USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
RÖPORTAJLAR
Şamlı Lezbiyen sahtekarlığını ortaya çıkaran ünlü gazeteci Andy Carvin:

Şamlı Lezbiyen sahtekarlığını ortaya çıkaran ünlü gazeteci Andy Carvin: "Twitter benim için tam zamanlı bir iş oldu"

(USASABAH)

İsmihan Yılmaz / Washington DC

Sosyal paylaşım mecrası Twitter ülkesine bugün bir başkan seçilecek olsa oyların büyük bir çoğunluğunu Andy Carvin'in alacağı kesin.


Carvin geçtiğimiz birkaç ay içinde "Arap Baharı'nı tweetleyen adam" ve "dünyanın en iyi Twitter kullanıcısı" olarak gündemimize girdi. Şamlı Lezbiyen başlığı ile blog yazan ve Suriye güvenlik güçleri tarafından tutuklandığı iddia edilen kişiliğin aslında İskoçya'da Edinburgh Universitesi'nde akademisyenlik yapan Amerikalı Tom MacMaster adli evli bir erkek olduğu gerçeğini ortaya çıkarınca sosyal medya çevrelerinde bir anda kahraman haline geldi.

Son 5 yıldır ABD'nin TRT'si olarak nitelendirebileceğimiz National Public Radio (NPR)'da sosyal medya stratejisti olarak çalışan Carvin'in sosyal medya macerası 1994'de PBS için hazırladığı Teknolojiyi Keşfetmek ve Eğitimde Reform adlı web sitesini kurmakla başlamış.

Carvin, son 6 aydir Arap Baharı üzerinden sosyal medya cağında gazeteciliğin farklı bir şekilde nasıl icra edilebileceğini dair, kendi deyimiyle, deneyler yapıyor.

Andy Carvin'le NPR'in Washington'daki merkezinde bu yeni gazetecilik deneyimi, Şamlı Lezbiyen (nam-i diger #Amina) düzmecesi, Kürt aktivistlerle ilişkisi ve Twitter'ın ilk siyasi kurbanı ilan edilen Anthony Weiner'ın istifasına kadar birçok konuyu içeren oldukça ilginç bir söyleşi gerçekleştirdik.

***


NPR'da ne iş yapıyorsunuz? Birçok insan burada yaptığınız işin Twitter'da yaptığınızla ne ilgisi olduğunu merak ediyor.

Cevaplaması en zor soru bu benim için aslında [gülüyor]. NPR'da uzman stratejistim. Burada yapılan gazeteciliği ve kurumsal imajımızı güçlendirmek amacıyla NPR'ın kamu ile iletişimini koordine etmek görevim. Aynı zamanda gazeteciliğin nasıl farklı biçimlerde icra edilebileceğine dair deneylerimi sürdürüyorum. Bu deneylerden biri de son 6 ay boyunca sosyal medyayı kullanarak Kuzey Afrika'daki haber kaynakları aracılığı ile Arap Baharı'nı takip etmek. Hafta sonları da dâhil olmak üzere her günün 16 saatimi Twitter'da bölgede ne olup bittiğini takip etmekle ve haber kaynaklarımla koordinasyon kurmakla geçiriyorum.

Twitter'da kaynak koordinasyonu anlamındaki ilk deneyiminiz Arap Baharı ile mi başladı yoksa öncesi var mı?

Öncesi var, evet. 2008 başkanlık seçim kampanyalarında adayların iddia ettiklerinin haber-doğrulaması yaptık. Twitter kullanıcıları aracılığıyla bölge bölge yapılanların, söylenenlerin doğru olup olmadığını kontrol ettik. Ayrıca, seçim gecesi Twitter'i kullanarak bir tür seçim gözlemciliği yaptık. Dolayısıyla, Kuzey Afrika'da olup bitenleri takip etmek aslında 2008'de başlattığım bu haber-doğrulama faaliyetinin bir devamı olarak başladı.

