USA SABAH 21 Kasım 2017 Salı
RÖPORTAJLAR
MSNBC'den olaylı bir şekilde ayrılan Cenk Uygur:

MSNBC'den olaylı bir şekilde ayrılan Cenk Uygur: "Washington benden rahatsız oldu"

(USASABAH)

Dilek Sancılı / LOS ANGELES


Amerika'da 'The Young Turks' (Genç Türkler) isimli online video haber programıyla dünyada en çok izlenen talk şov olma başarısını kimselere kaptırmayan Cenk Uygur, geçtiğimiz Nisan ayından beri de MSNBC'de saat 6'daki program sunuyordu.

Ancak sunduğu programda Amerikan Başkanı Obama'yı sert bir şekilde eleştirince kanal yöneticileri önceden dikkatli olması gerektiği yolunda uyardıkları Uygur'dan programın sunumunu geri aldı.

Kanalla yollarının ayrılmasından sonra İnternette yayınlanan haber programında Amerikan medyasının politikacılara bağımlılığını gözler önüne seren Uygur, son haftalarda New York Times'dan Los Angeles Times'a kadar Amerikan medyasının en çok konuştuğu isim oldu.

Biz de Cenk Uygur ile Los Angeles'da bulunan stüdyosunda bir araya geldik ve medyaya giriş hikayesinden MSNBC ile yaşadığı olaylar zincirine kadar herşeyi tümayrıntılarıyla konuştuk.

***

Çocukken de böyle çok konuşkan biri miydiniz?

Okulda çok konuşkan, evde sessiz biriydim. Hatta akrabalar benim bu mesleği yaptığımı duyunca inanamamışlardı.

Ailenizin Amerika macerası nasıl başlamış?

Babam Amerika'ya ilk kez makine mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak için gelmiş ve daha sonra Türkiye'ye geri dönmüş. Daha sonra bizim eğitimimiz için tekrar Amerika'ya taşınmaya karar vermiş.

Amerika'ya adapte olmanız kolay oldu mu?

Yaşım küçük olduğu için kolay oldu ama hatırlıyorum da babama 'tatil bitmedi mi, eve dönmeyecek miyiz?' diye sormuştum. Kendine güvenen biri olduğum için tüm bu süreçte ismimle, İngilizcemle dalga geçtiklerinde güler geçerdim. O yüzden diyebilirim ki sekiz yaşında ülke değiştirmenin dezavantajını yaşamadım. Bir de Kenan, Kaan, Tolga ve Batur diye daha sonra kardeş gibi olduğum arkadaşlarım vardı.

Üniversite döneminiz biraz uzun sürmüş ve iki okulda üç değişik bölümü birden bitirmişsiniz.

Babam önce işletme onun akabinde de avukatlık okumamı istedi. Çünkü buraya gelince anladık ki bu ülkede en iyi parayı avukatlar kazanıyor. Önce Pensilvanya Üniversitesinde ekonomi ve politika onların arkasından da Colombia Üniversitesi'nde hukuk okudum. İlk başlarda bu okullarda boşu boşuna okumuş gibi hissetsem de şimdi yaptığım işe katkısını görebiliyorum.

Colombia Üniversitesi'nde hukuk okumak pek çok öğrencinin hayali ama avukat olup çok para kazanmak size pek cazip gelmemiş. Neden?

Böyle bir okulu bitirmenin en iyi avantajı isminden dolayı her yerde saygı görüyorsunuz. Okulu bitirdikten sonra avukatlığı para kazanmak adına bir süre yapmak zorunda kaldım ama hiç zevk almadım. Bazen bana diyorlar ki ne kadar cesur bir karar verdin bir sürü para kazanabilecekken avukatlıktan vazgeçtin. Halbuki bunun cesaretle alakası yok, başka bir şey yapamazdım zaten.

"ABD'DE HALKA AÇIK MEDYA İSTASYONLARI İSTEYENE PROGRAM VERMEK ZORUNDA"

Talk şov ya da haber sunuculuğunun sizin işiniz olacağını nasıl anladınız?

İlk yaptığım gün anladım. Washington'a taşınınca bir arkadaşım bana 45 dolara bir şeyler öğrenebileceğim kurslar olduğunu söyledi. Ben de o kurslar arasından 'Kendi televizyon şovunu nasıl yaparsın?' isimli kursu seçtim. Kursa başladığım ilk gün hoca bize Amerika'daki kanunlara göre herhangi bir halka açık medya istasyona başvurursak bize program vermek zorunda olduklarını söyledi. Bu hayatımda duyduğum en inanılmaz şeydi. Ne inanılmaz bir ülke kendi televizyon şovunu bile yapabiliyorsun diye düşündüm. İki ay içinde bitirmem gereken bütün kursları bitirdim ve ilk programımı 1995 yılında yaptım.

İlk programınızın ismi neydi?

Tam programa başlayacağım, programa isim lazım dediler. Her şeyi düşünmüşüm, isim aklıma bile gelmemiş. Sonra 'Young Turk' geldi aklıma. O dönemde hem gençtim hem de Türk. Ayrıca İngilizce'de otoriteye ya da sosyal beklentilere karşı olan genç anlamına geliyor. İki anlamını da sevdim. İlk şov çok sıkıcı bir şovdu ama buna rağmen dedim ki, işte bu benim işim. Hemen avukatlıktan kurtulup bu işi nasıl yapabileceğimin planlarını yapmaya başladım.

Nasıl bir planı uygulamaya koydunuz?

İlk yaptığım şovları 400 farklı Amerikan kanalına gönderdim. Sadece ikisinden olumlu cevap aldım. Bir tanesi Washington'da hafta sonu programıydı biri de Boston'da. Her hafta sonu dokuz saat arabayla Washington'dan Boston'a gidiyordum. Daha sonra da radyoda yaptığım programları televizyonlara gönderdim.

Bu arada kimse size 'evladım bu kadar okul okudun ne işin var sunuculukta' falan demiyor mu?

Babam özellikle geleceğim için endişelense de yaptıklarım hoşuna da gidiyordu. Zaten para kazanmak için New York'ta avukatlık yapmaya devam ediyordum. Araştırmalara devam ederken Miami'de bir kanal olduğunu ve değişik lokal programlar yaptıklarını öğrendim. Eşyalarımı toplayıp, arabaya atladığım gibi Miami'ye gittim. Daha asansörden iner inmez biri bana dedi ki 'Sen Young Turks'sün di mi?' Ben de vay be galiba beni burada tanıyorlar diye sevindim ama beni tanıyan sekreter bir kızmış.

Ne yaptınız, kanaldan iş mi istediniz?

Onlara hiç kaçış yok ben burada çalışacağım dedim. Uzun süre bekledikten sonra beni bir şova sunucu olarak çıkarttılar ama daha sonra bütçesizlikten program kapandı. Ben bunun sonucunda işsiz kaldım. Ama kanaldakilere aşağıdaki katta bulunan barda olacağımı ve onlardan iş için haber beklediğimi söyledim. Önce bu duruma inanamasalar da bir süre sonra bana reklam satış işini teklif ettiler. Bu işte kısa zamanda başarılı sonuç alınca bir şekilde kendimi haber programlarına konuk olarak çıkartmayı başardım. Bir sure sonra bir eğlence programını sunmak için seçildim ama bu işte olmadı.

Artık pes demediniz mi?

Açıkçası hayatımın en kötü günüydü. Bir fırsatım vardı ve kaçırmıştım. Ama sonra bana yazarlık teklif ettiler hem de başyazar olarak.

"BUSH'A KARŞI OLUP PROGRAM YAPAN BİR TEK BİZ VARDIK"

Los Angeles'a ne zaman gittiniz?

Kanal satılınca biz de ekip olarak Los Angeles'a geldik. Buraya geldikten sonra artık tecrübe kazanmıştım ve kendi şovumu yapmak istiyordum. 2002 yılında Sirius'ta The Young Turks başlamış oldu. 2005 yılına kadar da sadece radyo programı yaptım.

Bu sırada iyi bir dinleyici kitlesi yarattınız mı?

Gerçekten çok iyi tepkiler aldık ve de diğer lokal radyolarda bizim program kullanmaya başladı. Bu dönem ayrıca Bush'un Irak'a girdiği dönemdi. Bu sırada Bush'a karşı olan medyadaki hemen herkesi işten çıkardılar. Bush'a karşı olup, program yapan bir tek biz vardık.

Size nasıl izin verdiler?

Çünkü biz bağımsız bir programdık ve radyo kanalı bize karışmak istemedi.

Şampiyon belli, ikinci kim? Her şey tam yoluna girmişken niye kendi online programınızı yapmak istediniz?

O dönemde bunu herkes yapacak, biz herkesten önce başlayalım, ilk olalım istedim. Ama biz erken başlamışız, diğerleri daha yeni giriyor. Gerçi bu sayede dünyanın en çok seyredilen online haber programına imza attık. Şu anda inanın ikinci program kim onu bile bilmiyorum.

"THE YOUNG TURKS SADECE YOUTUBE'TAN 1 MİLYON DOLAR CİRO YAPIYOR"


İnternet haberciliğinden para kazanabildiniz mi?

Bu işlere girip para batıran çok oldu. Ben biriktirdiğim paraları çok dikkatli kullandım ve bugünlere kadar geldik. Sonra üyeliklerden para kazanmaya başladık. Radyodan ayrılırken yöneticilerden biri bana bu işi yaparsan en fazla 12 üyen olur demişti. Sonra kendisiyle bir davette karşılaştım ve de dedim ki 3000 üyeye ulaştık. Seyircilerimiz bizi çok destekledi. 2007 yılında da Youtube'un başlattığı ortaklık anlaşmasını imzaladık. Buna göre yayınladığımız videolara reklam alıp bunun gelirini de paylaşacaklardı. Hiç unutmuyorum ilk ay 12 dolar geldi. Şu anda ise üyeliklerle birlikte ciromuz bir milyon doların üstünde.

Bu arada MSNBC'nin dikkatini nasıl çektiniz?

Bir gün New York Times'da MSNBC'nin saat 10 için program aradıklarını okudum. Bunun akabinde seyircilerimiz 'Cenk'i MSNBC'de görmek istiyoruz' diye kampanya başlattı. Bu sırada bir internet sitesi de bu programın sunucusu kim olsun diye anket başlattı ama ankette benim adım bile geçmiyordu.B izim seyircilerin baskısıyla ikinci turda benim adımı da koydular ve Alec Baldwin, Michael Moore gibi isimlerin arasından ben seçildim. Kanalla yaptığımız görüşmeler sonrasında saat 6 programını bana verdiler, ben de kabul ettim. İlk birkaç program uluslararası olaylara denk geldi. Japonya'daki deprem, Mısır, Tunus gibi. Böyle zamanlarda CNN daha çok seyredilir. Buna rağmen rakipleri geçtiğim oldu.

"MSNBC BANA WASHİNGTON PROGRAMINI ENDİŞEYLE KARŞILIYOR DEDİ"

Bu arada size sunuş şeklinizle ilgili telkinler ne zaman gelmeye başladı?

İlk birkaç programdan sonra ellerini kollarını çok kullanma, çok heyecan gösterme gibi şeyler dediler. İlk zamanlar dinledim, çünkü sonuçta benim kanalım değildi. Ama nisan ayındaki toplantıda Washington'un programımı endişeyle karşılayabileceğini söylediler.

Kısaca ayağını denk al konuşması mıydı bu?

Evet gayet açık bunu demek istediler. Toplantı sırasında onlara ne demek istediğinizi anladım dedim ama aslında artık onları teknik anlamda bile dinlememeye karar verdim. Normalde internette nasıl program yapıyorsam üslubumda dâhil olmak üzere o şekilde yaptım ve reytingim giderek yükseldi. CNN'i her akşam geçmeye hatta iki katı reyting yapmaya başladım. Daha önceki MSNBC'de saat 6'da benden önce program yapan ve prime time'da program verilen sunucuyu bile geçtim. En önemli yaş gurubu olan ve hiçbir zaman geçemedikleri 25 ile 54 yaş arasında Fox News'ü de geçtim. Tüm bunların üzerine benimle bir toplantı daha yapıp saat 6'daki program bana daha fazla yaptıramayacaklarını söylediler.

Ama sizi işten atmadılar, üstelik daha çok para teklif edip, başka bir program yapmanızı önerdiler. Niçin böyle bir şey yaptılar sizce?

Sevildiğimi biliyorlardı. Ayrıca böylesine reyting alan bir adamı işten çıkarmak garip olacaktı. O yüzden ellerinde tutmak istediler. Üstelik o işi kabul etsem bu hikâyeyi hiçbir zaman anlatamayacaktım.

Kanalda kalmak daha avantajlı değil miydi?

Kazanacağınız paraya bakarsanız ve de kanalın prestijini düşünürseniz, evet kalmak çok avantajlıydı. Ama o zaman ben seyircime karşı dürüst olamayacaktım.

"MSNBC'DEN AYRILINCA ÜYELİK SAYIMIZ ARTTI, SEYİRCİ DESTEK OLDU"

Seyircinizin tepkisi nasıldı?

Hemen üyelik sayımız arttı ve çok destek oldular. Büyük kanallarda esas haberin verilmediğini bildikleri için bizi izliyorlardı. Hikâyeyi duyunca doğru yerde olduklarını hissettiler.

Bu durumda Amerika'da medyanın özgür olduğundan bahsedebilir miyiz?

Hem bahsedebilir hem bahsedemeyiz. Bağımsız programlar var ve hükümet bunu engelleyemiyor. Mesela bizi günde bir milyonu aşkın kişi izliyor. Buna göre CNN'den MSNBC'den daha fazla seyircimiz var. Üstelik haber yaparken bir kısıtlamamız yok ama büyük denilen medya kendi kendini kısıtlıyor.

"MEDYA ŞİRKETLERİNİN HÜKÜMETLE OLAN İŞLERİ VAR"

Neden?

Bir kaç sebebi var. Birincisi çok büyük şirketler olduğu için hükümetle doğal olarak çok işleri var. Mesela MSNBC'nin iki şirketi daha var. Bunlardan biri Amerika'nın en büyük askeri teçhizatını yapan şirket. Şimdi bu adamlar hükümetin Irak'a girilmesini isterler mi yoksa istemezler mi? İstemezlerse deliler. Ayrıca bu kanalı da hükümetten onay alarak aldılar. Bunun yanı sıra büyük kanallarda bir de konuk problemi var. Genellikle bu kanallar politikacıları konuk edebilmek için onlara karşı haberlerde daha dikkatli davranıyorlar. Ama bu arada işlerini yapamıyorlar o da ayrı bir konu.

Bu durumda siz konuk bulamıyorsunuzdur, çünkü inanılmaz eleştiriyorsunuz.

Bu konuda çok problem yaşamadım. Bazıları özellikle geliyorlar, 'burada akıllı tartışmalar yapabiliyoruz' diyorlar. Özellikle solcu politika yazarları bize gelmeye bayılıyorlar. Kendi basın kuruluşlarında söyleyemediklerini söyleyebiliyorlar.

Bütün dünyanın gözünü korkutan Washington'un sizden rahatsız olması sizi bir anlamda mutlu etti mi?

Bir sürü insan hükümetin politikalarından memnun değil, benim işim bu sesi Washington'a duyurmak. Onlar ne zaman benim konuşmalarımdan rahatsızlık duydular, demek ki mesaj iletildi diye düşündüm.

"ÇOK BÜYÜK MEDYA KURULUŞLARI BANA YAPILAN HAKSIZLIĞA SES ÇIKARMADI"

Medya size yapılan bu haksızlığa karşı yanınızda yer aldı mı?

Büyük oranda medya beni destekledi. Çok büyük olan kuruluşlar tabii ki sesini çıkarmadı. Onlar kendi adamlarını bile koruyamıyor zaten. Aslında MSNBC bu süreçte biraz enteresan davrandı. Mesela New York Times'ın bu konuyla ilgili haberinde benimle yaptıkları görüşmenin içeriğini teyit ettiler.Normal olarak 'biz o adamı kovmak istedik, o da bu yüzden saçma sapan konuşuyor' demeleri lazımdı.

Yani bir anlamda size onayladılar. Peki yeni teklifi kabul etmediğinizde çok şaşırdılar mı?

Şoka girdiler sonrasında da ikna etmeye çalıştılar ama bir kere karar verince asla geri dönmem. Şunu anlamaları gerekiyordu, bu para meselesi değildi. Onlara gore bu parayı reddetmek delilik. Oysa ben bütün Amerika bilsin istedim televizyonda izledikleri gerçek değil, değişik faktörler haberi etkiliyor.


Los Angeles'da yaşayıp kilometrelerce uzaktan Washington'un nabzını bu kadar iyi tutmayı nasıl başarıyorsunuz?

Washington'da olmamak bir avantaj. Çünkü orada olunca politikacılarla ister istemez arkadaş olmaya başlıyorsunuz. Öyle olunca eleştirmek daha zor oluyor. Burada aklınıza gelen her haberi okuyoruz. Bütün yayınların muhabirlerini programa çıkarıyoruz. Bunu sadece politika yazanlar için geçerli değil, spor yazanlar ve de magazinciler de bence bu yolu izlemeli ki işlerini daha kolay yapabilsinler. Bu bütün gazetecilik alanları için düşünüyorum,. Spor ya da eğlence olsa da ayni şey. Çünkü okuyucunuza ya da izleyicinize karşı dürüst olmak zorundasınız. Eğer önceliğiniz eleştirmek zorunda olduğunuz kişi olursa arada kalırsınız, işinizi yapmış olmazsınız.

"EN TÜRK TARAFIM KENDİME GÜVENİM"

Türk politikası ya da medyasıyla aranız nasıl?

Takip etmeyi çok isterdim ama maalesef hiç vaktim olmuyor. Ama uluslararası haber değeri taşırsa, Mavi Marmara gibi, haber yapıyoruz.

Günlük hayatınızda Türkçe pek konuşmuyorsunuz ama programınız sırasında Türkçe kelimeler kullanıyorsunuz.

Bana göre Türkçe'nin en güzel tarafı küfürleri. Bilmiyorum biliniyor mu ama bu anlamda ünlüyüz aslında. Ben de program sırasında bu lafları biraz değiştirerek kullanıyorum. Artık seyircilerim de anlıyor.

En Türk tarafınız ne?

Her şeyden önce kendine çok güvenen bir milletiz. Sadece Turkiye'de kendi işini başlatanların sayısı tüm dünyadan fazla. Belki ben de o yüzden kendi programımı yapmak için bu yüzden bu kadar ısrarcı oldum. Ayrıca güçlü ve ilerici, benimle çalışanları emanet gibi görmem hep Türk tarafımdan geliyor.

Seyircilerinizin size eleştirdiği de oluyor mu?

Ara sıra inanılmaz tepki alıyoruz. Mesela bütün Avustralya ve Bulgaristan bizim düşmanımız. Bulgaristan'daki bir şarkıcıyla dalga geçtik. Namuzsuz Türkler diye mesaj yağmuruna tuttular. Üstelik programı Jayar ile Anna yapmış. Üstellik Jayar zenci, Anna da Ermeni ama programın adından dolayı onlara da Türk diyorlar.

İnternet haberciliği bu kadar etkili mi?

Büyük medya grupları diyor ki biz 90 milyon insana ulaşıyoruz. İyi, güzel de Youtube üç milyar evin içinde. Londra'da Hollanda'da sokakta gezerken insanlar beni ismimle çağırdılar. İnanıyorum ki 10 yıl sonra, yanlış bir şey yapmazsak her şey mükemmel olacak. Zaten bundan sonraki hedefimde bütün dünyanın seyredebileceği bir şov yapmak var.




DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar