USA SABAH 26 Ekim 2014 Pazar
RÖPORTAJLAR
Orta Doğu'da uzun yıllar görev yapan gazeteci Natasha Tynes:

Orta Doğu'da uzun yıllar görev yapan gazeteci Natasha Tynes: "Sırada Yemen var"

(USASABAH)

Nur Özkan Erbay / Washington, DC

Natasha Twal Tynes, El Cezire televizyonu, Jordan Times ve Arabiya gazetelerinin muhabir ve editörü olarak Ortadoğu'da 10 yılı aşkın görev yaptı.

Aslen Ürdün'lü olan Tynes halen merkezi Washington, DC'de bulunan Uluslararası Gazeteciler Merkezi-ICFJ'in Orta Doğu Direktörlüğü görevini yürütüyor. Tynes ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da dalga dalga yayılan gelişmeleri, bundan sonraki süreci, sosyal medyanın Arap dünyasında yaşanan büyük değişimde oynadığı rolü, El Cezire ve Batı medyasının habercilik performansı üzerine konuştuk.

***

Bölgeyi uzun yıllar takip ettiniz bir haberci olarak. Tunus, Libya, Yemen, Bahreyn ve Yemen'de meydana gelen olayların benzerlikleri ve farklılıkları neler sizce?

Her ülke mutlaka kendi politik sistemine sahip. Mısır örneğin, çok köklü bir devlet geleneğine ve politik örgütlenmeye sahip. Böylelikle sosyal medya aygıtlarını kullanarak çok daha etkili olarak bir araya gelebildiler. Mevcut rejimi daha fazla istemediklerine yönelik mesajlarını sürekli canlı tuttular. Sonunda istediklerini aldılar.

Tunus örneğinde ise farklıydı çünkü bunun olacağını kimse beklememişti. Zaten Tunus'un ardından Libya, Yemen, Suriye, Cezayir ve Ürdün'deki kısmen küçük de olsa protestolar izledi. Tunus bir anlamda ilham oldu. Tunus yapabiliyorsa biz de yapabiliriz fikri oluştu bu ülkelerde de. Libya'da yaşananlar şu an itibariyle farklı bir boyuta girdi çünkü dış müdahale gerçekleşti. Libya'lılar dışarıdan yardım istedi. Kaddafi'nin verdiği karşılık Mübarek'in verdiği karşılığın derecesinden çok daha ağır oldu. Kaddafi, göstericilere Mübarek gibi reformlar yapacağız demedi.

Yemen'de de olaylar şiddetli bir şekilde sürüyor. Başkan Salih istifa edinceye kadar da sürecek gibi görünüyor. Dolayısıyla Yemen büyük olasılıkla bundan sonra rejim değişikliği görme ihtimalimizin en yakın olduğu ülke.

Suriye şu anda kritik bir pozisyonda. Geçtiğimiz haftalarda özellikle yoğunlaştı olaylar Suriye-Ürdün sınırında. İlginç olan tarafı kimse Suriye'de bunların olacağını beklemiyordu. İnsanlar Suriye'lilerin çok korkak olduğunu, yönetime karşı çıkamayacağını düşünüyorlardı ancak böyle olmadı. Suriye'de bundan sonra olacakları kestiremiyorum, uluslararası toplum şu anda Libya ile çok meşgul ama Suriye'deki gelişmeleri gerçekten yakından izlememiz gerekiyor.

"SIRADA YEMEN VAR"

Sizce sırada hangi ülkede bir rejim değişikliği yaşanma ihtimali yüksek görünüyor?

Bence bundan sonra rejim değişikliğinin yaşanacağı ülke Yemen olacaktır.

Mısır ve Tunus'a baktığımızda şiddetin daha az kullanıldığını aksine Libya, Yemen ve Bahreyn'de ise şiddetin bir baskı, geri püskürtme olarak daha yoğun kullanıldığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

Bunun sebebi Mısır'ın daha organize ve olgun bir politik örgütlenmeye sahip olması. Bahreyn ise çok küçük bir ülke ve burada daha çok mezhepsel farklılıklar ortaya çıkıyor. Sonuçta Sünni yönetimin Şii çoğunluğa karşı olduğunu görüyoruz. Ancak bunu Mısır'da görmedik, Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında bile böyle bir ayrım yapıldığını görmedik, aksine birlik olduklarını gördük. Libya'da ise şiddetin çok daha fazla yaşanması ise Kaddafi'nin halkını dinlemeyip hemen şiddete başvurması oldu.

Libya'da yaşananları nasıl görüyor Arap dünyası peki? Askeri bir müdahaleler ile Mısır ve Tunus'da başlayan sürecin seyri ve şekli değişebilir mi?

Arap dünyasında bu konuda iki farklı görüş var. Bir taraf Kaddafi'nin halkına yaptığı zulümlerden dolayı, askeri bir müdahalenin doğru olduğu diğer tarafsa tam tersi bunun iyi bir fikir olmadığı görüşünde. Müdahaleye karşı olanlar bunun yeni bir Irak olmasından dolayı endişe ediyorlar. Ülkenin kendi içinde, kendi halkı tarafından gerçekleştirilen devrimlere, dışarıdan müdahalelere karşı çok daha olumlu bakılıyor.


Nur Özkan Erbay ve Natasha Tynes


Libya'ya yapılan müdahale sonrası ortaya çıkan bu süreçte bahsettiğimiz diğer ülkelerde devrim beklentileri ne derece güçlü olacak bundan sonra?

Aslında bundan sonra neler olabileceğini kestirmek herkes için güç. Bu ülkelerin mevcut devlet sistemleri, istikrarı ile ilgili yoğun bir kafa karışıklığı var. Tunus'ta, Mısır'da hala süreç devam ediyor, çözümlenmemiş bir sürü konu daha ortada duruyor. Mısır'da yaşanan gerçekten bir devrimdi. Halkın sokaklara dökülmesi ve hükümeti devirmesi başlı başına bir devrimdi. Tunus'ta da aynı şekilde ama Libya için durum henüz net değil. Eğer askeri müdahale ile bir yönetim değişikliği olursa Libya halkı bunun Batı'nın müdahalesi ile yapıldığını anımsayacak.

Tabi bu da diğer ülkelerde halk tarafından gerçekleştirilecek devrimlerin gücünü sarsacak ve buna hep dışarıdan bir müdahale olarak bakılacaktır.

"AYAKLANMALARIN İSRAİL VE ABD KARŞITLIĞINA DÖNMEMESİ BAŞARI GETİRDİ"

Öte yandan, İsrail ve ABD karşıtlığı gibi bir söylemle karşılaşmadık tüm süreçte. Bunun nedeni ne sizce?

Çünkü burada ülkelerin kendi içlerinde yaşadıkları temel sorunlar çıkış noktasıydı. Aslında ABD ya da İsrail karşıtı bir söyleme dönüşmemesi de başarıyı getirdi çünkü daha büyük, bölgesel sorunlar gündeme gelseydi dağılabilirdi etkisi. Bu aslında devrimi başarılı kıldı çünkü yaşanan lokal sorunlar sadece bir kesimi, bir politik görüşü değil herkesin hayatını etkiliyor.

"İNSANLAR ONYILLARDIR BEKLİYORDU, TUNUS ÖRNEK OLDU"

Dünyanın her yerinde belki de en sık sorulan soru 'neden şimdi' yönünde oldu…

Neden şimdi? Tunus'un bu anlamda bu süreci başlattığını düşünüyorum. Diğer ülkelerde "Eğer Tunus yapabiliyorsa biz de yapabiliriz" görüşü hakim oldu. İnsanlar bunun için onyıllardır bekliyordu aslında ama onları da buna teşvik edecek bir örnek bekliyorlardı. Eğitimli genç nüfus El Cezire, El Arabiya gibi kanalları uydudan izlemeye ve neler olup bittiği ile ilgili daha fazla bilinçlenmeye başladı. Devletin artık gerçekleri, yaptıklarını saklayamayacağı anlaşıldı. Sosyal Medya, Canlı Yayın, Arap uydu kanalları bunda etkili oldu. Bu ortamda, genç jenerasyon, büyüklerinin yaşadığı bir beyin yıkamasına maruz kalmadı ve Tunus'dan sonra diğer ülkelere yayıldı bu.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki tüm bu değişimin, başkaldırının Wikileaks belgelerinin ortaya çıkmasından sonraki döneme rastladığını görüyoruz. Böyle bir bağlantı kurmamız sağlıklı bir analiz olur mu?

Ben kişisel olarak böyle bir bağlantı olduğunu düşünmüyorum. Wikileaks ile açığa çıkan bilgiler zaten zaten Arap dünyasının bildiği şeylerdi. Yolsuzluklar bilinen şeylerdi.

Bahsettiğimiz tüm bu ülkelerdeki genç nüfus, 25 yaş altı nüfus toplumun yarısından fazlasını oluşturuyor neredeyse. Buna genç jenerasyonun isyanı diyebilir miyiz? Bu bağlamda protestoların ardında yatan motivasyonlar neler?

Motivasyon, gelir adaletsizliği, reformların, düşünce ve ifade özgürlüklerinin yetersizliği ve 40 yıllık diktatörlüklerle yönetiliyor olmaları. İnsanlar temel insan haklarını istiyorlar, seçimlerde liderler için oy kullanmak, iyi bir eğitime sahip olmak istiyorlar. Bu ülkelerde yolsuzluk büyük safhalarda. Ülkelerin doğal zenginlikleri olmasına rağmen insanları fakir. Bu da isyanların sebebi.



"SOSYAL MEDYA KİTLELERİ BİR ARAYA GETİRDİ"

Sosyal Medya'nın rolüne değinirsek, nasıl bir etkisi oldu protestolarda ya da oluyor? İlk protestolar mı gençleri Sosyal Medya'da örgütlenmeye itti yoksa tam tersi mi oldu?

İlk olarak Mısır'dan bahsetmek isterim bu anlamda. Mısır kaynıyordu aslında, Hristiyan-Müslüman çatışması ve İskenderiye'de Hristiyan Kilise'sine yapılan saldırıdan sonra. Bundan önce de Halid Said'in Mısır polisi tarafından öldürülmesi yaşandı. İnsanların zaten birikmiş bir tepkisi vardı. Sosyal medya burada kitlelerin organize bir şekilde bir araya gelip, sokaklara dökülmesine imkân yarattı. Bu anlamda sosyal medyanın önemli bir rolü var ancak birbiri olmadan yani toplumda bu anlamda bir tepki oluşmadan da bu başarılı olamazdı. Eğer politik gerilim olmasaydı sadece sosyal medya tek başına bir anlam ifade etmezdi, aynı şekilde tam tersini de düşünebiliriz. Birbirlerini tamamladılar diyebiliriz.

"GAZETECİLER BU SÜREÇTE TEMEL PRENSİPLERE AYKIRI DAVRANDI"

Bir gazeteci olarak sosyal medyanın bu süreçte manipülasyonlara açık olabileceği konusunda neler söylersiniz?

Tabi olabilir yalnız bunu manipülasyon olarak değil de halk, vatandaşlar tarafından yapılan gazeteciliğin sonucu olarak bilginin eksik,yanlış dağıtılması olarak görebiliriz. Bazen profesyonel gazetecilerin bile zamanla bu bilgileri çek etmeden yayınladıklarını görebiliyoruz.

Hatta bazen profesyonel gazetecilerin sosyal medyada kendi düşüncelerini ifade etmeleri ve haberin gerçek unsurlarını sunma arasında sınırı aştığını da görebiliyoruz. Örneğin bir gazeteci Bahreyn yönetimine karşıyım diyebiliyor hâlbuki bu temel gazeteci prensiplerine aykırı. Sosyal medya platformunda da olsa bu kurallar çiğnenmemeli diye düşünüyorum.

"BİLGİ KİRLİLİĞİ YOĞUN BİR ŞEKİLDE YAŞANIYOR"

Özellikle Libya ile ilgili yapılan haberlerde birçok kimliği belli olmayan kaynaklardan alınan bilgiler, referanslar olduğunu görüyoruz? Olağanüstü bir durum olabilir can güvenliği açısından ancak kimliği belirtilmeyen kaynakların bu derece yoğun kullanılması medya tarafından doğru mu?

Evet, bir gazeteci olarak şunu söylemeliyim ki adı açıklanmayan kaynakları mümkün olduğu kadar kullanmamak ancak çok mecbur kalındığında kullanmak gerektiği düşüncesindeyim. Haberin kaynağının bilinmesinde fayda var. Bu özellikle şu anda bilgi kirliliğinin yoğun olarak yaşandığı bir dönemde çok önemli bir konu ve gazeteciler ekstra bir enerji sarf etmeleri pahasına kimliği belli kaynakları mümkün olduğunca çok kullanmalılar.

Amerikan Medyası ve özellikle El Cezire'nin olayları ele alma biçimi ve söylemlerini incelediğimizde değerlendirmeleriniz ne olur?

El Cezire'nin muazzam bir iş başardığını düşünüyorum. Bölgede neler yaşandığını ilk olarak 24 saat süren canlı yayınları ile El Cezire verdi.

"BATI BASINI TUNUS'TA NE OLDUĞUNU KAÇIRDI, GEÇ KALDI"

Bugüne kadar Amerikan Medyasını görüyorduk olay mahalline ilk giden ve bildirenler olarak, bu değişti gibi değil mi?

Evet, başlarda Batı medyası Tunus ve Mısır'da olanlarla ilgilenmedi, neredeyse haftalar sonra bu ülkelere temsilcilerini, muhabirlerini gönderdiler. Tunus'ta gerçekten neler yaşandığını kaçırdılar adeta ve El Cezire ise olay yerinden başından beri yaptığı canlı bağlantılarla, analizlerle ve projeksiyonlarla olayları gün yüzüne çıkarıyordu. Tabi El Cezire'nin bölgede haber kaynakları, habercileri ile batı medyasına göre daha avantajlı olduğunu söylememiz gerekir.

El Cezire bu anlamda doğal olarak tüm süreci Batı Medyası'na göre daha başarılı bir performans sergiledi.


****

Uluslararası Gazeteciler Merkezi-ICFJ Neler Yapıyor


ICFJ, kar amacı gütmeyen, dünya genelinde gazeteciliğin kalitesinin artırılmasını amaçlayan profesyonel bir merkez. 26 yıldır 65 binden fazla gazeteci ile 180 ülkede faaliyetlerini sürdüren ICFJ, 7 dilde eğitim olanakları sunuyor. Gazetecilik ve gazetecinin standartlarının yükseltilmesi amacıyla gazeteci ve medya yöneticilerinin katıldığı seminerler, kurs programları, burslu staj olanakları ve uluslararası değişim programları düzenliyor.

Çalışmaları arasında online kurslar da bulunan ICFJ son olarak Türk ve Ermeni gazetecilerin birlikte katıldıkları bir değişim programı düzenliyor. Ankara, Erivan ve ABD ayaklarının yer alacağı program kapsamında staj olanakları, uluslarası workshoplar ve online kurslar da yer alacak.

Daha ayrıntılı bilgi için:
www.icfj.org

DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar
EN ÇOK OKUNAN HABERLER