"TWITTER BENİM İÇİM TAM ZAMANLI BİR İŞ HALİNE GELDİ"

Haber kaynaklarınız kimler? Nasıl oluşturdunuz bu kaynakları?

Her şey bir kaç yıl önce yaptığım Tunus ziyareti ile başladı aslında. Ziyaretim boyunca tanıştığım bloggerlar vardı. Muhammed Bouazizi kendini ateşe verdiğinde bu bloggerlarla tekrar iletişim kurdum ve olup bitenler hakkında konuşmaya başladık. Olaylar henüz Tunus'la sınırlıyken sadece arada bir olup biteni aktarıyordum. Ama Tunus Mısır'a, Mısır Libya ve Yemen'e, Yemen de Suriye'ye dönüşünce Twitter benim için part time olmaktan çıkıp full time bir iş olmaya başladı. Dolayısıyla, Arab Baharı'na fiilen katkıda bulunan aktivistlerle çok yoğun bir alış verişe dönüştü olay. NPR Trablus muhabirinden e-mail var, hemen cevaplamam lazım.

[Andy Carvin e-maile cevap yazmak için verdiği kısa aradan sonra konuşmasına devam ediyor]

Aslında cevapladığım bu e-mail NPR'da yaptığım iş ile Twitter'da yaptığımın nasıl bağlantılı olduğu sorusuna çok iyi bir örnek teşkil ediyor. Trablus'daki gazeteciler haber kaynaklarına ulaşmakta büyük güçlükler yaşıyorlar. Çünkü devlet güçleri tarafından engelleniyorlar. Biraz önce elektronik posta gönderdiğim NPR muhabiri Kaddafi'nin bugün yaptığı konuşma metnine ulaşamamış ama benim Twitter takipçilerim YouTube'da bunu bulup beni bilgilendirdiler.

Peki kimi takip edeceğinizi ve neyi tweet/retweet edeceğinizi nasıl belirliyorsunuz?

Bu karar ülkeden ülkeye değişiyor. Mesela, Tunus ve Mısır'da zaten protestolara iştirak eden tanıdıklarım vardı. Öncelikle onlarla başladım ve sonra onların kimlerle temas halinde olduklarını tespit etmeye çalıştım. Kimlerin tweetlerini cevapladıklarına ve retweet ettiklerine dikkat etmeye başladım. Mısır'da 3-4 kişiyle başlamıştım mesela, bir kaç günde bu sayı 50-60'a çıktı. Çünkü, bu bir kaç kişinin sosyal ilişki ağını keşfetmiş oldum. İnternet ağını değil, gerçek anlamda sosyal ilişkiler ağını kastediyorum.

Bir tür araştırmacı gazetecilik yaptınız yani?

Daha ziyade gözlemleme diyelim. Ve gördüm ki, birçoğu aslında akraba ve arkadaş bu insanların. Kardeşler, kuzenler, daha uzak akrabalar, okul arkadaşları vs.

Neyi retweet ettiğime gelince. Sanırım, ilginç bulduğum her şeyi. İlginç bulduğum şeyler özellikle haber niteliği taşımak zorunda değil. Bir kaç gün önce ay tutulması vardı biliyorsunuz. Normalde protesto ve çatışmaları tweetleyen Arap aktivistlerin yaptıkları şeye ara verip gökyüzüne bakmaları ve duygularını, çektikleri fotoğrafları paylaşmaları bence inanılmaz bir tecrübeydi. Bunlar retweet etmeye değer şeyler mesela. Çünkü, bir süreliğine de olsa bu insanların Yemen'de, Libya'da, İsrail ya da Mısır'da mücadele içinde olmaktan ziyade aynı anda gökyüzünde aynı şeye bakıyor olmak önemli olmuştu.


Twitter'da izini sürdüğünüz haberleri arşivliyor musunuz peki?

Twitter'in sunduğu arşiv hizmeti geleneksel medya ile karşılaştırdığımızda çok yetersiz ne yazık ki. Canlı televizyon yayını gibi akıyor her şey aslında ama kayıt şansınız yok. Benim Twitter'da ürettiğimi düşündüğüm haber içeriğinin çoğu gerçek zamanlı bir şekilde tüketiliyor. Ama Şam'lı Lezbiyen hikâyesinde olduğu gibi bir gün veya daha uzun süren bir olayı takip ediyorsam Storfy adlı programı kullanarak tweetleri ve videoları arşivliyorum. Ama bu işi olup bitenlerin hikâyesini yazmak için değil, sadece haber malzemesi kayıtlara geçmiş olsun diye yapıyorum. Kısaca, Twitter'da neler aktığını takip etmek ve bu akış içinde yer alacak mesajlar üretmek Twitter'in gerçek hikâyesi.

"TWITTER'I BİR HABER MERKEZİ GİBİ KULLANIYORUM"

Geçenlerde The Guardian'a verdiğiniz bir demeçte "yaptığınız işin muhabirlikle işbirliğine dayalı network gazeteciliği arasında bir şey' olduğunu söylüyorsunuz. Ne demek bu?

Tam olarak hangi bağlamda söylediğimi hatırlamıyorum bunu ama benim yaptığım şey sıradan bir muhabirin örneğin bizzat Suriye'de bulunarak yaptığı ise çok benziyor. Ama gerçekte orada olmadığım ve aslında oradaki çatışmaları analiz edecek düzeyde bir uzman olmadığım için sıkça başkalarının, yani takipçilerimin uzmanlığına başvurmak durumundayım. Daha önce de belirttiğim gibi, takipçilerimin de çoğu insan hakları aktivistlerinden oluşuyor. Bu insanların sağladığı malzemeyi işliyorum. Mesela bana bir şekilde ulaşan bir video görüntüsünü coğrafya ve zaman anlamında hangi bağlama oturtacağımı bilemediğim zaman takipçilerimden yardım istiyorum. Videoda konuşulan dili değerlendirip Kuzey Afrika mı, Suriye mi yoksa sahil şivesi mi olduğunu, hangi şehir ya da kasaba olduğunu, tarihin/ zamanın ne olduğunu belirleyebiliyorlar.Dolayısıyla, işbirliğine dayalı network gazeteciliğinden kastım, tüm bu kaynaklarla birlikte çalışıyor olduğum.

Bunun geleneksel gazetecilikten nasıl farkı ne peki?

Aslında çok farklı değil. Televizyondaki haber sunucusunu düşünün. Bir tarafta bir uzman veya araştırmacı, diğer tarafta görgü tanığı veya olayın kahramanı duruyor. Sunucunun kulağındaki kulaklık, mikrofon ve önündeki bilgisayar var. Bir yanda da akan video görüntüleri var. Arka planda ise editörler ve program yapımcıları var. Benim yaptığım iş haber sunucusuna denk düşüyor bu durumda. Ancak, benim uzmanlarım, görgü tanıklarım, yapımcım ve editörüm Twitter takipçilerimden ibaret. Dolayısıyla, adına ister network gazeteciliği ister açık kaynak gazeteciliği deyin, ana fikir haberin işbirliği ile üretilmesi.

Sizin yaptığınızı yapan başka Twitter kullanıcısı var mı?

Var tabii ama ara ara gerektikçe kısa sürelerle yapıyorlar, benim gibi aralıksız yapan yok. New York Times'dan Brian Stelter [(@brianstelter] var. Kaynaklarıyla iletişimi çok iyi. Ama üzerinde çalıştığı hikâye bazında yapıyor bunu.

"MAHLAS KULLANMAK İKİ ÜÇLU BİR BIÇAK"

Ününüzün Twitter ortamını aşıp ana akım medyaya ulaşması büyük ölçüde Şam'lı Lezbiyen hikâyesi sayesinde oldu. Sizce bu olaydan çıkarmamız gereken en büyük ders nedir?

Bence bütün olup biten bize anonimliğin iki tarafı keskin bir bıçak olduğunu gösterdi. Bu örnekteki kişi [Tom MacMaster] anonimliği, daha doğrusu mahlas zırhını kullanarak insanları kullandı. Bunu öylesine başarılı bir şekilde yaptı ki, okuyucuları, onunla temas haline olanlar Suriyeli-Amerikan bir lezbiyen olduğuna tereddütsüz inandılar. Bu anlamda her şeyden evvel blog takipçilerine büyük bir ihanetti bu. Bunun internet aracılığı ile yapılmış olması bir kez daha internetin bu tür etik dışı istismarlara aslında ne kadar açık olduğunu göstermesi bakımından çok önemli.

Başka önemli bir nokta da, olayın başlayıp geliştiği haftanın neredeyse sonuna kadar aslında bu kişinin mahlas kullandığına, böyle birinin var olduğuna inanmayı sürdürmüş olmam. Çünkü biliyorum ki Suriye'de yaşayan muhalif bir yazar olsaydım çok büyük ihtimalle ben de mahlas kullanma ihtiyacı duyardım. Ama mahlas kullanmak dürüstlük ve güven ilkelerinin çiğnenebileceği anlamına gelmez. Suriye ve Libya'daki kaynaklarımın hemen hepsi gerçek adlarını kullanmıyorlar ama bunu açıkça ifade ediyorlar ve ben de biliyorum gerçek isimle yazmadıklarını.

Şam'lı Lezbiyen örneğinde farklı olan, söz konusu kişinin aslında erkek olduğunu ve yazdığı her şeyin kurmaca olduğunu saklamış olması ve bunun da mahlas kullanımını ciddi anlamda tartışmaya açmış olmasıdır. Eğer bu anonimlik ve mahlas kullanma tartışması "ve mahlas kötü bur şey, kullanılmamalı" noktasına varmasından rahatsızlık duyuyorum. Çünkü, baskıcı rejimlerde yüzlerce, binlerce insanın yaşadıklarıyla ilgili enformasyonu yaymalarının tek yolu bu maalesef. Evet, iki tarafı keskin bir bıçak bu ama başka alternatif yok.

Andy Carvin'in Şamlı Lezbiyen'in bir Amerikalı olduğunu ortaya çıkardığı an


"ŞAMLI LEZBİYEN İDDİASINA İNSANLAR İNANMAK İSTEDİ"

Batılı entelektüellerin Orta Doğu kaynaklı bu türden hikayelere inanmaya zaten çok hazırlıklı oldukları, bunun liberal oryantalizmin güzel bir örneğini teşkil ettiği yönündeki tartışmalara ne diyorsunuz?

Bir kaç faktör var burada. Birincisi, metinlerin edebi değeri. Şam'lı Lezbiyen çok yetenekli bir yazar idi. İkincisi, blogun "Şam'lı Lezbiyen" başlığı Batılı birini büyüleyecek birçok unsuru bir arada taşıyordu. Kısaca, insanlar bu hikayeye inandılar çünkü duymak istedikleri hikaye bu idi.

The Guardian gerçek bir kişilik olduğunu varsayarak röportaj yaptı Tom MacMaster ile biliyorsunuz.

Bu birçok medya kuruluşu için utanç verici bir durum oldu. Ama bu olay daha önceki düzmece hikâyelere göre daha az utanç vericiydi. Çünkü bu kişi güya Suriye'de idi ve Batı medyasının Suriye'de hemen hemen hiç bir varlığı yok. Bu yüzden e-mail, telefon ve internet aracılığıyla elinize geçen her şey değerli. Dolayısıyla, röportaj yapmak isteyen herkese "buraya gelemeyiz sizin için de benim için de güvenli olmaz" cevabını vermesi de mantıklı göründü. Röportajlar da doğal olarak e-mail üzerinden gerçekleştirildi. Suriye'de Skype çalışmıyor ifadesi de tamamen yalandı aslında ama o zaman için doğruluğu teyit edilemedi. Hikaye Şam yerine Beyrut, İstanbul ya da Washington'da lezbiyen bir kız hikayesi olsaydı eğer, bu düzmece bu kadar uzun süre dolaşımda kalamazdı diye düşünüyorum.

"KİMSENİN AVUKATI DEĞİLİM"

Bazı Kürt aktivistlerin Twitterkurds hashtag'i ile Türkiye'deki Kürt meselesine daha fazla ilgi göstermeniz ve onların tweetlerini reteweet etmeniz yönünde size baskı yaptıklarını görüyorum. Birilerinin tarafında görünmekle bahsettiğiniz türden haber sunuculuğu arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Bir kere öncelikle üzerimde baskı kurmaya çalıştıklarını değil, daha fazla ilgi göstermemi istediklerini düşünüyorum. Bu Kürt aktivistlerin yaptığı İspanyol veya Çinlilerin yaptığından farklı değil. Her gün bu türden onlarca talep geliyor bana. Ancak ben şu anda sadece Arap Baharı'na yoğunlaşmış durumdayım, başka bir şeyle ilgilenmek istemiyorum. Aslında Kürt meselesiyle Suriye'nin kuzeyi sınırında olup bitenler dolaysıyla bugünlerde biraz daha fazla ilgileniyorum. Ancak, ister Kürt olsun, ister başka birileri, bu türden taleplere benim cevabım şu: Sizi retweet etmemi sağlamanın belki de en iyi yolu neden retweet etmiyorsun diye sormamanızdır. Çünkü ben kimsenin avukatı olmak istemiyorum.

"İSRAİL'İ KARŞIMA ALMAKTAN KORKMUYORUM"

Benzer bir şekilde, Elektronik İntifada'nın blogunda da sizin Filistin sorununu görmezden geldiğiniz, İsrail'i karşınıza almaktan çekindiğiniz şeklinde yorumlayan bir yazı yayınlandı.

Bu iddia doğru değil. Bence Elektorinik İntifada beni daha dikkatli takip etmeli. Nakba günü gösteriler ve çatışmalarla ilgili bir çok tweet gönderdim o gün, bütün gün bu konuyla ilgilendim. İsrail meselesine gelince, ben tarafların politikaları ile ilgilenmiyorum. Ben politikayı değil devrimleri tweetliyorum. İnsanların bunu anlaması gerek. Bari Şeria'da İsrail'e yönelik protestolar başladığında yoğun bir şekilde retweet ettim takip ettiğim kişileri. Orta Doğu politikasını tweetlemeye kalkışırsam hem takipçilerimi hem de kendimi zorlayacağımı düşünüyorum.

Son olarak, Anthony Weiner'in istifasına değinelim istiyorum. Bazı gazeteler istifayı "Twitter'ın ilk siyasi kurbanı" diye sunuyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ben de bugün Washington Post'ta bu yönde yorumlar gördüm. Weiner'in Twitter'i yanlış kullandığı, yaptığı şeyin kötü olduğu doğru. Ancak, bir mecra olarak Twitter'ın doğasının istifayla sonuçlanan siyasi skandala yol açtığı saçma bir yorum. Bu tür politik skandallara takıntılı olan birileri varsa o da Beltway [washington, DC ve çevresi] gazetecileridir. Olay Twitter üzerinden başlamış olabilir ama bu derece büyümesine neden olan gazeteler ve televizyonlar oldu. Günlerdir birçok gazete ve TV'nin vazgeçilmez haberi halinde. Bu yüzden, ortada bir siyasi kurban varsa bu kurban Twitter'dan ziyade ana akım gazetecilin kurbanıdır. Bu olayı diğer klasik Washington seks skandallarından ayır tek bir şey varsa o da olayın bir yatak odası veya bir otel odası yerine Twitter ve Facebook'ta vuku bulmuş olmasıdır.

Andy Carvin ve İsmihan Yılmaz


DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar