayrımı yapmak bu anlamda çok önemli. Bu durumda İsrail'in mevcut politikalarının gayrimeşrulaştırılmasıdır söz konusu olan devletin olarak değil. Palmer Raporu'nu bu anlamda bu duruma ilişkin mükemmel bir örnektir. Türkiye bu anlamda İsrail devletinin meşruluğuna itiraz etmemiştir hiçbir zaman. İsrail devletinin davranışlarını, politikalarını, davranış yollarını, davranış hareketlerinin gayrimeşruluğuna itiraz etmiştir, İsrail'in varoluşuna değil.

"TÜRKİYE EN ETKİLİ ÜLKE HALİNE GELDİ"

Tüm bu süreçte Türkiye'nin rolünü nasıl yorumlarsınız?

Hukuki açısından baktığımızda bence, Türkiye'nin pozisyonu Mavi Marmara'dan sonra arda kalan sorunlarla sınırlanmıştır; İsrail'in resmi olarak özür dilemekteki başarısızlığı, Mavi Marmara'da öldürülenlere, yaralananlara tazminat ödenmesi için oluşturulacak mekanizmanın kurulması konuları.

Siyasi açıdan bakıldığında ise Türkiye en etkili ülke haline gelmiştir ki özellikle bölgede bu konunun uluslararası kamuoyuna uluslararası hukuk perspektifinde ne şekilde sunulması gerektiği hususunda, Filistin'in bağımsızlığı konusu da dahil olmak üzere. Türkiye bu aşamada çok büyük bir politik güce ve etkiye sahiptir. Türkiye bu hususta, Gazze sorununa yönelik politikaları ve özellikle abluka konusunda aldığı politik tavırla dünyadan büyük destek almaktadır. Türkiye'nin politik olarak pozisyonu son derece güçlü. Güçlü olmasında etkili olan bir başka unsur da Palmer Raporunun haksızlıkla, taraflı bir şekilde uluslararası hukuku manipüle etmesidir. Bu görüş çok geniş alanda kabul görmektedir.

DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar